16 Mart 2012 Cuma

28 ŞUBAT

Yaratıcı bir başlık bulmaya çalışmayacağım çünkü bu konu başlı başına birilerinin yaratıcılığına bırakılmış durumda.28 Şubat'ı geçeli bir kaç hafta oldu fakat yazmak istediğim,paylaşmak istediğim bazı mevzular peşimi bırakmadı diyerek konuya girebilirim herhalde;

Geçtiğimiz 28 şubatta başbakan "28 şubat bin yıl değil on yıl sürdü" lafını yineledi.Fakat unuttuğu ya da hatırlamak istemediği birşeyler vardı. Aslında unuttuğunu sanmıyorum çünkü tevafuk hastanede karşılaşıp yanına gelen iki gençkızın psikolojik durumlarından bahsetmişti. Şimdi ben de 28 şubatın bitmediğini kılık değiştirdiğini dile getirmek için kendi yaşadıklarımdan kesitler sunmak istiyorum. Herkesin 28 şubat algısı farklı olduğundan böyle değişik yorumlar yapılıyor sanırım.Mesela, 28 şubatta ikna odasından geçen bir kızla, kızı yurt dışında okumuş hiçbirşeyden haberi olmayan bir kızın ya da 28 şubatta yaşı küçük olan bir kızın algısı farklıdır. Ben de 28 şubat'a maruz kalmayanlardanım ama kılık değiştirmiş haline maruz kalanlardanım.

Üniversiteyi özel okulda okudum.Devlet okullarına göre oldukça apolitik olan özel okullarda 28 şubat'ın en beyaz Türk haline maruz kalabilirsiniz.Bırakın Beyaz Türk halini çakma devrimci haline bile maruz kalırsınız.Özel okulda okumuş olmamın yanısıra birde çok alakasız bir bölümde okumuştum; reklamcılık! Alakasız olan bendim!çünkü tek başörtülü olan bendim. Başörtüsünden kastım; ŞAPKA! Koskoca salonda bi ötekisiniz.Hem kendinize hem başkalarına.Garip bir şapka ile oturmuş etrafa bakıyorsunuz. Elinizdeki tek kimliğiniz nüfus cüzdanınız! 

Şapka ile okula gitmenizin garipliğinin yanısıra birde okuduğunuz bölümden ötürü sunum yapma durumunuz vardır. Sahnede tek kişilik acayip bir oyun sergilemeniz gerekir. Kendinizin bile yabancı olduğunuz kimliğiniz ile. O igrenç şapka ile yaptığım sunumu hiç unutamıyorum. Kocaman salonun karşısında elimdeki kağıtları okumaktan ileriye gidememiştim.Saniyeler, dakikalar kısacası zamana ait bütün kelimeler benim için anlamsız olmuştu.Herkes bana bakarken hocamızın "Kızım sınıfa bak kağıtlara değil" demesi ile irkilmiştim. Evet o kız daha başını örteli birkaç gün olmuştu ve başındaki örtü yerine şapka takmaya başlamıştı. Daha yeni kimliğini idrak edemeden bambaşka bir kalıba sokulmuştu.

Bir başka derste, sınıfta sözde dersini anlatmaya çalışan "hoca"nın inceliksiz davranışlarına maruz kalırsınız.Ramazan ayında, pazarlama dersinde kocaman amfide hocanızı dinlerken, hoca yemekle ilgili örnek vermeden önce "Ahahahah aranızda oruçlu yok heralde değil mi? Var mı oruçlu ahahah" diye ucube bir hale bürünür.Ve siz o koskoca salonda teksinizdir! Müslüman bir ülkede müslümanlığın gereğini yerine getirdiğiniz için "ahahaha" edalarıyla aşağılanırsınız...

Birde mutlaka size kafayı takmış olan bir hocanız vardır. Sürekli sizi ve inancınızı yerden yere vurmak için ortamlar hazırlar.Benim de malesef böyle bir hocam vardı.Birkeresinde derste başörtüsü ve dindarlık konusunu açıp sınıfta kendi gibi olan o çoğunluğu da arkasına almaya çalışarak psikoljik baskı yapmaya başladı.Birkaç kişi söz alarak başörtüsü ve dindarlık adına saçma sapan laflar sarfetmeye başladılar.Ben ne yaptım; sustum! İçimden "konuş" dedim ama sonra kime neye konuşacağım dedim ve  yine sustum...

Yine aynı hoca birgün bana "Sizin inandığınız din o kadar işte" dedi! İnsanlar ikiye ayrılırmış; insandan yukarı olanlar ve hayvandan aşağıda olanlar diye.Kendisinin hangi bölüme tekabül ettiğini varın siz düşünün! Gençleri eğitmek için sözde bilim yuvalarından barındıralan bu "hoca" yaratıcı düşünme adlı dersinde her seferinde benim inancıma atıfta bulunma ihtiyacı hissediyordu.Düşünme temalı derste tam bir düşüncesizlik örneğiydi. 

Başörtülü kadınlar hakkında hertürlü laf söyleme hakkına sahiptiler; dersten çıkan başörtülü öğrencisinin arkasından konuşmak gibi bir erdeme de sahiptiler! Dersten çıkmıştım ve içeri girdiğimde bu mukaddes! hocamızın sözleri aynen şöyleydi; "Madem maksat dikkat çekmemek neden güllü dallı eşarplar takıyorlar!" Afalladım bir an.Ne olduğunu anlamaya çalıştım ama anca yerime oturunca idrak edebildim bu lafları. Sınıfa büyük bir sessizlik hakim olmuştu ben girdiğimde. İşte o zaman ne kadar aciz olduklarını anlamıştım.

Bize her seferinde ders içeriğinden ötürü önyargılarla ilgili ders veren bu hoca en büyük önyargılara sahipti ve üstelik acizdi. Psikolojik olarak her seferinde bana baskı uygulamaya çalışan bu kisiden nefret ediyorum ve acıyorum. Hesap günü onun benim gözlerimin içine bakıp beni aşağılamaya çalıştığı gibi bende onun gözlerinin içine bakıp onunla Allahın önünde hesaplaşacağım.

Başörtülü olduğu için iş bulamayan hatta staj bile bulamayan bizleriz. Bütün gururunu ayaklar altına alıp hocasının yanına gidip "Hocam beni başörtülü olduğum için staja kabul etmiyorlar. Siz herhangi bir ajanstan haber gelirse önayak olur musunuz?" diyebilmek ne demek bunun anlamını da bilen bizleriz.

Hakettiği staj ödülünü sırf başörtülü olduğu için alamayan da bizleriz.Okulda yapılan doğrudan pazarlama yarışmasında benim de içerisinde bulunduğum ajans birinci olmuş ve staj ödülünü kazanmıştık.Başı açık bir arkadaşımla birlikte stajyerlik için görüşmeye gittik direct.com diye bir ajansa. Görüşmem çok güzel geçmişti fakat bir hafta boyunca haber gelmedi.Hemen ilgili kişiye olumsuz da olsa bir cevap almak istediğimizi söylemistim. Cevapları hayır olmustu. Bu yaz stajyerlik için yeterli kontenjanları dolmuş! Ben başı açık olan arkadaşımı da kabul etmedikleri için hayır cevabını başörtülü oluşuma bağlamak istememistim. Fakat ödül olduğu için ve muhtemelen kabul edileceğimizi düşündüğüm için başka hiçbir ajansa başvurmamıştım. Yaklaşık onbeş gün sonra beni biryerden aradılar; bireysel a.ş diye isimli biryer. "Staj başvurusunda bulunmuşsunuz" dediler.Öyle biryere başvurmamıştım ama sesimi çıkarmadım. Telefondaki ses çok aceleci bir şekilde "Akşama kadar bize haber vermeniz gerekiyor" dedi.Bende biraz araştırıp geri döneceğimi söyledim. Ve işte olay çözüldü; bu yer beni kabul etmeyen ajansın bağlı olduğu yere Dpid'e bağlıydı ve çalıştığı markalar; Ulker, Bizim ve  Halk gibi muhafazakar olarak bilinen markalardı! Benim staj yapacağım pozisyonda telefondaki sesin söylediğine göre; eleman yerleştirme idi.  Diğer "muhterem" ajans beni başörtülü olduğum için kabul etmemişti ama bana uygun bir ajans bulmuştu hemen.Vicdanlı insanlar beni stajyerlikten mahrum bırakmak istememişlerdi!

Şimdi yukarıda anlattıklarımı okuyanlar 28 şubat on yıl sürmüş bitmiş diyebilir mi? Başbakanın dediği gibi, 28 şubat on yıl falan sürmedi. Merve Kavakçı'nın dediği gibi, 28 şubat benim için hala devam ediyor.Ve 28 şubat postmodern darbesi olduğunda empati yapamayan bazı erkekler hala empati yapamıyor! Hala başörtülü kadınların maruz kaldıkları şeylere karşı üç maymunu oynuyorlar.İşleri düştüğündede "benim başörtülü bacılarım" zincirlemelerini kullanıyorlar...