16 Şubat 2013 Cumartesi

ANNESİNİN DİZİNİN DİBİNDE OTURMAYAN KIZLAR



Kadınların çalışması kadın erkek rollerini değiştiren önemli unsurlardan biridir. Sosyo ekonomik değişimler kadın erkek rollerini değiştirmiş ve kadın artık iş dünyasını ayakta tutan unsurlardan biri haline gelmiştir. Kadının çalışmasıyla ilgili bu yazıyı ,önce bekar çalışan kadın sonra çalışan evli kadın daha sonra da çalışan kadın niye çalışıyor? Sorusu üzerinden  üç bölümde yazmaya çalışacağım.

Günümüzde az da olsa kız çocuklarını okutmak istemeyen bir kesim var. Fakat bu kesimin karşısında kız erkek ayrımı yapmadan çocuklarını okutmaya çalışan, onların alabilecekleri en güzel eğitimi almaları için gece gündüz çalışan aileler de var. Eskiden kız çocukları gerçekten eğitim alsın diye okutulurmuş. Anne babalar eğitimli - üniversite görmüş ve çocuklarını iyi yetiştirebilecek birer anne olsunlar diye kızlarına hem üniversite hemde medrese eğitimi aldırırlarmış.Şimdilerde ise bu durum ‘ aman oku kenarda diploman bulunsun. Ne olur ne olmaz.’ Cümlesine indirgendi. Yani kız çocuklarına, oku kenarda diploman bulunsun kocan yarın öbür gün dışarı atarsa ayakta durabilesin diyorlar kısaca. İnsanın ayakları üzerinde durabilmesi, diploma sahibi olması önemli birşey tabiki. Fakat diplomayı eşten ayrılınca kurtuluş yolu olarak göstermek nasıl bir zihniyettir. Sen bu kızı böyle yetiştirirsen tabiki o da ‘ Benim diplomam var, para kazanıyorum kazanabilirim. Gerekirse çıkar giderim.’ Gözüyle dünyaya bakar. Üstelik bunu yapan sadece dindar kesim değil. Her iki kesim de bunu yapıyor.

Günümüzde birçok aile kızı üniversite okuyup, birçok önemli ilmi öğrendiği için ( gerçi günümüz üniversite eğitimi de tartışılır) önemli adamları okuduğu için değil, yarın öbür gün para kazanacağı için seviniyor. ( niye sevindiğinden de bahsedeceğiz ilerleyen yazılarda)Yani eğitim kapitalizmin dişinin arasına sıkıştırılmış durumda.

Ayrıca değişen sosyo ekonomik durumlar kızların ve erkeklerin ölene kadar okuması durumuna döndü. Üniversite, master, doktora… Bitmek bilmeyen eğitim hayatı evlilik meselesini geri plana attı. Eğitim bitince de çalışma hayatı geliyor. Çalışma hayatına atılan kadın ve erkek parasını kazanıp özgürce hayatını yaşıyor. Kazandığı parayla istediklerini alıyor, gitmek istediği yerlere gidiyor. Evliliğin sorumluluğunu üzerine almaktan korkan bir nesil yetişiyor. Birbirlerine ihtiyaç duyacak fıtratta yaratılmış olan kadın ve erkek ,bu ihtiyacı özgürce yaşamaya değişmiyor. Bazıları ise bu tarz kızları ‘gözü açık’ olarak nitelendirip, özgürlüklerinin tadını çıkartmasını engellemeyecek olan daha az bilgili olan kızı tercih ediyor. Kızlarda bu egosu tavan yapmış aşırı eğitimli ‘özgür’ erkek ile evlenmekten çekiniyor.Sonuç, aynılaşan kadın ve erkek, konforu tercih eden yanlızlaşan hayatlar.

Peki, eğitimi yarın öbür gün eşimden boşanırsam ayaklarım üzerinde durayım diye alan kadınlar, özgürlüğe ve tek kişilik yaşama alışmış erkekler evlenince ne oluyor? Aynılaşan roller aynı evde nasıl yaşıyor? Bir evde iki baba başlığıyla bir sonraki yazıda :) 

BİR EVDE İKİ BABA



Bu yazıda Ali Bulaç’ın fazlaca ses getirmiş olan yazısından alıntılar yapmak istiyorum. Bulaç’ın yazısı ve okurlardan gelen mektuplar konuyu daha derinlemesine anlamamızı sağlayacaktır eminim.

Ali Bulaç 14 Ocak'ta bir yazı yazdı ortalık birbirine girdi.Mevzu kadının çalışmasından dolayı ortaya çıktığını düşündüğü bir durumu belirtmesiydi.Yazıyı burdan okuyabilirsiniz ( http://www.zaman.com.tr/ali-bulac/basortulu-aday-yoksa-oy-da-yok_2040305.html

Bulaç yazısının bir bölümünde şöyle diyor; "Liberal kapitalist piyasa ise kadını farklı çerçevede evin dışına çıkmaya zorluyor; anneliği ve ev hanımlığını itibarsızlaştırıyor; pozitif ayrımcılıkla kadın yuva kurmuyor; erkekler bu şekilde kışkırtılmış kadınlarla evlenmek istemiyor; sonuçta olan yine kadına oluyor. Birkaç tanesinin iyi durumuna karşılık yüz binlercesi iş-aş peşinde koşturuyor, yalnızlık içinde hayatını sürdürüyor, bir süre sonra saçını başını yoluyor ama iş işten geçiyor. Erkeğin fıtrî rolünü kaybetmesi onu kadına karşı acımasız şiddete, vahşi cinayetlere sürüklüyor, sonunda kadın devlete sığınıp kendini devletleştiriyor."

Doğruluk payı olan cümleler bunlar.İşin bu tarafını hiç tartışmayalım bence.Fakat kadının çalışmasından dolayı erkeğin şiddet göstermesi durumunu birbiriyle hiç bağdaştıramadım ben. Kadın çalışınca erkek 'fıtrı rolünü kaybediyor!' ve vahşi cinayetlere sürükleniyor! Böyle bir tespitte bulunabilmek için şiddete başvuran ve cinayet işleyen adamlar üzerinde araştırma yapmak gerek bence. 

Diğer konu; Kadının çalışması ile birlikte değişen aile kurumu ve kadın-erkek rolleri. Bu konuya girmeden önce Ali Bulaç'a okurlardan gelen mektuplar var bunları mutlaka okuyunuz derim (http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=18850)

Şimdi gelelim konumuza. Kadınların iş dünyasına girmesiyle ne oldu? Çalışan kadın ailedeki rolleri nasıl değiştirdi değiştirdi mi?

Kadın çalışmalı mı çalışmamalı mı? Bu sorunun cevabı bence, kadın çalışabilir fakat fıtratına uygun bir işte ve ortamda. Erkekle aynı şartlarda çalışan bir kadın düşünülemez bile. İş böyle olunca sorunlar kaçınılmaz oluyor çünkü. Günümüz şartlarında erkeklerle benzer iş saatlerinde çalışan kadınları düşünün.Bu kadın çalışması dışında, hem ev işleriyle hem çocuklarıyla hem de eşiyle ilgileniyor. Bunların hepsini bir arada mükemmel bir şekilde yapabilmesi mümkün mü? Tabiki hayır.Muhakkak birinde bir aksaklık oluyor.Fakat aksaklık genelde evde oluyor.Kadın kendi hakimiyet alanında kısıtlamalara gidip başkasının hakimiyet alanı olan iş ortamında görevlerini eksiksiz bir şekilde yapmaya çalışıyor. 

Sabahtan evden çıkıp akşam geç saatte eve gelen kadını daha evdeki işler bekliyor.Erkekler gibi işten gelip, kumandayı ellerine alıp ayaklarını uzatmaları gibi bir durum da söz konusu değil. Hazırlanması gereken yemek, ütülenmeyi bekleyen çamaşırlar, yıkanması gereken bulaşıklar,temizlenmesi gereken ev, ilgi bekleyen eş ve çocuklar... Tüm bu iş yükünün altından kadın nasıl kalkıyor peki? Eşini, çocuklarını ihmal ediyor, ev işlerini de yardımcı kadına postalıyor. Bir taraftan evi geçindirmek ve çocuklarıma daha iyi bir gelecek hazırlamak için para kazanıyorum diyen kadın, diğer taraftan aldığı paranın yarısıyla evini ve çocuklarını bir başka kadına emanet ediyor. 

Alım gücü artan kadın bu gücü kaybetmek istemiyor.Fıtratındaki sıfatları erkek fıtratı ile eşit durum getirmeye çalışarak var olmayan özellikleri kendisine monte etmeye çalışıyor.Durum böyle oluncada kendisine monte etmeye çalıştığı o özellikler eğreti duruyor ve bu fazlalıklar asli görevlerini aksatmasına sebep oluyor.

Ali Bulaç'a gelen mektuplardan birinde  okurlardan biri, işten yorğun argın ve sinirli gelen eşim evde ondan ilgi bekleyen eşiyle ve çocuklarıyla nasıl ilgilensin diyor. Haklı değil mi? Nasıl ilgilenebilirki!

Kadının iş dünyasına girmesiyle birlikte evdeki roller değişmeye başladı. Kadın erkeğin rolünden birazcık çaldı. Sadece ev işleriyle ve  çocuklarıyla ilgilenen değil, iş dünyasıyla da ilgilenen kadın profili çıktı karşımıza. Yani evdeki sorumluluklarının üzerine birde çalışma hayatındaki sorumluluklarını eklediler. Böylelikle karşımıza 'süper kadın' modelleri çıktı. 'Kadınlar da herşeyi yapabilir.' cümlesi bu cinsin bir kısmını deli gibi çalışan varlıklara dönüştürdü.


Tabi kadının çalışması ilk başlarda erkeklerin de hoşuna gitmedi değil. Eve para getiren kadın modelinden hoşlanan erkekler bir süre sonra birşeylerin değişmeye başladığını farkettiler ve üzerlerindeki ev geçindirme sorumluluğunu hafifleten kadınlara 'bi dakka' demeye başladılar. Oysaki herşey süperdi; kendisine ev işlerinde yardımcı olmayan eşe karşı kadın, evdeki masrafların bir kısmını paylaşıyor ve karşı tarafı rahatlatıyordu. Eee noldu sonra? Erkek karşısında gücünü kanıtlayan kadın, kendini ona köle gibi hissettiren eşine karşı I've got the power dınınınınım dedi:)

Bir sonraki yazı sesi fazla çıkan ve evde konumu değişen kadından rahatsız olan erkeklerin feryadı ve kimsenin aklına gelmeyen soru ' Bu kadınlara ne olduda bu kadar işkolik oldular?

İŞKOLİK HANIMLAR, PISIRIKLAŞAN ERKEKLER



Kapitalist düzen kadını evin dışına çıkardı, rolleri değiştirdi, annelik ve eş olma durumunun yanına bambaşka görevler de ekleyerek kadını eşi görülmez bir hero yaptı. Peki ne olduda bu kadınlar bir anda çocuklarının annesi, eşinin hanımı olmaktan çıkmaya karar verdi? Ali Bulaç'a gelen mektuplarda erkekler hep kadınlardan şikayet etmiş, tıpkı Ali Bulaç'ın suçu kadınlara atması gibi. Kadın çalıştığı için işsizlik artıyor, doğurğanlık oranı düşüyor, boşanmalar artıyor, erkek pısırıklaşıyormuş.

Bulaç'ın okurlarından biri şöyle yazmış;“Yok kadın ayaklarının üzerinde dursun, erkeğe eyvallah etmesin, başkaldırsın” gibi şeyler pompalanıyor ve böylece aile kurumuna dinamit konuyor.İkinci evliliğimi yapmak istiyorum, ama çalışan kadın asla düşünemiyorum. Çocuklarımı büyütecek hanım düşünüyorum inşallah. Evine bağlı, kocasına başkaldırmayan, “benim de param var” deyip sadece parayı pulu düşünen biri olamasını istemiyorum."

Kadın niye kocasına başkaldıracak duruma geldi, niye eyvallah etmiyor, neden parayı pulu düşünüyor? Bu soruların cevabını vermesi gereken birileri var ve bunlar erkekler!

Şimdilerde gençkızların bolca duyduğu bir cümleyle açıklamaya başlayacağım bu konuyu; "Oku kızım kocanın eline bakma sakın.Ayaklarının üzerinden dur.Sakın çalışmadan evlenme.Sonra bekliyosun adam gelsin sana iki kuruş para versin."

Bu cümle aslında son sorumuzun cevabını iyi bir şekilde özetliyor.Kadın öyle bir konuma itildiki, evde maddi güce sahip kocası tarafından üzerinde öyle bir baskı kurulduki çareyi çalışmakta buldu.Çalışıp paranın insana verdiği gücü hissedince de tüm dengeler bozuldu. Erkek parasıyla kadını ezemedi, kadında parası yok diye kocasına Ali Bulaç'ın okurunun tabiriyle 'eyvallah' etmedi. 

'Bu kadınlar neden bu kadar işkolik oldu?' sorusunun cevabı işte bu kadar basit. Kimse yok artık falan demesin. Çevremdeki orta yaş ve yaşlı kadınların birçoğu aynı şeyleri söylüyor."Çalış kocanın eline bakma." Kocanın eline bakmak lafı bile çok aşağılayıcı değil mi? Bu lafı ortaya çıkartan, kadını bu duruma getiren ise erkeklerin bu zamana kadar olan tutumları oldu.

Gücü eline alan kadın, "Ben de seninle aynı işi yapıyorum, benim senden eksiğim ne!" Demeye başladı.Oysaki önceden bu diyalog genelde şöyle olurdu; erkek " Akşama kadar eşşek gibi çalışıyorum. Sen napıyosun, evde akşama kadar oturuyosun!' Buyurun beyler yağını, salçasını, tuzunu fazlasıyla koyduğunuz bu yemeği oturup afiyetle yiyin şimdi! Birşeyleri fazla kaçırmışsınız sanki değil mi!

 Günümüzde çalışmayan kızlarla evlenmek istemeyen erkekler bile var.O zaman kimse şikayet mektubu yazmasın, oturup kendi hallerini düzeltsinler.

Siz akşama kadar eşşek gibi çalışırken evde dünyanın en zor işini, çocuk yetiştirme olayını en doğru şekilde yapmaya çalışan eşleriniz yok artık. Evi ve modern dünyanın iş yükünü sırtına yüklemiş canhıraş bir şekilde çalışan eşler var karşınızda.Ne siz eve gelince size güleryüz gösterecek halleri kalıyor, ne de çocuklarla iki kelime edecek halleri. 

Eşlerinden para istemek için iki büklüm olan kadınlar, üzerlerindeki bu baskıyı maddi özgürlükle yıktıklarını görünce mutsuzluğu göze aldılar.

Başından beri bahsettiğimiz bu durumu yok edecek olan tek şey ise İslam ahlakı ile yetişmiş kadın ve erkeklerdir.İslam ahlakı ile yetişmiş bir erkek, eşini kendisinden para isteyecek pozisyona sokmaz.Çalışan kadın ise parasıyla eşi üzerinde güç gösterisi yapmaz.Tabiki aynı şey erkek için de geçerli. Fakat toplumumuzda bu durum oldukça eksik.Ataerkil toplum yapısı ve kültürel din durumu erkeğin kadın üzerindeki maddi baskısını arttırıyor.Kadınlar açısından da durum benzer.Kadın da üzerindeki bu baskıyla para kazanınca eşine eyvallah etmeyip, kapıyı çekip çıkıyor. 

Çok vahim bir durumun içindeyiz ama farkında değiliz. Deli gibi çalışan annelerden dolayı ortalık psikolojisi bozuk, garip davranışlar sergileyen çocuklarla dolu. Aileler çocuklarını, kazandıkları parayla üç beş kuruşa aldıkları şeylerle mutlu ettiklerini düşünüyorlar. Oysaki bir anne çocuğunu en iyi şekilde yetiştirip, topluma faydalı bir birey yapabilmenin yollarını aramalıdır.Bunun içinde kesinlikle kendini en iyi şekilde yetiştirmelidir.Okumalı,araştırmalı, sosyal olmalıdır.


Tüm bu yazdıklarımdan bu kız kadınların çalışmasını istemiyor herhalde diye düşünmüş olabilirsiniz.Halbuki ben çalışma delisi biriyimdir.Ama gerçekleri kimse göz ardı etmemeli. Toplumun en önemli birimi olan ailede sorun varsa o toplum bitmiş demektir.Anne anne değil, baba baba değil, çocuklar hep birşeylere hasret.Eee biz bu aile yapısıyla mı ayağa kalkıp, İslam bayrağını en tepelere götürmeye çalışacağız.Kimse kendini kandırmasın.Bir an önce kadının çalışma hayatında değişikliklere gidilmeli.Çalışma saatleri düzenlenmeli.Kadınlara uygun çalışma ortamları belirlenmeli.Kadınlar da artık "Biz de erkeğin yaptığı herşeyi yaparız." Modundan çıksınlar.Kadın erkeğin yaptığı herşeyi yapamaz. Tıpkı erkeğin kadının yaptığı herşeyi yapamayacağı gibi.Fıtratları ayrı olan yaradılmışlar nasıl eşit olabilir ben de bunu anlamıyorum.Erkeklerin üstünlük durumu sadece ataerkil toplum yapısının pompalaması, bunu da yıkabiliriz:) Ama kazandığımız parayla eyvallah etmeyen tiplere dönüşerek değil, Kuran ve peygamber ahlakıyla yetişmiş nesiller büyüterek.  

Şunu da kimse unutmasın; bir toplumun muhtaç olduğu kudret kadınlardır.Ve ancak okuyan, yazan, kafası aydın, bilinçli ve eğitimli bir kadın toplumu yeniden inşa edebilir.