21 Mayıs 2013 Salı

SERMAYENİN YEŞİLİ DE BAŞÖRTÜLÜYÜ MAĞDUR EDİYOR



Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) hazırladığı “Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar” adlı rapor, 9 Kasım’da yapılan bir toplantıyla açıklandı. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Dilek Cindioğlu tarafından kaleme alınan rapora göre; başörtülü kadınlar, gerek özel sektörde, gerekse kamusal alanda iş hayatına katılımlarında, yasağın olumsuz etkilerine maruz kalıyorlar.

Özgeçmiş göndermek bile sorun
3 şehirde, 79 uzman meslek sahibi başörtülü kadın ve 25 erkekle yapılan mülakatlar sonucu hazırlanan raporda; başörtülü kadınların iş hayatında nasıl sorunlara maruz kaldıkları, yapılan röportajlarla tek tek örneklendirilerek anlatılıyor. Buna göre başörtülü kadınlar, çalışma koşulları ve güvenceler bakımından kamusal alanda çalışmak isteseler de, şartlardan ötürü özel sektörde iş arıyorlar. Fakat bu da bir çözüm getirmiyor. Çünkü burada da daha işe alınma aşamasında sorunlar başlıyor. Cindioğlu bunu şöyle açıklıyor: “İşe alınırken mesleki sınavlarda başı açık resim gerekiyor. Yine başvuruda bulunurken CV’ye resim koymak gerekiyor. Kapalı resim koyduğunuzda bir çok yer sizi çağırmıyor. Resim koymayıp mülakata çağrıldığınızda ise ‘Tam istediğimiz gibi bir elemansınız, ama başörtüsü bizim için sıkıntı olur’ cevabı alınabiliyor.”

Yeşil sermayede de rahat yok
Aslında rapora göre; özel sektör için başörtülü eleman çalıştırmak, bir avantaj bile olabiliyor. Burada patronlar, başörtülü kadınların, kolay kolay başka yerde iş imkânı bulamayacaklarını bildiklerinden, standartlardan çok daha düşük ücretler öneriyorlar. Görüşmecilerden Nadide Hanım, patronuna “Neden bu kadar düşük ücret veriyorsunuz? diye sorduğunda “Sizin alternatifiniz yok. Ben bu maaşı vermesem gidip dışarıda daha yüksek birşey bulamazsınız. Ama bu beylerde böyle değil” cevabını aldığını söylüyor. Ayşe Hanım patronların kimi zaman başörtülü kadın çalıştırmayı, sosyal sorumluk olarak gösterip vicdanlarını rahatlattıklarını, ayrıca bunun şirket müşterilerine olumlu bir vitrin oluşturduğunu söylüyor. Görüş bu şekilde olunca aynı eğitim seviyesinde olan iki elemandan başı açık olan daha avantajlı konuma geliyor. Görüşmecilerden mühendis Nadide Hanım kendisinin 800 ytl maaşla çalıştığını ama işe yeni başlayanların bile bin 500 lira aldıklarını belirtiyor. Çoğu şirket buna cevap olarak başörtülü kadının özel sektörün gerektirdiği görüşmelere gitmek istemeyeceğini gitmek istese de bunun şirketin görünümü bakımından uygun bulunmayacağını öne sürüyor. Raporda ilginç olan bir başka nokta ise, başörtülü kadınların yeşil sermayede bile rahat edememesi. Başörtülü kadınlar, işverenleri dindar ve muhafazakâr kesim bile olsa, yine hak ettikleri maaşı alamıyorlar. Aslında dinde kadının çalışmaması gibi bir durum söz konusu değil. Fakat rapora göre; patronlar bu defa da, kadınların ev geçindirme yükümlülüklerinin olmadığını, erkeklerin ise bu yükümlülüklerinden ötürü daha yüksek maaşla çalışmalarının kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar. Görüşmecilerden Ayşe Hanım “Benzer görüşlerdeysek bize karşı pozitif ayrımcılık yapmaları gerektiğini düşündüğümüz oluyor ama gerçekte böyle birşey olmuyor. Tam tersi oluyor” şeklinde konuşuyor.

İş hayatını istiyorlar
Cindioğlu; derlediği bu araştırmalarının, istatistikî veriler ortaya koymadığını söylerken, elde edilen bulgularla yasağın özel sektörde de olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılabilineceğini de ekliyor. Cindioğlu, yaptığı açıklamada; “Bu araştırmanın en önemli yönü; başörtüsü yasağının, sadece kamuda çalışan başörtülü kadınları değil, özel sektörde çalışan başörtülü kadınları da etkilediğini ortaya koymasıdır.” diye açıklıyor bunu. “Ayrımcılıklar işverenlerin tek tek kişisel tutumlarıyla oluşan bir şey değil. Çok daha yapısal” diyen Cindioğlu, başörtülü kadınların uğradıkları ayrımcılığın, yasağın varlığının getirdiği bir netice olduğunu vurguluyor. Toplumda var olan geleneksel bir bakış açısıyla, başörtülü kadınların, eğitim hayatından sonra, iş hayatında var olmayı istemedikleri düşüncesiyle hareket edildiğini anlatan Cindioğlu, araştırmanın aslında gerçeğin hiç de böyle olmadığını ortaya koyduğunu ifade ediyor.

Kadın iş gücü yok sayılıyor
Paneli düzenleyen TESEV’in Başkanı Can Paker ise, Türkiye’de olan başörtüsü yasağının hem yasal, hem de kültürel olarak devam ettiğini belirtti. Bu durumun Türkiye’de başörtüsüyle okuyup, ondan sonra meslek sahibi olmak isteyen kadınların önünü kapattığını söyleyen Paker, “Böyle bir hevesi olan kadınlarımız ya büyük zorlukları göze alıyorlar, ya da hiç okumuyorlar.” diye yakınıyor. Üniversite mezunu olanların da, okudukları mesleği uygulamakla ilgili büyük zorluklarla karşılaştığını belirten Paker, “Kamuya alınmıyorlar, özel teşebbüsün kendini laik diye tanımlayan büyük bir kısmına alınmıyorlar. Biraz daha mütedeyyin kısma alınsalar bile düşük ücretle alınıyorlar” dedi. Paker, kadınlarının yüzde 60’ının başörtüsü örttüğü Türkiye’de böyle bir ekonomik gücün, iş dünyasına katılmasının engellendiğine işaret etti.

Ayşegül Aydın'ın 2010 yılında yapmış olduğu  haber. Yıl 2013 bence durum hala aynı!

20 Mayıs 2013 Pazartesi

I SAW ALIEN, CREATURE, MONSTER , HALF HUMAN OR WHATEVER ...

Başlığı yazınca Yalan Dünya Dizisi'ndeki ' I see dead people' repliği geldi aklıma çok güzeldi :) 

Yukardakilerin hepsini görmedim yanlış anlaşılma olmasın sadece gördüğüm şeyin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum:)Biraz önce sevğili dostum Buşra'nın ( http://loveorleavebruno.blogspot.com/) blogundaki bir yazıyı okuyunca aklıma ilkokul yıllarımda yaşadığım ilginç olay geldi ve paylaşayım dedim:) Buşra uzaylılar eğer mevcutsa ve onları gören insanlar varsa çok üzülüyorum onlara demiş. Çünkü insanın gördüğü bir şeye bir başkasını inandıramaması çok kötü birşey diye de eklemiş.Bu cümleyi okuyunca ' Evet, hay ağzından öpeyim senin.' dedim:) 

Neyse ben kendi olayıma geçeyim. Günlerden birgün maaile yatmışız.Gecenin bir körü evin telefonu çaldı. Annem telefonu açmak için kalkmış, salona doğru yürüyordu. Ben de annemin kolundan tutup onunla birlikte salona doğru yol aldım. Gece gece niye uyandım, hadi uyandım niye kalktım hiç bir fikrim yok:) Tırsak bi çocuktum ben oysaki. Annem telefonu açtı ve anladıkki o yıllarda çok meşhur olan telefon sapığı vakasıydı karşılaştığımız. Ben tekrar annemin kolundan tutmuş, yatağıma doğru yol alıyordum ki ne olduysa o anda oldu! Salon kapısının arkasında, ürkmüş bir şekilde bana bakan biri ! Resmen benim onu görmemden ötürü korkmuştu. Korkmuş bir pozisyonda, kapının arkasında yarı oturur şekildeydi. İnsan desen insan değil, yaratık desen yaratık değildi. Çok çirkin bir derisi vardı.Büzüşük, yaşli gibi. Sonra saçları yoktu. Sadece kafasında bir kaç tel uzun saç vardı. Ama üzeri giyinikti. Neyse ben annemin koluna iyice sarılmıştım ama şimdi nasıl uyuyacaktım! Gittim yattım iki dakika sonra annemi seslemek için yatak odasının yolunu tuttum. Israrla annemi kapının arkasında bir adam olduğuna ikna etmeye çalıştım uzun bir süre. Annem baktı ben gitmicem tamam dedi. Beraber tekrar salonun yolunu tuttuk fakat kapının arkasına baktığımızda orada kimse yoktu artık!

Annem bana inandı mı, hayır! Ben kaç yaşına geldim hala gördüğümden eminim. Üstelik tüm ayrıntıları hatırlıyorum neredeyse. 

Bir başka ilginç şey, bu kapının arkasındaki şey Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gollum'a benziyordu! Ben bu olayı ilkokula giderken yaşamıştım ama film çıktığında liseye gidiyordum. Şok olmuştum bu benzerliği farkedince. Filmlerde yaratılan karakterler yazıldığı gibi hayal ürünü olmuyor kimi zaman. Bu karakterlere can veren kişiler muhakkakki ya bizzat bunları görüyorlar yada görmüş kişilerden alıntılıyorlar. Uzaylı dediğimiz canlıların bir tasviri var artık günümüzde. Nerden çıktı bu tasvir eğer bu varlıklar yoksa. Kimse görmediği bir şeyi bu kadar mükemmel tasvir edemez bence.



Dünya üzerinde bizim göremediğimiz bir sürü yaratık var. Çocuklar, medyumluk vb işlerle uğraşan kişiler yada kalp gözleri açık olan insanlar bunların bazılarını görebiliyor. 

Uzun lafın kısası evren sadece bizim yaşadığımız gezegenden ibaret değil.Allah cc. o kadar gezegen yaratmışsa muhakkak orda da bazı canlılar olmalı o şartlar altında yaşayabilen. 

Başka ilginç anılarımla sizlerle olmaya devam edeceğim:)




13 Mayıs 2013 Pazartesi

UNUTULURMUŞ...



Eski şarkıları çok severim. Daha içten, daha bizden gelirler bana. Banu Kırbağ'ın Unutulur adlı parçası da bunlardan biri. Çok güzel sözleri var. Şöyle mazide bir tur atıp, neleri unutup nelerin içinizde bir yerlerde hala acıdığını hissedesiniz diye sadist bir şekilde sizinle de paylaşıyorum:)Şarkının benim için anlamlı yerlerini de copy paste edeyim bir dakika...



unutulmaz deme bana unutulur unutulur

kapanır en derin yara acısı da unutulur

unutulmaz denen günler unutulur unutulur

bu hayat böyledir dostum 

yaşanan gün mazi olur

en değerli hatıralar bir gün gelir unutulur

en acı dermandır yıllar

sen dursan da dünya döner

kalbini dağlayan yangın yavaş yavaş küle döner

hiç üzülme bu da geçer

bir gün gelir mazi olur

unutulmaz denen dertler unutulur unutulur