10 Nisan 2014 Perşembe

HUMUS'A DÖNÜŞ, BASSET'E SELAM ...

Ladies and gentleman İstanbul Film Festivali başlamış bulunuyor.Bu yılda acayip filmler mevcut festivalde.Eğer beyaz perdeye ve festival filmlerine karşı bir ilgim alakam var diyorsanız muhakkak bir bakın derim.

Entelektüel kız mesajımı aldınız herhalde festivalleri falan takip ediyorum gördüğünüz gibi. Daha ne olsun! Entelektüel kızların evde kalma potansiyeli yüksekmiş öyle diyorlar ona göre iyi karar verin; entelektüel olmak yada evde kalmak:)

Birazcık entel hava soluyayım diye çarşamba günü taktım koluma çantamı festivalin yıldızlı yapıtlarından biri olan İda'yı seyretmek üzere yola koyuldum. Ama tabi sizin istemenizle olmuyor birde bunun nasip olmaması durumu var. Kim bitirdi hacı o İda'nın biletlerini kiiiiimmmm:/ Bana uygun olan tek bir saat var ve onun da biletleri bitmiş:(

O kadar yol gittikten sonra geri dönmek olmaz diye hemen karşı pasaja geçip Suriye'yi anlatan bu sene tekrardan gösterilen Humus'a Dönüş ( The return to Homs) filmini izleyeyim dedim. Documentary olan bu yapıtı seyrederken tüm duygularım birbirine girdi. Suriyeli yönetmen Talal Derki savaşın ortasında çekmiş bu belgeseli. Belgeseli izlerken yönetmenin başarısını düşünemedim malesef çünkü orada yaşananlar fırtınalara sebep oldu bende. 

Humus'ta ilk önce pasif direniş yapan fakat Esed'in zalim rejimine karşı pasif direnişin yetmeyeceğini anlayınca da silahlanan bir grup genç üzerinden ordaki durumu ele alıyor yönetmen. Suriye'yi, Humus'u, oradaki halkı son olarakta direnişçi grubun şartları ve yaşantıları gözler önüne seriliyor. Humus'ta bazı mahalleleri korumak için harekete geçiyor Basset ve arkadaşları. Her geçen gün yoldaşlarını, ailelerini ve sevdikleri yerleri kaybediyorlar. Fakat tüm olan bitene rağmen Humus'a dönüp orada kalanları korumaya kararlılar ve hiç bir zaman umutlarını yitirmiyorlar.

Basset bir sahnede viraneye dönen evine geliyor ve "Burası benim uyumayı en sevdiğim yerdi." Diyor. Bir başka sahnede ise Basset'in arkadaşlarından biri kendi evine gidiyor ve mutfakta kupasını buluyor."Bu benim en sevdiğim kupaydı bununla aynı desende birde tişörtüm vardı." Diye mırıldanıyor. Bu sahneleri seyredince bir an onların yerine koydum kendimi. Acaba ben o durumda hala bunları söyleyebilecek kadar ümitvar olabilir miydim. Tüm o yıkılmışlık içinde kendilerini mutlu edecek olan parçaları arayıp buluyorlardı. Kimi kamerasına, kimi kupasına kimide odasına bakıyordu. 

Filmdeki dış ses şöyle sesleniyordu bizlere; "Bu şehri en kötü kabuslarımda bile böyle hayal etmemiştim ben!"

Şehrin en sevdiğiniz yerini düşünün; Galata'yı, Kızkulesi'ni, Rumelihisarı'nı,Boğaz'ı... Yada evinizin en sevdiğiniz köşesini; yatağınızı, pencerenizin kenarını... Sonra tüm bunların bir anda yıkıldığını, yitip gittiğini.

O insanlar tamda bunu yaşıyor. Herşeylerini kaybetmiş durumlar. Geriye sadece inançları kalmış ve onunla Yaradana sımsıkı sığınıyorlar.

Belgeselin sonunda Talal Derki seyirciyi selamlamak ve soruları cevaplamak için sahneye çıktı. Seyircilerden biri "İlk başta pasif direniş görüyoruz filmde fakat daha sonra silahlanıyorlar. Pasif olarak direnişlerine devam edemezler miydi?" Diye bir soru sordu. Talal Derki o kadar güzel bir cevap verdiki. Burdan tüm dünyada zülum altında olan müslümanların direnişlerine karşı 'ama' ile başlayan cümleler kuran 'insanlara' gelsin bu cevap; " Oradaki durumu gördünüz. İnsanlar eşlerini, çocuklarını, yakınlarını kaybediyorlar. İşkenceler yapılıyor. Ben Suriye'den çıkmayı başardım. Eğer çıkamasaydım ve çocuğuma birşey olsaydı dünyayı karşıma alabilirdim. Herhalde böyle bir durumda Kofi Annan'ın yada Birleşmiş Milletler'in gelip sizi korumasını beklemezsiniz. Bu oldukça fantastik bir durum olur herhalde!"

Belgeselde çok can alıcı kesitler var ama izleyenler olur belki diye yazmıyorum. Mesela UN'den bir ekip geliyor güya insanlar ne durumda diye bakmak için. Fakat ekip gidene kadar hiç bir şekilde atış yapılmıyor, insanlar ölmüyor. Bu da insan haklarının Müslümanlar hariç kısmını birkez daha doğruluyor.

Basset ve arkaşlarından hayatta kalanlar sadece üç kişi. Basset bunlardan biri ve hala Esed zulmüne karşı direniyor. 

Ülkemizde savaşa meraklı olanlara bu belgesel izletilmeli ve bunları yaşamak ister misiniz diye sorulmalı!

Rabbim zulüm altında olan tüm müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun ve onlara zulmedenlere de Kahhar ismi ile muamele etsin!

Suriye'deki direnişi gerçekliğin içinden bize aktaran Talal Derki'ye sonsuz teşekkürler.Kendisinin de dediği gibi internette binlerce video var Esed zulmünü anlatan fakat bazı insanlar hala duyarsız belki Derki'nin ödüllü olan bu belgeseli biraz daha etkileyici olur.




3 yorum:

Pink timber dedi ki...

ödülü hak etmiş gerçekten güzel

LeVaMi dedi ki...

pink timber: izlerken icimizi parcalayan gerceklerin odul almasi da ayri bi celiski tabi.

LeVaMi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.