4 Şubat 2012 Cumartesi

-HAKİMİYET?-KARIŞMAAA BENDEEEE

Hakimiyet dediğin nasıl birşeydir arkadaş? Herkes bu meretin peşinde. Oturduğu, yattığı yerde aklında acayip benzetmeler yaratan, ilişkiler ağı kuran biriyim ben:) Geçenlerde yine oturduğum yerde aklıma geldi; sadece hükümetler,devletler,halk vs birbiri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmıyor.Evinizin içinde bile sürekli bir hakimiyet mücadelesi var olabiliyor. Birisi ya da birileri sürekli başka biri ya da birileri üzerinde hakimiyet alanı oluşturmaya çalışıyor.

Tarihin tozlu sayfalarına gidecek olursak devletlerin, orduların, askerin,halkın birbirleri üzerindeki hakimiyetlerini görüyoruz. Devlet halkın üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyor.İnsanlar kendi içlerinde farklı olanların;Kürtlerin,dindarların,koministlerin...vb hakimiyetlerine tecavüz ediyor.Üstelik bunu hem halk hem devlet yapıyor.Hiç kimse birbaşkasını "ötekiyi" hakimiyet alanında istemiyor.Daha doğrusu tahammül edemiyor!

Örneğin; şu an yaşadığımız şartlarda  Kürtleri istemeyen bir grup insan var.Ülkemizi terkedin diyerek hakimiyet alanının dışına itmeye çalışıyor ve tahammül sınırlarını yıkıp geçiyorlar. Ya da başörtülüleri istemeyerek" o zaman gidip İran' da yaşayın" söylemini dile getiriyorlar.Neden? Görmek istemiyorlar, aynı ortamda "ötekiyle" yaşamak istemiyorlar,aynı haklara sahip olma düşüncesi onları rahatsız ediyor.Bütün bu rahatsızlıkların sebebi ise; tahammül edememektir.

Şimdi olayı acayip bir botuya indirgeyeceğim:) Bir evde anne baba ve çocuklardan oluşan bir aile düşünün.Bu ailenin belli bir yaşayış tarzı oluşmuştur.Oturdukları ev onların hakimiyet alanı durumuna gelmiştir.Bu hakimiyet alanında anne ve baba devlet baba konumundadır ve çocukları üzerinde bir hakimiyet kurmuşlardır.Bu hakimiyet kurma isteğinin ayyuka çıktığı ergenlik dönemi ise aile denen o devleti gelişim sürecinden gerilemeye götürebilecek sarsıntılara sebebiyet verebilir.Bazende "alan memnun satan memnun" sendromu ile olaylar hakimiyetin ana kolu olan anne tarafından bertaraf edilir. Kısacası duvarları sımsıkı tuglalarla örtülmüş ve dışardan sızmalara izin vermeyen bir yapı vardır karşımızda. 

Bu ailenin hakimiyet alanına artı bir kişi dahil olmaya başlarsa ne olur peki? Zurnanın zart dediği yere gelirsiniz! O eşsiz yapıda bir delik açılır. Örnek mi? Biraz klişe olucak ama en güzel bu şekilde anlatabilirim: Kayınvalide!:)

Patroniçe kayınvalide isyanı çıkar kapalı kapılar ardında.Patroniçeler eski güçlerini geri almak isterler ve hakimiyetlerini kaptırdıkları gelinlerinin koltukları sallatınya girer:)Ne gelin ne de kaynana hakimiyet alanına birbaşkasının girmesine tahammül edemez.Evde yapılan en ufak bir değişiklik bile gelini deli etmeye yetebilir çünkü hakimiyetini sarsabilecek hareketlerdir bunlar.Kaynanalar oğulları üzerindeki etkinin geçmekte olduğunu hissederek dört elle oğullarına sarılırlar! Bu kuramda kaynana ve gelin evin hakimi baba üzerinde, gelin kaynana üzerinde, kaynana gelin üzerinde hakimiyet kurmaya çalışır.Bütün bu çatışmaların sebebi ise hakimiyet alanı içerisinde yaşayan kişilerin tahammülsüzlükleridir.Ne kaynana ne de gelin hakimiyetlerini ellerinden kaybetmek istemedikleri için hiçbirşeye tahammül edemez hale gelirler ve o eşsiz yapı yıkılma sürecine girer.Bütün bu çatışmada amaç Muhteşem Yüzyıl' da olduğu gibi Sülümanı yani hakimiyetin mutlak sahibini yanina alarak etki alanini arttirmaktir.Sonuçta Sülüman ya anneyi ya da eşini seçerek birisine hakimiyet tacını takar.

Bu örnek üzerinden yanlız ve güzel ülkemize geri dönelim: Öyle bir hakimiyet alanı oluşturulmuşki biricik ve tek! Bu yapının içerisine dışarıdan gelebilecek her türlü "öteki tehlikeler" şartlar ne olursa olsun bertaraf edilmelidir. Yapılacak en ufak bir değişiklik bile tahammül sınırlarını zorlayabiliyor; başörtüsü yasağının kalkması, anadilde eğitim gibi. Bu sırada tıpkı kaynana ve gelinler gibi hakimyetinin sarsılacağını düşünen yapılar harekete geçip hertürlü darbe planını yapabiliyor. Kimse hakimiyet alanını hakimiyetini kaybetmek istemiyor.Mesela Tayyip Erdoğan. Kaybetmek fikri bile bence onu çılğına çevirebilir ve bu his birçok şeyi yaptırabilir ona.

Biraz karışık bir benzetme oldu ama belirtmek istediğim şey çok su aslında; sadece ordu,devlet ve halk bağlamında bir hakimiyet alanına sahip çıkma elden kaybetmeme durumu yok.Hayatımızın her alanında bu var ve asıl sebebi tahammül edemememiz.

Bireleri birilerine saygılı,empati kurabiliyor,birileri tahammül etmesini biliyor.Ama asıl tehlikeli olanlar tahammül etmesini bilmeyenler. Hiç kimse bir başkası üzerinde hakimiyet kurma hakkına sahip değildir.Herkes biricik ve tektir fakat tahammül edemeyen bu grup biriciklikten rahatsız olan ve "benleseceksin bizleseceksin" diye taraf oluşturmaya çalışan gruptur çünkü ancak o zaman güçlerine güç katabileceklerine inanırlar.Ve bilmedikleri belkide unuttukları şey şudurki; hakimiyet sadece ve sadece Allahındır! Arada sırada bunu hatırlamak gerekir ya da hatırlatmak.

7 yorum:

iç ses... dedi ki...

bende gelin kaynanayı örnek vermeyi düşünürken yazının ortasında aynı mevzuyu görünce gülümsedim :)bu konuda en başarılı örneklerden birisi diyebiliriz.

bence insanların birbirini ezmeden yaşamayı öğrenmesi için empati yapmayı öğrenmesi şart..

saydım 31 kere hakimiyet yazmışsın puuf yoruldum.yoksa üstümüzde hakimiyet kurmayamı çalışıyosun bakiim :)

LeVaMi dedi ki...

ic ses; ben degilde 31 kere hakimiyet yazdigima gore biri benim uzerimde hakimiyet kurmya calismis olabilir:DDD

LoveMeorLeaveMe dedi ki...

yazıya ve tespitlere tek kelimeyle bayıldım hayatım resmen aynı şeyleri düşünüyomuşuz bu aralar hahahh :))

özellikle amaç sülümanı yanına almaktır kısmında koptum:))

ama yine de bi karşı düşüncem var, bence bu amacı gütmeyen bi topluluk yoktur. yani herkese tahammül etmek diye bişey bence yok. yani gelin kaynana açısından değil, genel olarak toplum açısından diyorum.

şöyle düşün, en sonda mutlak hakimiyet Allah'ındır demişsin. evet kesinlikle öyledir ve yine Allah'ın yolundan giden toplumlar da yaşadıkları yerlerde hakimiyet kurmak isterler, bunu Allah'ın kurallarıyla yaparlar ve bu düzeni ayakta tutabilmenin tek yolu düzeni sarsma ihtimali olanların ötekileştirilmesidir. üstlerinin kapatılmasıdır ve onların görünmez olmasını sağlamaktır.

mesela tesettürsüz kadınlar, eşcinseller, zina yapanlar, alkol alanlar, faiz alanlar veya yiyenler vs.

bunların hepsi yasaktır, yapılması suçtur, alenen yapılması da yasaktır. yaygınlaşmasının önlenmesi için o düzene aykırı ne varsa ötekileşmesi lazım.

yani bence dünya dediğimiz insanlık dediğimiz şey bu güç dengesi üzerine kurulu zaten.

LeVaMi dedi ki...

yakin bir zamnda duzeni elinde tutan baska birileri tarafindan otekilestirildigimiz gibi yani :)) senin ele alis biciminle cok ayri bir boyut kazanmis hakimiyet kelimesi busram ama en azindan her hakimiyet kurumu icinde tahammul edebilmeyi ogrenmesi gereken birileri olmali suluman :DD

Güllerevurgunum dedi ki...

Güzel ve derin bir konu. Ben de katkı yapayım istedim....

Tahammül kelimesine benim tahammülüm yoktur. Tahammül ancak hakim kişilerin hüküm sürdüklerine verdikleri bir lütuftur bence. Bunun yerine birlikte yaşama kültürü demek daha doğrudur. Leküm diniküm veliyedin. "Sizin dininiz size benim dinim bana". Herkes bildiği ve inandığı gibi yaşayabilir. Bu sadece din eksenli bir yaklaşım değil tüm açılardan bir yaklaşım olmalıdır.

Farklılıkları ötekileştirmek mi bir renk/desen kabul etme olgunluğu göstermek mi? Bütün mesele bu...
Kaynana gelinini kendileştirmeye çalışacağına onu da bir birey olarak değer verse ve farklılıkları ile kendi hayatına bir desen ilave etse hayat tam süper ötesi harikamsı muhteşem olmaz mı? Diğer yandan gelin de tecrübe ve birikimleri ile kendisine bir eş yetiştiren ve anne olmuş bir zata saygı duysa falan filan...

LeVaMi dedi ki...

gullerevurgunum;"Kaynana gelinini kendileştirmeye çalışacağına onu da bir birey olarak değer verse ve farklılıkları ile kendi hayatına bir desen ilave etse " bence bu cumle herseyi anlatmis herkes bir baskasini hayatina bir desen olarak ilave edebilse hayat bayram olabilirdi evet:D

Hayat Cafe Tarifleri dedi ki...

Sayfanı keşfettiğime sevindim canım..
Sevgiler.
Takibindeyim.