1 Şubat 2015 Pazar

ALTIN VE BAKIR


İran sineması, uzun zamandır tanışmayı beklediğim fakat kenarda beklettiklerimden idi. Bu aralar çok fazla İran yapımı film ile karşılaşınca beklemeye son vermem gerektiğini anlayıp, bu naif dünyaya Gold and Copper filmi ile giriş yaptım.

                  
  
Yönetmenliğini Humayun Esediyan'ın yaptığı bu muhteşem filmin başrollerini Behruz Süheybi (Seyyid Rıza); Nigâr Cevahiriyan (Zehra Sadat); Seher Devletşahi (Sepide Hemşire); Cevat İzzeti (Hamit Bey); Halime Saidi (Azam Hanım) paylaşıyor.

Film Seyyid Rıza'nın molla olmak için Tahran'a gelmesi, orada karısı ve çocukları ile yaşadıklarını konu alıyor. 

NAİF VE SESSİZ

Güzellik bazen naiflikten gelir. Sessizdir, durağandır bazen kelimeler yada olaylar. Fakat o kadar içinize işler ki ruh dünyanızı çepeçevre sarar. İşte Altın ve Bakır tamda böyle bir film. Olaylar birbiri ardını kovalamıyor. Hayatın akışı sessizce devam ediyor Seyyid Rıza ve Zehra Sadat çifti için. Ta ki Zehra hastalanıp MS hastası oluncaya kadar. 

            


MERHAMETİN VE FEDAKARLIĞIN ŞAHLANIŞI

Size birisi merhamet ve fedakarlık tam olarak nasıl bir şey diye sorarsa tanımlamaya kalkışmayın. Altın ve Bakır'ı seyredin demeniz yeterli olacaktır desem abartıya mahal vermiş olmam inanın. Özellikle evli çiftlerin izlemesi gereken bu filmde o kadar muhteşem sahneler var ki insan kendisinden utanıyor.

Seyyid Rıza'nın ve Zehra Sadat'ın birbirlerine olan bağlılığı saygısı ve sevgisi günümüzde yıkılmaya yüz tutmuş birçok gerçeği hatırlatıyor. 

Her sahnesi içime işleyen bu enfes filmin o muhteşem karelerinden bir kaçı;

Sinirleri oldukça yıpranan Seyyid ve Zehra evde bir patlama yaşarlar ve replikler aynen şöyle devam eder;


Zehra Sedat:"Sen bana daha önce asla bağırmamıştın. Maşaallah sesin de..."
Seyyid Rıza: "Eğer sana bir daha sesimi yükseltirsem allah beni affetmesin... Tabi senin de sesin..."

Kelime dağarcığını tüketen bir sahne bu! Düşünsenize yıllardır evliler ve ilk defa bu kadar yüksek sesle konuşuyorlar. İlk defa duyuyorlar nasılmış sesleri bağırdıkları zaman! Peki ya bunu birbirlerine ifade ediş şekilleri. Kifayetsiz....

Filmi seyredenler şimdi yazacağım sahneden ne kadar etkilenmiştir bilemem ama beni yerden yere vuran sahnelerden biri de şuydu;

Seyyid ve Zehra halının üzerinde oturmuş sohbet ederken;

_ Seyyid kızımı çağır beni lavaboya götürsün.
_ Elini omuzuma koy ben seni götürürüm Zehra Sadat
_ Çok utanıyorum Seyyid Rıza sanırım bu halıyı temizlemek zorunda kalacağız:(

Boğazıma yumruk yemiş gibi oldum bu sahnede. Eşinden utanmasını bilen kaç kadın kaldı şu dünyada acaba?! Eşinin bu müşkül durumunu yüzüne vurmayan her düştüğünde yüzünde bir tebessüm gözlerinde sevgi ile onu yerden kaldıran  Seyyid Rıza gibi kaç erkek...

              


KÜÇÜK AYRINTILAR BÜYÜK MESAJLAR

Belki filmi seyrederken anında küçük sahnelerin farkına varamıyoruz fakat birkaç dakika sonra o sahne içinizde çözülmeye başlıyor. 

Molla olmak için okula giden Seyyid zaman zaman kızını cübbesi ile okula bırakıyor. Fakat kızı, Seyyid cübbeli iken onunla görünmemek için hemen elini bırakıp okula giriyor ve onu öpmüyor. Aslına bakarsanız çok basit bir sahne bazılarımız için. Oysaki Türkiye'de annesi çarşaflı yada başörtülü olduğu için bu durumu yaşamış/ yaşayan kaç çocuk vardır kim bilir!

Filmin son sahneleri... Seyyid yine geç kaldığı dersi kapının dışında dinliyor. Ve bir süre sonra dışarıdaki ayakkabıları eliyle silip, düzeltmeye başlıyor! Bunun adı nefis terbiyesi bunun adı hiç olmak... Tek bir sahne kocaman bir mesaj.

Seyyid Rıza'nın medresede dinlediği şu dersle film sona eriyor;


"Onun aşkının kimyasından,
bu kara yüzüm altın oluverdi.
evet; senin lütfünün mutluluğuyla,
toprak altın olur." 


Herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı. Bir hazine ya da bir kimya, iksir... Bu hazineyi hayal edenler bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar... İnsanların arayıp durduğu bu kimya aşktır, gerisi çer-çöptür... Eğer okuduklarınız bizimkiyle aynıysa, yırtıp atın kitaplarınızı. Çünkü, aşk ilmi hiçbir kitapta yazmaz!"


 P.S: heykizkardesim.com da yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok: