11 Şubat 2015 Çarşamba

WHIPLASH'I YEDİRMEYİZ!




Whiplash film festivalinde listeme girmiş fakat festival zamanı seyredememiştim. Son zamanlarda sosyal medyada çok fazla görünce bir şey mi oldu acaba dedim:) Meğer film vizyona girmiş. Tabi ben önceden bildiğim için filmi ( burda ne kadar entel olduğuma dikkat çekiyorum) şaşırmıştım. Birde filmi beğenmeyenleri görünce yazmadan geçemedim. 


Eğer müziği seviyorsanız hele hele cazı seviyorsanız bu filme gidin arkadaşlar. Gerisi boş laf. Seyrederken ayaklarınız, elleriniz ve kafanız yerinde duramıyor, ritme kaptırıyorsunuz kendinizi feci halde. 'Müziği sevmem ama gerilimi severim', diyorsanız yine gidin:) Andrew yani başrol oyuncularından Miles Teller'in hali karşısında filmin sonuna kadar gerim gerim geriliyorsunuz. Bir diğer başrol oyuncusu olan J.K.Simmons'un performansı da filmi çok yukarılara taşıyor tabiki.



Whiplash Oscar'a aday olması hatta yılın en iyi filmi seçilme ihtimalinden ötürü bazı izleyiciler tarafından eleştiriliyor. Yılın en iyi filmi olabilecek kadar iyi olmayabilir ama kötü film diyenlere 'yaw he he' diyorum. Görüntü, müzik, ritim, oyunculuk, gerilim hepsi süper. Bu tarz filmleri herkesin izlememesi gerekiyor arkadaş çünkü adam müzik sevmiyorsa sıkılıyor. Örneğin, step up street diye dans temalı bi film var.  Film boyunca adamlar deli gibi dans ediyor. Öyle efsane senaryolar yok. Fakat dans, müzik, koreografiler o kadar iyi hayran olduğum film serisidir. Şimdi sen bu filmi dans ve müzikten zerre hoşlanmayan birine izlet kulp üstüne kulp takar. Kulplardan Everest Tepesi yapar.

GOOD JOB!

Gelelim filme takılan kulplardan birine, klişe! Sebep; öğrenci, öğretmen, öğrenme ve hırs gibi aşina olduğumuz kelimeler üzerine oluşturulmuş bir senaryo. Usta müzisyen Fletcher davula yeteneği olan bir öğrenci keşfediyor ve onu eğitmeye başlıyor. Fakat hoca, öğrencilerini sürekli aşağılayan bir öğretme sistemine sahip. Onlara adeta bir pislik gibi davranıyor. Bütün bu pislik gibi davranmaları izleyici de acayip gerginlik yaratıyor. Ekrana yapışıp, adamın suratına yumruk atmak istiyorsunuz:) Allah'tan yetenekli öğrenci Andrew kendisine yapılan haksızlıktan sonra daha fazla dayanamayıp adamı bir güzel pataklıyor.Tam orda 'ohhh beee' diyorsunuz:) 'Üzgünüm öğretmen olabilir ama haketti' diye ekliyor içinizden biri de sonra.


Öğretmen, öğrenci ve 'başarıya giden yolda çok çalışmak lazım' ana temasını içermesi açısından 'klişe ıhhh beğenmedim' diyenlere ben de 'bızımla degılsınız' diyorum. Bence asıl klişe, ölü ozanlar derneği! Carpe Diem vs temalı her film. Ama eğer Whiplash gibi klişe dediğiniz konuları heyecana, gerilime çevirebiliyorlarsa başarmışlar demektir. 

FilmdeTerrence Fletcher ( Simmons) öğrencisine ' İngilizce'de çok kötü iki tane kelime var biliyor musun hangileri? Good Job!' diyor. Film bittiğinde ise 'lanet olsun ya burda mı biter şimdi bu film, insan Andrew'u bi alkışlar bi aferin der bi sarılır', diyorsunuz. Yani good job demelerini bekliyorsunuz:) Sonra filmin içimize kadar işlemiş olan  aferim almak temasını ne kadar iyi işlediğini anlıyorsunuz. 


KAN, GÖZYAŞI, TER

Bu üçleme bir harikaydı dostum! Yine bir klişe; kan, gözyaşı ve ter :) Nasıl diyor siz Türkler adeta içim kıyıldı :) Şimdi ben size bu üçlünün nasıl muhteşem işlendiğini anlatsam filmi anlatmış olucam o yüzden izleyin ve görün!Yılın en iyi filmi ödülünü alacak mı bilmiyoruz fakat bence en iyi görüntü ve ses ödülünü alabilir.  Bu arada filmi dikkatlice seyreden Türkiyeliler bir sürpriz ile karşılaşıyor. Sürprizi tabiki söylemicem 'emek harcamadan öğrenmek' olmaz klişesi yapıyorum ben de:) 

Keep calm and lets dance, jazz, music and rythim :))







Hiç yorum yok: