26 Şubat 2012 Pazar

SENARYOCU KIZ ;)

Bu aralar bi senaryo yazma modundayım nedendir bilinmez.Çok pis şeyler aklıma geliyor.Misal, bu gunlerde yüz nakli haberlerini izliyoruz tv kanallarindan.Ülkemizde çok başarılı çalışmalar yapılıyor tıp alanında.Ne alakadır bilinmez bir anda senaryocu kız moduna girdim ve parlak bir ampul yandı kafamın üstünde:) 

Kocası vefat eden ve organlarını bağışlayan zengin bir kadın.Yüz nakli gerçekleştirilen çocuk ise fakir.Kadın bu çocukla çok yakından ilgileniyor. Fakat ilk gördüğü andan itibaren kocasınında acısıyla içinde çocuğa karşı bişeyler hissetmeye başliyor.Kadın bu duygularını bastıramaz hale geliyor bir sure sonra. Zamanla aralarında tuhaf bir ilişki başlar. Kadın çocuğu kocasının yerine koyar ama çocuk tek kelimeyle kocasının zıddıdır.Bu tezatlık içinde kocasını arayan başarılı,zengin ama mutsuz bir kadın.Ve imkansızlıklara karşı umut dolu bir aşk hikayesi;) Ben bu senaryo ile zirveye oynamazsam adım da benim adım degil;))) Dram var, acı var, çelişki var, aşk var, imkansızlık var... Bu entrikalar "muhteşem yüzyıl'dan" sonra az gelir diyosanız adamı evli yaparız daha bi afilli olur senaryomuz;) Senaryomun en yalın hali bu dalga geçmeyiniz lutfen.Üstelik bizim izleyicimiz için matematik hesabı yaparsak, herşeyiyle doğru sonuca ulaştıracak bir iş.Yalansa yalan deyin? Daha önce yapılmamış bir iş ayrıca.Hee binbir geceden sonra "siz olsanız ne yapardınız?" tarzı sorular sorduran diziler de meshur oldu derseniz o da var.Soruyorum hemen; siz olsanız çok sevdiğiniz eşinizin yüzünü taşıyan ve sonsuza dek kaybettiğiniz kişinin karşınızda olduğunu görünce ne yapardınız?;))) Hareketleri onun gibidir, mimikleri bile onu aynısıdır vs;)))) Kaptım ben bu işi hacılar;D

Bu arada başka bir senaryo daha var.Tam olarak senaryo degil aslında sadece bir fikir.Bazen bazı filmleri izler ve hakikaten ya hayat böyle değilde öyle olsa ne yapardık acaba deriz ya işte benimkisi öyle birşey;))

Ferdi Tayfur'un senaryosunu çalan Ata Demirer bunu da calar falan burdan sesleniyorum tum hakları bende saklıdır, dağılınız :))

Biraz önce kariyer.net'in yaptığı bi testi çözdüm gözlerime inanamadım arkadaş.Ya ben kendimi tanımıyomuşum ya da soruları yanlış işaretledim.Yanlış işaretleme ihtimali pek bir zayıf kaldığı için ben kendimi daha tanıyamamışım ihtimaline ihtimal verdim;) Dominant,girişimci, sabırsız,başkalarının sözünü dinlesem de kendi bildiğimi yapan... vb biriymişim.Tam bir girişimciymişim! Her ortamda hemen insanlarla kaynaşabilirmişim.Geride kalan özelliklerim ise;paylaşımcılık, detay odaklılık ve farkındalıkmış;))Çok şaşırdım hala şoktayım.Ben hiç kendimi böyle gıcık biri olarak hayal etmemiştim:))Tam bir patron çıktım ahahah;)) Hatta size bu gruptaki ünlüleri saysam yok artık dersiniz.Ben okuyunca "vaayyy beeee" dedim;

Bill Gates
Abraham Lincoln
Albert Eınstaın
Archımedes
Benjamın Franklın
Charlıe Chaplın
Elton John
Florence Nıghtıngale
Jım Carry
John Kennedy
Karl Marx
Leonarda da Vıncı
Mıchael Jordan
Mohammed Alı
Gandhı
Plato
Prıncess Dıana
Robın Wıllıams
Socrates
Edıson
Shakespeare
Mozart

Bakim şokta mısınız;))Hissediyodum, biliyodum. Evet bi gün ben de yukardaki isimler gibi başarılı olucam ;)) Test ettim onaylandım ve bu adamlar benim grubumdan çıktı fazla lafa ne hacet :)))

Beni asıl şok eden girişimci çıkmam oldu.Bana uygulayıcı,destekleyici,izleyici, analist falan diyebilirsiniz ama girişimciliği kendime uyduramadım bi an ;)) İnşaallah doğrudur diyelim yinede. Eğer doğru ise en kısa zamanda iş dünyasının altını üstüne getiririm ben bu dogal gücümle :D

12 Şubat 2012 Pazar

ÇAKMA İKONCANLAR BAŞÖRTÜLÜLERİ VURDU!

Sevgili okuyucularım bu bir online alışveriş faciasıdır.Ben yandım sizde yanmayın diyerekten bu yazıyı kaleme almayı bir borç bilirim.

Ak Parti dönemi ile muhafazakar kesimin yükselişe geçtiğini hepimiz biliyoruz.Bu yükselişle birlikte bazı yazılı basın organları da yayın hayatına başladı Ala dergisi gibi. Bütün bunlardan sonra başörtülü kadının giyimiyle ilgili birsürü moda haberi görmeye başladık etrafta.İş hayatındaki başörtülü ve başarılı kadınları tanımaya başladık. Yazılı basın yadsınamaz gücünü son zamanlarda online mecraya bırakmış durumda.Facebook ve twitter inanılmaz bir şekilde tüketiciyi üreticinin ayağına getiriyor.Bende bu üreticilerden biriyle Aybikestil ile Facebook' ta tanıştım ve sonrasında "lanet olsun" diyeceğim ilk online alışverişimi yaptım.Heyecan ile Facebook sayfasında görüp beğendiğim hatta aşık olduğum tuniğimi beklemeye koyuldum.Fakat kargo paketimi getirdiğinde ve içinden çıkan tuniği gördüğümde tam bir şok yaşadım.Biraz sonra fotoğraflarını da paylaşacağım tunik; yakası gelişigüzel dikilmiş, etekleri çamurlu,üzerinde lekeler olan ve kemeri sökük bir tunikti. Hemen Aybikestil' e mesaj atıp ürünü geri vermek istediğimi ve sikayetlerimi dile getirdim.Kendisinin bana verdiği cevap ise ayakta alkışlanacak cinstendi; "yıkayın geçer!" Dikişler, kemerin söküklüğü falan unutulmuş, neden lekeli bir ürün yollanıldığı es geçilmiş bana tavsiye veriliyordu! Paramı geri almam pek mümkün görünmediği için bende başka bir ürün ile değiştokuş yapmak istediğimi dile getirdim.Bu seferde eteğimi beklemeye başladım ama iyi birşeyle karşılaşacağıma dair umudum yoktu.Boşa giden paramı kurtarmaktı niyetim. Birkaç gün sonra eteğim geldiğinde aynı şoku yine yaşadım. Fotoğraflarda görünen ürünle benim elime gelen ürün arasında binlerce fark vardı; kullanılan kumaş dandik, herşeyden daha önemlisi kumaşı defoluydu! Biraz bu işlerden anlayanlar bilirler, eğer bir kumaş katlanıp, üzerinden dikiş gidilir daha sonrada açılırsa orda delik izleri kalır.Bana gelen etekte de yatay bir şekilde baştan başa böyle delikler ve çekilmiş ipler vardı.

Bütün bunların yanısıra Aybikestil benim tuniğimi geri vermemden birkaç gün sonra Facebook sayfasında "tunikleri artık bana yakışmadı, umduğum gibi çıkmadı diyenler geri alım yapmıyoruz" şeklinde bir yazı yazmıştı.Altına yapılan yorumlarda ise kendisi vücudundan memnun olmayan ve özgüveni olmayan kişiler olarak tanımlamıştı ürünleri geri vermek isteyen kişileri. Üstelik "çok pozitif müşterilerim de var benim" diyerek defolu, çamurlu vs ürün gönderdiği kişileri negatiflikle suçluyordu.Bu başlığın altına yazdığım yorum hemen silinmişti tabiki. Müşterilerinizin vücutları ve özgüvenleri ile uğraşmayı değilde ürünlerinizi göndermeden önce kontrol etmenizi öneririm size.

Bütün bu ders çıkarmam gereken ve anne sözü dinlemem gerektiğini (annem alma kızım dikişi nasıl çıkar, kumaşı nasıl çıkar bilemezsin demişti) birkez daha anlamamı sağlayan saçma olaylardan sonra aklıma benim gibi başka kişilerde var mı acaba? sorusu geldi ve internette araştırmaya başladım.Ve tabiki diğer mağdur kişilerle karşılaştım.Bu kişiler de twitter üzerinden Aybikestil'e "dolandırıcı, insanların paralarını geri ver, etek değil çuval onlar, alışveriş yapmayın ordan" diye eleştirilerini dile getirmişlerdi.Demekki toplansak bayagı birileri çıkariz burdan bunu anliyorum.

Son olarakta Zaman Gazetesi'nde Aybikestil'in haberini gördüm ve çok üzüldüm.İnsanlar bir gazete haberinde üstelik Zaman Gazetesi'nde bu haberi gördüklerinden ötürü burdan alışveriş yapmak isteyecekler.Fakat aynı duruma hepsi olmasa da birçoğu düşecek.Umarım alışveriş yapmadan önce biraz araştırırlar ve yazımı okurlar.

Şimdi Aybikestil'e sormak istiyorum;

Bu yapılan insanların parasını sömürmek değil mi?
Bu yapılan kul hakkına girmez mi ?
Bu yaptığınızın size yapılmasını ister misiniz?
Ve bu yaptığınız şey karşısında insanların size paralarını helal ettiğini düşünüyor musunuz?

Bütün bu sorulara cevabınız vicdanınız acımadan evetse ne mutlu size.

Bu da bana gönderilen tuniğin fotoğrafları. Malesef eteğin defosunu gösteremiyorum çünkü fotoğraftan belli olmuyor.

 Yaka kismi yamuk dikilmis!
 Önünde ve arkasinda siyah cizgi seklindeki lekeden var!
 Ön ve arka kisminda burda pek net görünmeyen camur izleri var!


Ve sökük bir kemer...


Müşteri memnuniyetinde son noktadayim!


Sevgiler...

4 Şubat 2012 Cumartesi

-HAKİMİYET?-KARIŞMAAA BENDEEEE

Hakimiyet dediğin nasıl birşeydir arkadaş? Herkes bu meretin peşinde. Oturduğu, yattığı yerde aklında acayip benzetmeler yaratan, ilişkiler ağı kuran biriyim ben:) Geçenlerde yine oturduğum yerde aklıma geldi; sadece hükümetler,devletler,halk vs birbiri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmıyor.Evinizin içinde bile sürekli bir hakimiyet mücadelesi var olabiliyor. Birisi ya da birileri sürekli başka biri ya da birileri üzerinde hakimiyet alanı oluşturmaya çalışıyor.

Tarihin tozlu sayfalarına gidecek olursak devletlerin, orduların, askerin,halkın birbirleri üzerindeki hakimiyetlerini görüyoruz. Devlet halkın üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyor.İnsanlar kendi içlerinde farklı olanların;Kürtlerin,dindarların,koministlerin...vb hakimiyetlerine tecavüz ediyor.Üstelik bunu hem halk hem devlet yapıyor.Hiç kimse birbaşkasını "ötekiyi" hakimiyet alanında istemiyor.Daha doğrusu tahammül edemiyor!

Örneğin; şu an yaşadığımız şartlarda  Kürtleri istemeyen bir grup insan var.Ülkemizi terkedin diyerek hakimiyet alanının dışına itmeye çalışıyor ve tahammül sınırlarını yıkıp geçiyorlar. Ya da başörtülüleri istemeyerek" o zaman gidip İran' da yaşayın" söylemini dile getiriyorlar.Neden? Görmek istemiyorlar, aynı ortamda "ötekiyle" yaşamak istemiyorlar,aynı haklara sahip olma düşüncesi onları rahatsız ediyor.Bütün bu rahatsızlıkların sebebi ise; tahammül edememektir.

Şimdi olayı acayip bir botuya indirgeyeceğim:) Bir evde anne baba ve çocuklardan oluşan bir aile düşünün.Bu ailenin belli bir yaşayış tarzı oluşmuştur.Oturdukları ev onların hakimiyet alanı durumuna gelmiştir.Bu hakimiyet alanında anne ve baba devlet baba konumundadır ve çocukları üzerinde bir hakimiyet kurmuşlardır.Bu hakimiyet kurma isteğinin ayyuka çıktığı ergenlik dönemi ise aile denen o devleti gelişim sürecinden gerilemeye götürebilecek sarsıntılara sebebiyet verebilir.Bazende "alan memnun satan memnun" sendromu ile olaylar hakimiyetin ana kolu olan anne tarafından bertaraf edilir. Kısacası duvarları sımsıkı tuglalarla örtülmüş ve dışardan sızmalara izin vermeyen bir yapı vardır karşımızda. 

Bu ailenin hakimiyet alanına artı bir kişi dahil olmaya başlarsa ne olur peki? Zurnanın zart dediği yere gelirsiniz! O eşsiz yapıda bir delik açılır. Örnek mi? Biraz klişe olucak ama en güzel bu şekilde anlatabilirim: Kayınvalide!:)

Patroniçe kayınvalide isyanı çıkar kapalı kapılar ardında.Patroniçeler eski güçlerini geri almak isterler ve hakimiyetlerini kaptırdıkları gelinlerinin koltukları sallatınya girer:)Ne gelin ne de kaynana hakimiyet alanına birbaşkasının girmesine tahammül edemez.Evde yapılan en ufak bir değişiklik bile gelini deli etmeye yetebilir çünkü hakimiyetini sarsabilecek hareketlerdir bunlar.Kaynanalar oğulları üzerindeki etkinin geçmekte olduğunu hissederek dört elle oğullarına sarılırlar! Bu kuramda kaynana ve gelin evin hakimi baba üzerinde, gelin kaynana üzerinde, kaynana gelin üzerinde hakimiyet kurmaya çalışır.Bütün bu çatışmaların sebebi ise hakimiyet alanı içerisinde yaşayan kişilerin tahammülsüzlükleridir.Ne kaynana ne de gelin hakimiyetlerini ellerinden kaybetmek istemedikleri için hiçbirşeye tahammül edemez hale gelirler ve o eşsiz yapı yıkılma sürecine girer.Bütün bu çatışmada amaç Muhteşem Yüzyıl' da olduğu gibi Sülümanı yani hakimiyetin mutlak sahibini yanina alarak etki alanini arttirmaktir.Sonuçta Sülüman ya anneyi ya da eşini seçerek birisine hakimiyet tacını takar.

Bu örnek üzerinden yanlız ve güzel ülkemize geri dönelim: Öyle bir hakimiyet alanı oluşturulmuşki biricik ve tek! Bu yapının içerisine dışarıdan gelebilecek her türlü "öteki tehlikeler" şartlar ne olursa olsun bertaraf edilmelidir. Yapılacak en ufak bir değişiklik bile tahammül sınırlarını zorlayabiliyor; başörtüsü yasağının kalkması, anadilde eğitim gibi. Bu sırada tıpkı kaynana ve gelinler gibi hakimyetinin sarsılacağını düşünen yapılar harekete geçip hertürlü darbe planını yapabiliyor. Kimse hakimiyet alanını hakimiyetini kaybetmek istemiyor.Mesela Tayyip Erdoğan. Kaybetmek fikri bile bence onu çılğına çevirebilir ve bu his birçok şeyi yaptırabilir ona.

Biraz karışık bir benzetme oldu ama belirtmek istediğim şey çok su aslında; sadece ordu,devlet ve halk bağlamında bir hakimiyet alanına sahip çıkma elden kaybetmeme durumu yok.Hayatımızın her alanında bu var ve asıl sebebi tahammül edemememiz.

Bireleri birilerine saygılı,empati kurabiliyor,birileri tahammül etmesini biliyor.Ama asıl tehlikeli olanlar tahammül etmesini bilmeyenler. Hiç kimse bir başkası üzerinde hakimiyet kurma hakkına sahip değildir.Herkes biricik ve tektir fakat tahammül edemeyen bu grup biriciklikten rahatsız olan ve "benleseceksin bizleseceksin" diye taraf oluşturmaya çalışan gruptur çünkü ancak o zaman güçlerine güç katabileceklerine inanırlar.Ve bilmedikleri belkide unuttukları şey şudurki; hakimiyet sadece ve sadece Allahındır! Arada sırada bunu hatırlamak gerekir ya da hatırlatmak.