28 Haziran 2015 Pazar

WHO WINS?

Oruçlu oruçlu kafamı toparlayabilirsem Amerika'da lgbt evliliklerinin serbest bırakılması üzerine bir yazı yazıcam inşaallah. Konuya bodoslama dalıyorum kusura bakmayınız:)

Etrafta bir sürü lgbt olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Evlenip, eşinin gay olduğunu anlayınca dokuz ay sonra boşanan kadınlar var. Yada ' Bizim yurtta başörtülü bir lezbiyen kız vardı', diyenler de var. Meselem insanların tercihleri değil. Yolda travesti bile görsem tip tip bakmamaya çalışırım. Bir yerden alışveriş yaparken gay görsem, ne ters ters bakarım ne de rahatsız edecek davranışta bulunurum. Ama 'same gender marriage' yasal kılınamaz. Dünya belli bir düzen üzere kuruludur ve birileri fıtrarı bozmaya çalışıyor. Piramitten sineği çıkartsak bile dünyanın düzeni bozulacakken, hepsinin bir yaradılış gayesi ve amacı varken nasıl olurda insanın fıtratına bu şekilde müdahale edilebilir! 

Bunun adı demokrasi değil, bunun adı eşitlik değil. Bu birileri tarafından toplum mühendisliği yapılmak üzere kurgulanmış bir oyun. Evet klişe olacak ama oyun! Biz buna hazırlandık. Bu aşamaya gelene kadar bir normalleştirme sürecinden geçirildik. Whatsapptaki emojilerden tutun, Hdp'nin eşcinsel adayına kadar hepsi belirlenmiş şeylerdi. Twitterda atılan tweetlerin içeriği bile o kadar ilginç ki. İnsanları kışkırtmak için adını 'onur yürüyüşü' koydukları bir saçmalığı Fatih Çarşambadan başlatıyorlar ! Sapkınlığa, onur derken bu ilişkileri de 'love wins' olarak özetliyorlar. Yine twitterda belki de fake olan başörtülü lezbiyen bir kız hesabından ne tweetler atıyor. Cesaretlendirip, sokağa çıkartmak istedikleri bir kesim var çünkü. 

Love is love - hüküm is hüküm !

Gelelim asıl mevzuya, lovewins hastagi ile sosyal medya yanıp kavrulurken bir başörtülü bir de başı açık ama dindar olan bir arkadaşın bu mevzuyu desteklediğine şahit oldum. Zaten elle tutulur hiçbir tarafı olmayan bu mevzunun bilinçli kişiler tarafından da sevinçle karşılanması çıldırttı beni. 

Yahu arkadaşlar hadi onlar Müslüman değil, hadi Müslüman olanlar da dinini bilmiyor. Peki ya siz? Kuran'da ki Lut kavmini bilmiyor musunuz? Hz. Allah'ın bu kavmi sevmediğini, sapkın dediğini ve helak ettiğini bilmiyor musunuz? Onun sevmediğini severek, sapkınlık dediğine 'Love' diyerek neye hizmet ediyorsunuz?! 

Kafanızda nasıl bir yeri var bu konunun bilmiyorum ama Kuran'daki yeri bellidir;

7:80 -Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyor sunuz?
7:81 -Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
11:77 -Ne zaman ki, elçilerimiz Lut'a geldiler, bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve "Bu gün çetin bir gündür." dedi.
11:78 -Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara: "Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" dedi.
11:79 -Onlar: "Sen de bilirsin ki, bizim senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet iyi biliyorsun." dediler.
15:67 -Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
15:68 -Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
15:69 -"Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
15:70 -Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
15:71 -Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
27:54 -Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"
27:55 -"Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"


 Akılsızları anladım da akıllı bildiklerime diyorum; 'Yoksa siz hiç akletmez misiniz?!' 

16 Haziran 2015 Salı

BACK TO SCHOOL

Dört yıl aradan sonra yüksek lisans ile okul hayatıma geri dönmenin mutluluğunu yaşıyorum:)) Yüksek yüksek diye diye başımın etini yediler. Aradan çıkartayım dedim.



Tebdili mekanda ferahlık vardır düşüncesi ile lisans eğitimimi aldığım okulu değil başka bir okulu tercih ettim yüksek lisans için. Tercih ettiğim okul, eski okuluma göre daha muhafazakar . Genel ortamı da şu şekilde özetleyebilirim; eski okulum vatandaşlarla yeni okulum halka dolu :) Az çok bilgi sahibi olduğum yeni okuluma hemen ısınmış ve ortamı benimsemiştim. Merdivenlerinden çıkarken, sınıfta otururken, kantine inerken garip bir güven hissi vardı içimde. Sınıf arkadaşlarım bu okuldan mezun ve hiç biri memnun değil. Benim neden kendi okulumda değilde burda yüksek lisans yaptığıma hala bir anlam veremiyorlar:) Literatürde özel ama kafa yapısı olarak devlet gibi olan okul, mevcut sistemi ile arkadaşları delirtmiş. Bana da ''Attan inip eşşeğe bindin, çekeceksin o zaman'', diyorlar:) Razıyım, çekerim :) Her seferinde memnuniyetsizliklerini dile getiren arkadaşlar,  ''Öyle söylemeyin ya iyi okul bence'' demelerimi garipsiyolardı. Haklılar, çünkü mezun olduğum okulda yaşadıklarımı bilmiyorlar.

Hatırı sayılır bi okulda lisans eğitimimi tamamladım. Verdiği eğitim, öğrencilerine sunduğu imkanlar, hocaları... daha birçok konuda gerçekten çok kaliteli bir okuldu. Fakat bir türlü kendimi rahat hissedemiyordum okulda. Hazırlık dönemi lise gibiydi ne olduysa bölüme geçince oldu. Başörtülü birinin pek okuyacağı bi bölümü tercih etmemiştim sanırım:) Başörtüsü yasağından dolayı okula şapka ile giriyorduk ve bu bizde inanılmaz bir özgüven eksikliği yaratıyordu. Kimliğinizle değil başka biri olarak okula giriyorsunuz. Üstelik o saçma şapka ile koskoca anfide sunum yapıyorsunuz! Birileri Temmuz'un ortasında moda olsun diye şapka taktığınızı düşünüyor. Şapkayla birlikte ve okuduğum bölümün aykırılığı nedeniyle bir türlü aidiyet hissedemiyordum. Rahat değildim. Zaman geçtikçe bu duygu azalmadı. Hep sınıfın dışında ya da okulun dışında bir yerlerdeydim. Şimdiki başörtülü nesilden biraz daha farklıydık biz. Onlar muhtemelen bu hissi yaşamıyor olabilirler. İlk defa başörtümle okula girdiğim o günü hiç unutamıyorum. O zaman özgüven konusunda biraz ilerleme kaydetmiştim sanırım. 

Her türlü serbestliğin olduğu bu okulda dindar biri olarak okumak hakikaten çok zordu. Türkiye'de değilde yurt dışında bi okulmuş hissi yaratıyordu insanda. Son derece elit, bir o kadar burjuva:))Özellikle kendi bölümüm için söylüyorum, benim gibi düşünen bir tane bile hocam yoktu. Beni anlayabilecek, ya da gidip konuşabileceğim bi hocam da. Okulun imkanlarında da yararlanamıyorduk. Bir sürü kulüp vardı mesela ama bize çok uzaktı. Çünkü içinde bulunduğumuz yerin çokta uzağına gidemiyorduk. Şartlar dindar bir kız için pek uygun değildi yani.

Gelelim asıl konuya, yüksek lisans yaptığım okula karşı acayip bi aidiyetlik hissi gelişti bende:) Okulun içinde mescit olması şok etmişti beni. Resmen namazlarımızı rahatça kılabiliyorduk. Sonra dersin birinde, erkek arkadaşlardan biri ezan okununca çıkıp abdestini alıp geri gelmişt. İkinci bir şok daha yaşamıştım:) Üstelik yüksek lisansımı da o aykırı bölümde yapıyordum bu okulda. Beni anlayan, benim dilimden konuşan hocalarım ve arkadaşlarım vardı. 

Ben yüksek lisans yaptığım okulda Ben idim. Oysa lisansımı yaptığım okulda sadece Öteki. İşte tamda bu durumdan dolayı, yeni okuluma daha çok ait hissetmiştim kendimi. Daha özgüvenli, daha mutluydum. Oysa mezun olduğum okulda arkadaşlarımla mutlu olsam bile, okul çok kaliteli olsa bile yetmemişti bana/bize. 

Şimdi bu okulda, bütün teknik aksaklıklara ve devlet dairesi zihniyetine rağmen evet ben mutluyum. Belki eski okulumdaki imkanlar yok, kampüs ortamı yok, yok babam yok:) Ama dindar kimliğimle, başörtümle kendim olarak okuyabildiğim yeni okulum yepyeni duygular yaşattı bana.