2 Aralık 2012 Pazar

DİPLOMA YANIĞI OLMUŞ EVLİLİKLER

Selam Ben Odtülü.
Ben de Boğaziçili.
Öss den kaç aldın?
Kpss,kpds var mı?
Kariyer...?
Evlenelim o zaman!

Günümüz aşkları,evlilikleri,arkadaşlıkları hepsi toptan zıvanadan çıkmış durumda. Garip istekler listesi diye bir liste oluşturmaya kalksam emin olun hepinizin ağzı açıkta kalır. Kadınların ve erkeklerin beklentileri de günümüzle birlikte hızla değişmeye uğrarken beni en çok yaralayan şey; 'Müslüman' ve  İslami hassasiyetleri olan gençlerin de bundan nasibini almış olmaları. 

İnsanlar bir birlikteliğe imza atmaya kalkışacağı zaman karşı tarafta muhakkakki bir takım özellikler ararlar. İslami şartları göz önünde bulundurursak bir kadın ve erkekte aranacak en temel özellikler; ailesi,ahlakı, terbiyesi... olmalıdır. Bizler tabiki bunlara birtakım eklemeler yaptık modern dünya şartları içerisinde. Kaşı gözü, boyu posu, mesleği, maaşı,evi barki... Bir evlilikte kadının erkekten beklentisi ile erkeğin kadından beklentisi farklıdır. Erkek vasıfları itibarıyla kadından üstün olmak zorundadır. Hem maddi hem manevi.Maddi olarak üstün olmalıdır çünkü evin asıl geçim kaynağı erkektir! Manevi açıdan üstün olmalıdır çünkü bir kadının erkeği çevirmesi zordur fakat erkeğin bunu yapabilmesi kolaydır. Kadın duygusaldır ve itaat edebilir.Fakat erkek tam tersidir; duygusal tarafı kadına göre eksiktir ve bazı şeyleri dikte ederek yaptıramazsınız.Askerde birçok erkeğin dayak yemesinin sebebi de budur :)

Modernizmin getirdiği şartlar altında ezilen dindar gençlik evlilik müessesi, kadın-erkek ilişkileri konusunda da modernizmin tokadını yemiş ve çağdaş kesimin "kravatlı kadınları" yerine onlar da  "badem bıyıklı kadınlar" yaratmışlardır!

Kadının giderek erkekleştirildiği günümüzde erkeklerin kadınlardan beklentilerinin artmasıyla feminizmin "Biz de herşeyi yapabiliriz." Sloganını erkekler devr alarak "Siz herşeyi yapabilirsiniz." e çevirdiler.Üstelik sözde islami hassasiyeti olan bir güruhta aynı şeyleri tekrarlayıp hatim indirmeye başladı.

Daha spesifik bir çerçevede konuşmaya çalışarak, evlilik sürecindeki isteklere dönelim tekrar.Erkekleşen kadınlardan erkekler ne beklemeye başladı? Tabiki, bir eş değil yanlarında taşıyabilecekleri bir çanta arar oldular. O çantanın içine de; kariyeri, parayı pulu, masterı,doktorayı, maaşı... koydular. Kariyer aranmaz demiyorum burda yanlış anlaşılmasın.Elbette aranacak hususlar vardır. Burda önemli olan denkliktir.Ki bu denklik bazı özel hususları içerir. Mesela, üniversite mezunu bir genç üniversite mezunu bir gençle evlenmek isteyebilir. Fakat bir erkeğin ya da bir kadının kalkıp "Ben master yaptım. Masterlı adam istiyorum." Demesi anormaldir. 

Bir erkeğin bir kadından bekleyeceği şeyler; parası pulu, masterı, doktorası, kariyeri değildir. Ahlakına,ailesine, maddi açıdan ailesiyle denkliğine vs bakılabilir. Fakat sen kalkıp evliliği eğitim öğretim bilgilerine, kariyerine indirgersen nikanızı belediye başkanı değil ösym başkanı kıyar! Ve senin bu evlilikten alabileceğin tek şey nur topu gibi kpds, kpss, ales vs notları olur.Bu da hiç bi işine yaramaz aksine sayısal ve sözel zekalarınızın çarpışması ile evde şartellerin atmasına sebebiyet verebilir.

Bir kadının bir erkekten bekleyeceği şeyler de yukarda saydığımız şeyler değildir. Eğer kızımız üniversite mezunuysa mezuniyet durumuna bakabilir.Denklik açısından ailesine bakabilir.Dinine dinayetine bakabilir.Fakat "Ay yok ben şurda müdür burda genel müdür olmasını,yurtdışlarında okumuş olup, birkaç yabancı dile sahip olmasını istiyorum." Diyemez/dememeli.

Birbirinden acayip beklentileri olan kişilerin örneklerini okumak isterseniz sizi Ciddi Kızın Gayriresmi Güncesi'ne  (www.mutluysamnehos.blogspot.com)a havale ediyorum ve ben birbirinden bu tarz beklentileri olmayan bir çifti örnek vermek istiyorum.

Bi aile dostumuzun  kendisi avukat olan oğlu üniversite mezunu olmayan bir kızla evlendi. Çocuk çok efendi dindar bir çocuk,evlendiği kız da aynı derecede dindar. Nişanları yapılırken kızın Kuran kursundan hocası şöyle diyor; "Sizin oğlunuz çok efendi bir çocuk maşaallah.Fakat bizim kızımız da bir o kadar değerlidir. Çok küçük yaşlardan beri kurslara gitmiş ve kendini yetiştirmiştir..."

Şimdi burda beklenti sadece ailesel ve ahlaki bir boyutta. Diğer tarafta beklenti maddiyatçı bir felsefe üzerine konumlanmış. Ve bunun tek sebebi de erkek ve kadın rollerinin içiçe geçmesidir. Kadın kadın olarak kalabilseydi erkek bu tarz beklentilere giremeyecekti.

Düşünebiliyor musunuz "Ben çalışan eş istiyorum." Diyen erkekler var! Eğer eşin çalışmak istiyorsa mani olmazsın fakat "Çalışan eş istiyorum." Demek ne demek? Maddi durumunuz yeterli olmaz, çalışması gerekiyordur o ayrı. Fakat bir erkeğin evleneceği eşte 'çalışan' statüsünü araması "Gel sen de pisuvara işe demesi" gibidir!!! Yaradılışa aykırıdır.

Kadın erkeğin maddiyatına bakabilir çünkü denklik önemlidir. Yarın öbür gün eşine "Bana bunu al şunu al,ben buraya gidicem şuraya gidicem." Deyip adamın kafasının etini yememesi için tartıp ölçmek durumundadır. Bu şartlar altında yapabilir miyim, yapamaz mıyım diye.Fakat kadının geçimini sağlamakla yükümlü olan erkeğin kadının maddiyatına bakması 'neyin kafasıdır?'  İçgüveysi olmak istiyorsanız evlendikten sonra Facebook'ta ilişki durumunuzu 'içgüveysi' olarak değiştirmeyi de göze alırsınız artık!

Dindar kızlara sesleniyorum:) Karşınızdaki adamın İslami hassasiyetini kesinlikle ölçün.Çünkü İslam ahlakı olmayan bir adam onun üzerine ne inşa ederse etsin fasa fisodur. İslamı anlamayan bir adamdan en azından anlamaya çalışmayan bir adamdan eşine eş gibi davranmasını beklmesin kimse. Zaten böyle bir hassasiyeti varsa diplomanıza değil ahlakınıza, ailenize bakacaktır. 

Malesefki bu tarz adamlar her iki tarafta da mevcut. Bunların 'dindarı' da, 'çağdaşı' da aynı. Çocuklarını yetiştirecek kadını değil, koluna takıp gezeceği çantayı arıyorlar! 

Kadınlar erkeğin cüzdanına bakar diyen erkekler artık şartlar eşit gördüğünüz gibi.

 Hakkımızda hayırlısı ama dindar gençlik Kuran-ı ölçü almayı bırakıp, modernizmin kuyruğuna takılmaya devam ederse, o kuyruk pantolonlarının arkasından sallanmaya başlayacak haberleri ola.

30 Kasım 2012 Cuma

SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!

Birkaç hafta önce Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde Ali Şeriati sempozyuma gerçekleştirildi. Üniversite yıllarında Şeriati okumuş fakat anlayamamış ve kitabın heryerine ünlemler koymuş biri olarak bu Şeriati'yi anlamak için bir fırsat diyerek sempozyuma katıldım.İki gün boyunca süren sempozyumun benim için çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. Hilal Kaplan,Ali Bulaç, Cihan Aktaş ve daha birçok önemli ismin katıldığı sempozyuma Şeriati'nin eşi ve oğlu da katıldı.




Sempozyumda cevabını arayacağım soru; Şeriati'nin neden İslamı anlatmak için sürekli Marksist jargonu kullanmasıydı.Alt yapım olmadan Şeriati okuduğum için kitabı okurken bu dil beni çok itmişti.Bu yüzdende sadece elimdeki iki kitabını okumuş ve devam etmemiştim kendisini okumaya.Fakat sempozyum sonunda soruma ve kafamdaki herşeye cevap bulduğumu söyleyebilirim.

Ali Şeriati okumak isteyen herkes öncelikle kendisinin düşünce dünyası hakkında yeterli bilgiye sahip olması gerekiyor.Siz siz olun benim gibi bodoslama Şeriati okumayın:)Sonra kitabınızın her yeri ünlem işareti olur. Ve bu adam Marksist heralde düşüncelerine dalarsınız. Sempozyumda onun bir Marksist olmadığını, birçok kişinin hem o dönem hem de günümüzde kendisini Marksist olarak adlandırdığı söylendi. Şeriati'ninki bir meseleye karşı çıkarken, onunla fazla içli dışlı olmanın verdiği bir benzeşme olsa gerek! Çünkü kendisini Marksizme karşı savaş açmış bir sosyalist olarak tanımlıyordu. 

Sempozyuma katılanların çoğu Şeria'nin düşüncelerinin hepsini onaylamıyordu.Almamız gereken şeyler muhakkakki var.O bir aydın,önemli bir düşünür diye dile getirildi.Fakat bazıları ısrarla Şeria'nin aydın değil alim olduğunu dile getirdi. Kesinlikle o bir aydındır bencede.Alim kimdir?sorusuna verilecek cevaplar aşikardır.Mesela sempozyumda bolca örnek verilen isim, Said Nursi bir alimdir.

Şeriati marksizme karşı savaş açmış ama marksist jargonu bolca kullanıyor kitaplarında. Mesela bir kitabında Marks'ın 'Din kitlelerin afyonudur.' Lafını kullanarak kaderci anlayışa sahip olup,hiç birşey yapmayan kişiler için evet bu söz doğrudur diye kullanıyor. Bu ve benzeri söylemleri onun düşün yapısını bilmeyen çoğu kişi için çok tehlikeli olabilir.Aslında bana kalırsa dini alt yapısı zayıf kişilerin Şeriati okuması zararlı bile olabilir. Ki "Kendisinin kitaplarını okuyanlar Marksizmin düşünce yapısını çok iyi anlayabilir." Diye bir konuşmacı da belirtmişti sempozyumda.

Şeriati'nin, İran'ın Alisi olduğunu söyleyen br konuşmacı da "Türkiye'den bir Şeriati çıkmadı.Said Nursi ve Fethullah Gülen şu dönemde takipçileri olan isimler. Fakat onlar da vaaz-irşad çizgisinde devam edip,bilindik şeyleri söylüyorlar." dedi. Bu iki isimin çizgisi Şeriati'den çok farklı olduğu için böyle bir benzetme çok saçma bence. 

Bu cümleye Fazıl Say,Orhan Gencebay benzetmesi ile karşı çıkmak istiyorum:) Şeriati, İran Devrimine  düşünceleriyle katkı sağlamış bir isimdir. İran'ın şartları ve Şeriati'nin düşünceleri o dönem birbiriyle örtüşmüş ve hem o topraklarda hem de dünya çapında ses uyandırmıştı. Anadolu topraklarına baktığımız zaman ise bu topraklarda da bir sürü alim, bir sürü düşünce adamı görüyoruz. Said Nursi üzerinden gidersek o dönem birçok Kürt ve Türk kendisinin etrafında toplanmış ve dönemin şartlarına kendi bakış açılarıyla karşı çıkmışlardır. 

Şimdi bu topraklara gidip "Hadi hep birlikte Fazıl Say dinleyelim." Desek "Hacı ne diyon yaaa." Derler yada "O kim acaba?" merakıyla dinleyip birkaç saniye sonra uyurlar. Onları Orhan Baba anlatır,onların ruh dünyasını düşünce yapısını Orhan Baba bilir. Şimdi siz gelmiş Orhan Baba'nın mekanında Fazıl Say niye çıkmadı diyosunuz. Bu benzetmede Şeriati gibi kaliteli bir aydını Fazıl Say gibi gereksiz biriyle eş konuma düşürmeye çalıştığım anlaşılmasın. Sadece aradaki farkı anlatmak için kullandım. Her devirin bir adamı vardır.İran devriminde o devrin adamı Şeriati idi.Ve orda onun düşüncelerine ihtiyaç vardi. Bu toprakların zaten Şeriati'ye ihtiyacı yoktu.Çünkü o zamanlar Anadolu topraklarında bu toprakların ihtiyacını karşılayacak yeteri kadar isim vardı. 

Şeriati bir aydındır alimler ile karıştırmamak gerekir. Eğer bu topraklardaki aydınları örnek vererek "Buralardan Şeriati çıkmadı." Derseniz olur.Fakat alimleri örnek vererek onları bir aydınla karşılaştırmak çok saçma. Cemil Meriç'i örnek verirsek Nurettin Topçu' yu örnek verirsek ancak bu lafı sarfedebiliriz.

Sempozyumun benim için en heyecanlı tarafı ise Şeriati' nin eşini ve oğlunu görebilme imkanı bulmamdı. İhsan Şeriati inanılmaz şekilde babasına benziyor. Karşımda o oturuyor sandım desem abartmış olmam bence:) 

Neyse çok ciddi bi konu üzerine yazdım daral geldi sanırım. Şeriati'yi yeniden anlayarak okumaya başlamak çok güzel ama. Ebuzer ve Fatıma Fatımadır adlı kitaplarını aldım.Hakkıyla okuyup, almam gereken feyzi almamı nasip etsin Allah (c.c)...

Sempozyumla ilgili daha kapsamlı bilgiyi bu adresten alabilirsiniz efenim; http://www.dosdogruhaber.com/gundem/seriati-yasasaydi-arap-baharini-destekler-miydi

28 Ekim 2012 Pazar

Pelin BATUrdu !


Kod Adı: Pelin Batu
Kamuflajı: Oyuncu,tarihçi şair!
Status: Sleeping :)
Relationship: Complicated
Religion: Kurban kesmek yasaklansın!
Education: Eğitim şart

Bugün günümüz ergen gençliğinin dilini kullanarak giriş yapıyorum:)

Adnan oktar> Zekeriya Beyaz> Pelin Batu hatta <3 i="" nbsp="">

Ortalık gangnam style ile sallanırken biz kurban yorumları ile sallanıyoruz bayramdan beri. Üç beyazdan Zekeriya Beyaz uzun zamandır televizyonlarda gözükmüyor derken Tv'de "ayakkabıdan kurban" örneği verirken gördük kendisini.Sonrasında Pelin Batu cikti. O da "Kurban kesmek yasaklansın milletin ete ihtiyacı yok" dedi. 

Hadi Zekeriya Beyaz'a alıştıkta bu Pelin'in olay nedir ben onu çözemedim.Vikipedi'de; Oyuncu, tarihçi birde şair olarak gözüküyor kendisi. Zaten bu ülkede bi benim kıymetim bilinmedi. Millet iki günde şair olur ben dört yılda reklamcı olamadım:)

Kendisinin bendeki vikipedisi şöyle halbuki: Oyuncu, Ahmet Hakan'ın ve benzerlerinin sevgilisi, cıbıldak pozlar, tarih programı ( anlam veremediğim bi şekilde geçiş yaptı oraya) , ekranda uyudu( kapandi,açıldı,yeşil peruk taktı, kürt oldu, türk oldu...) ve son olarak kurban bayramı yorumu!

Gelelim söylediği cümleye...

Kurban konusunda "katliam bayramı" vs gibi yorum yapan kişilerle polemige girmek kadar gereksiz birşey yok çünkü islamı algılayamamış bir kişiye kurban anlatılamaz.

Kurban kesmeyi "canilik" olarak yorumlayanı duydumda  "Kurban kesmek yasaklansın. Kimsenin ete ihtiyacı yok. Eğitime ihtiyacı var!" diyeni ilk defa duydum. 

%100 eminim bu kıza Kurban Bayramı'nı birisi şöyle açıklamış: "Milletçe çok unutkan olduğumuz için, B vitamini eksikliği yaşıyoruz. Bunun içinde  kırmızı et yememiz lazım kızım. Ondan her yıl milletçe kurban kesip toplu halde et yiyoruz. Kesemeyenlere de dağıtıyoruzki onlarda yesin." Kendi içinde tutarlı bi cevap aslında unutkan bi milletiz sonuçta:) Ama işte yeterli olmamış. Bazı cevapların doğruluk payı bi yaşa kadar. Bknz: "Seni leylekler getirdi kızım/oğlum"

Haydar Dümen ekranlara çıkıp "Hepimizi leylekler getirdi" diye bağırıyor mu:) Adam doğruyu öğrenmiş yoluna öyle devam ediyor. Sana da aynısını tavsiye ediyorum Pelincim.

"Sleeping" olan statu durumunu acilen değiştirmen lazım. Yoksa Zekeriya Beyaz'ın dişi versiyonu olarak devam edeceksin bundan sonraki hayatına.

Aslına bakarsanız Pelin Batu kıvamında bir kız tanımıştım üniversite yıllarımda. Kendisi ile aynı sınıfta bulunmanın acı hatırası hala içimde saklıdır:) 

Yıl en fazla 2009, günlerden haftanın bir günü, aylardan bi ay... Sosyoloji temelli reklamcılık dersinde konu; İşçi sınıfı. Soru; İşçi sınıfı neden başkaldıramıyor? İdi ( soruyu ayrıntılı bir şekilde aktaramıyorum çünkü kızın cevabı kalmış sadece aklimda :)))

Kızın yorumu: Uzun bir süre saçmaladıktan sonra gelen cümle aynen şöyleydi " Hocam sonuçta isçi sınıfı ne yapsın adamlarda para yok, et alamıyolar. Simit yemekten kafa artık çalışmıyorki, salaklaştılar iyice. Neye başkaldıracaklar o halde." ( yazar burda şok geçirdi yine ) 

Benim cevap şu: Desene ülkedeki vejeteryanların hepsi salak! 

Bunun üzerine kızın erkek arkadaşının yorumu: Salak salak konuşma G....! :))))))

Ben o hocanın yerinde olsam o kızı yerin dibine sokardım orda ama hem sınıf ( birkac kisiyi tenzih ediyorum burda) hemde hoca kızla aynı kıvamda sayılırdı. Bu yuzden pek bi malzeme çıkmadı bana:) 

Muhtemelen bu kız için de kurban bayramı et ile ilişkilendirilebilecek bir mevzu  çünkü kafalar aynı çalışıyor:) 

İsçi sınıfının başkaldıramayışını 'b vitamini eksikliğine bağlayan' kız ile kurban bayramını 'topluca et ihtiyacını giderme' olarak gören Pelin Batu... 

Birde " Ayakkabıdan kurban olur." Diyen yetmez ama Zekeriya Beyaz!



21 Ekim 2012 Pazar

GELİN TANIŞ OLALIM!


Bizimkisi bir aşk hikayesi...Bir araya gelen birkaç insanın oluşturduğu topluluğa bir isim koymaları ile birlikte başlamıştı herşey. Belirli aralıklarla bir araya gelip bazı mevzuları tartışıyor, toplumun yarayan kanalarına merhem olmaya çalışıyor bir taraftanda aynı kafa yapısına sahip kişilerin bir arada oluşunun avantajını değerlendirmeye çalışıyorduk!

Yukarıda bahsetmeye çalıştığım olayın özeti şu aslında; bir takım sivil toplum kuruluşları, okullardaki topluluklar,dernekler... Eğitimli,okumuş kesimin modern koca bulma yöntemleri. Hiç "Yok artık!" demeyin. Son zamanlarda sahit olduğum olaylar doğrultusunda bu tezime destek buldum :) Vatandaş Esra Erol'a çıkınca olmuyo ama bunlar daha modern yöntemler kullanıyorlar. Örneklerimle sizleri bazı gerçeklerle karşı karşıya getireceğim:)

Eskiden gençtik üniversiteye giderdik:) birkaç dindar genç bir araya gelip birşeyler yapalım dedik.Neyse bütün gençler toplandık, toplandık, toplantık. Sorduk neden yıprandık, yıprandık, yıprandık?:)Bir süre sonra bu duyarlılık yerini magazinsel olaylara bıraktı:) Duydumki X kişi Y kişiyi seviyormuş. Öbürü sevdiği bu gruba dahil oldu diye gelmiş...Sonrasında nisanlanan, evlenen...

Birde ınternational bi örnek vereyim; Bir arkadaşımla bu konuyu konusurken kendisi şöyle demişti: "Boston' da okurken okuldaki müslüman gençler bir grup kurup bir arada olalım dediler. Bende içlerinde olmak istedim tabii olarak çünkü güzel organizasyonlara vesile olabilirdik. Fakat bir süre sonra bu topluluğun kendi içinde erkek/ kız arkadaş edinmeye başlaması ve olayı bambaşka yere çekmeleri ile aralarından ayrıldım."

İnternette Genç Siviller ile ilgili bi yorum okumuştum çok gülmüştüm eğer bulabilseydim paylaşacaktim burda ama bulamadim:( İki erkek arasındaki diyalog:

"Abii girelim ya manita yaparız.Bi tane sırt çantası, yağlı saç, çantanın arasına da birtane taraf gazetesi tamamdır ooluummm." Gibi bir muhabbet idi. Genç siviller böyle bir grup demiyorum yanliş anlaşılmasın sadece internette gördüğüm bi diyalog, insanların bakış açısı...

Veee bu tezime en son örnek; çok bilinen bir topluluktan iki kişinin dünya evine girmesiydi ahahaa. Demekki her tabakanın kendisine göre bir yöntemi var. Eğitimli kesimin yöntemi de bu arkadaşlar. 

Özellikle islami kesimden insanların bu şekilde davranıp üzerine birde diğer dindar arkadaşlarını "yeterince dindar" olmamakla itham etmeleri çok komik.Bu gözler neler gördü...

Herşey kendiliğinden geliştiyse bir sorun yok ama birçok kişi bu durumu değerlendirmek yada böyle bir durumu oluşturmak için bir araya geliyor. Konu böyle oluncada ben kendimi yazmaktan alıkoyamıyorum:) Konuya değinmeden edemiyorum...

10 Ağustos 2012 Cuma

BEN Mİ İNATÇIYIM SİZ Mİ ÇOK GENİŞSİNİZ?

Buşramın bir yazısı vardı; "Ben mi çok radikalim siz mi çok genişsiniz?" diye bu başlıktan ilham alarak yazmaya başlayayım. 

Bazı insanların bana sürekli çok inatsın, inatçısın demesine feci derecede uyuz oluyorum. Şöyleki bende kendilerindeki bu vurdumduymazlığı anlamıyorum! Eminim çevrenizde her türlü lafı sözü söyleyip sonrada "Ya çok özür dilerim." Diyen ne söylediğini, neye sebep olduğunu dahi farketmeyecek kadar hafif kişiler vardır. Ben bu durumdan çok rahatsız oluyorum ve çevremdeki insanlara da rahatsızlık veriyorum:))

Hayatta en nefret ettiğim insan tipi; dilinin kemiği olmayan yada var olup yamulmuş olan insanlardır! İçinizden geçen her şeyi, dilinizin ucuna gelen her kelimeyi söylemek zorunda değilsiniz, söylememelisiniz. Bu açık sözlülük falan değil; Hadsizliktir! 

Karşınızdaki insanla konuşurken "Ben bunu söylüyorum ama acaba kırılır mı?" Diye hiç mi aklına gelmez bi insanın. Gerçekten anlamlandıramıyorum bunu. Üstelik bütün bunları yaptıktan sonra hiçbirşey olmamış gibi yola devam etmek isteyenler var birde. Şimdi ben bu yola devam etmek isteyenlere karşı "Dur kardeşim. Senin ağzından çıkanla kulağının  duyduğunun farkında mısın? Kusura bakma ama ben bu kadar geniş bir insan değilim. Hemen affedemem öyle. Hatta belki hiç affetmem." Deyince inat oluyorum. Fakat dediklerini, yaptıklarını unutup şaşkınlık veren umursamazlığı ile hareket eden kişi 
'doğru yapan kişi' oluyor! 


Ben öyle hemen herşeyi unutamam. Eğer kırıldıysam kırarım, tavrımı ortaya koyarım ve tamir edilmesi zor bir insanım. Sen her türlü dengesizce konuşma hakkını kendinde buluyorsan ben de gereken tribi atarım. Biriktirip bi kenara attığım hayatlar da vardır yani :))

Çok konuşan, ne konuştuğunun farkında olmayan, sürekli eleştiren insanları hayatınızdan uzak tutun!

Allah cc insanoğluna iki kulak bir ağızı boşuna vermemiş. Bu düsturda yaşamaya özen göstermeliyiz. Herkes kırıcı olabilir çok kolaydır; ağzına gelen, aklına gelen neyse hemen söylersin olur biter. 

Hesabını veremeyeceği kelimeleri kullanmayı seven insanlar olduğu müddetçe sizi inatçı olarak adlandırmaya devam ederler. Çünkü kendilerine çuvaldızı batırmaktansa size uygun sıfatı bulmaları daha kolaydır! 

Ya kendinize gelin yada "Niye böyle yapıyosun?" sorusuna daha çok cevap ararsınız.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

MİZAHTA İZAH YOKTUR!

Son zamanlarda televizyon seyircisinin mizah anlayışında olumlu bir yönde gelişme olduğunu söyleyebiliriz.Leyla ile mecnun, Işler Güçler son zamanların popüler dizilerinden. İnce espiriler, bıyık altından güldüren laflar, zeka kokan hareketler... Nihayet işte bu dedirtecek, seyiriciyi salak yerine koymayan işler sunulmaya başlandı. Son zamanlarda yapılan dizilerin sayılarının artması ilede seyirci artık kaliteli yapımları kolayca ayırt edebiliyor. Mizah yada komedi dizileri üzerine yazı yazacak kadar bilgi birikimim yok ama kafama takılan birşey oldu yine :) Yukarıda Yalan Dünya dizisini yazmadım farkettiyseniz. Çünkü ben bu diziyi sevemedim arkadaş! Bu dizi ile Leyla ile Mecnun ve İşler Güçler' i karşılaştırdığımda neden sevmediğimi farkettim.

Hem Leyla ile Mecnun' da hem de İşler Güçler' de halktan bişeyler var. Bizden diyebileceğiniz cinsten diziler bunlar. Seyrederken günlük yaşantınızda karşılaşabileceğiniz olayları ya da espirileri, lafları görmeniz çok mümkün. Diğer tarafta elitizm kokan, aşırı Beyaz Türk, belki güldüren ama içinizdeki bamteline dokunamayan bir dizi var; Yalan Dünya. Gülse Birsel ve dizide yer alan oyuncuların kalitesi tartışılmaz tabiki ama herkes o tele dokunamıyor arkadas. Karşımızda Adıyamanlı bir aile olsa bile ben o samimiyeti yakalayamıyorum bu dizide. 

Şimdi birileri halka indi. Gerçek dışı değil, gerçeğin taa içinden gelen senaryolar yazıyor ve Tv' ye yansıtıyor. Belki güldürebilirsiniz, fenomen olabilirsiniz ama o sunilikten kurtulamazsınız eger ayri dunyalardansaniz. İşler Güçler olsun Leyla ile Mecnun olsun her ikisi de suni olmayan, halk dilini kullanan, içten, herkese kendini izletebilecek kaliteye sahip diziler. Avrupa Yakası, Yalan Dünya dizisine göre daha iyiydi. Volkan biraz kıroydu:) kapıcı dairesi vardı, Nişantaşı çocuğu olmayan Burhan Bey vardı... Bence bunlar biraz dengeyi sağlamıştı. Fakat ne olursa olsun yukarıda bahsettiğim bu iki dizi gibi asla olamazlar.( Bir dizi daha var asagida bahsedecegim)

Halka inmekten korkan kesim modası sona erdi şimdilerde halkın içinden olmak gerek...

Leyla ile Mecnun ve İşler Güçler dışında Üsküdar' a Giderken dizisi de bu kalitede bir diziydi. İşler Güçler gibi Üsküdar' a Giderken de Selçuk Aydemir kaleminden çıkmış bir diziydi. Burak Aksak ve Aydemir bence aynı kafadalar. İyi iş adamları bu adamlar! Eğer Üsküdar' a Giderken dizisini izlemediyseniz kesinlikle seyredin derim. Murat Cemcir harikalar yaratmış, Tülin Özer, Erdal Tosun ve Öner Erkan olayı bambaşka yerlere taşımış. Fakat dizi uzun sürmedi çünkü millet o zaman bu tarz mizaha alisik degildi.Birazda reklam eksikti sanırım.

İşler Güçler dizisi ile Ahmet Kural, Murat Cemcir ve Sadi Celil Cengiz muhteşem 3ü1 arada olarak bu yaz karşımıza çıktıda Leyla ile Mecnun' un eksikliğini giderdi. Uzun soluklu bir yapım olur inşaallah. Bu üç muhteşem oyuncunun performanslarını izlemekten acayip keyif alıyorum,mutlu oluyorum ve en önemlisi gülümsüyorum. Murat Cemcir' e üstad desek yeridir bence. Adam olayı bitirmiş, yemiş yutmuş:)Ben oyuncu olmak istesem  bu üçlünün kapısında yatardım yani:DAhmet Kural;mimik, Sadi Celil' de ise garip bi şekilde anlaşılamayan bir ustalık var. Aşırı doğal desem doğru olur mu bilmiyorum ama içimden gelen budur. Kısacası hepsi birbirinden usta hepsi birbirinden muhteşem. Dahada mükemmeli; bu üçlünün Çalgı Çengi 2 filminde bir arada olması üstelik Selçuk Aydemir kalemiyle. Sabırsızlıkla bekliyorum ve size de kesinlikle tavsiye ediyorum bu adamları seyredin.

Son olarak Murat Cemcir "Mizahta izah yoktur. "Diyor. Ben de  "Mizahta izah yoktur. Mizahta bedel vardır abi.":) Diyorum. Dozunu ayarlarsan no problem derler ama! :S

 Eğer birşeyi çok iyi yapıyorsanız kimse size laf edemez. Bu gerçeği de unutmamak gerek.Mizahın en kalitelisini yap, halkı arkana al, o zaman istediğin adamı istediğin kurumu eleştirebilirsin. Misal; Leyla İle Mecnun hükümeti acayip eleştiriyor hemde devletin kanalında. Niye birşey olmuyor çünkü adanmlar iyi. Birde bir zamanların fenomeni olup şimdilerde saçmalayan bir gerçek var o da;  Olacak O Kadar! Bu adamların yaptığı mizah değildir. Bazı tiyatrocuların belirli tiyatrolarda yaptığı gibi, kendileri çalıp kendileri oynuyor bunlar. Bol miktarda boş beleş eleştiri her türlü iticilikle üretiliyor. Üstelik bunu yapanlar usta olarak tanımlanan kişiler. Yeni nesil oyuncular bu adamlara mizahı anlatmalı artık!

Neyse konumuza donelim biz; Murat Cemcir, Ahmet Kural ve Sadi Celil Cengiz... Bu adamları seyirde kalın. Sonra "Yok ben kaliteli mizah bilmem, yok ben Murat Cemcir, Ahmet Kural, Sadi Celil tanımam." Demeyin tammam. Büyük eksiklik hafiz:D Bi dakkaaaa,Şinasi Yurtsever ve Korhan Herduran ve Burak Satibol'u da eklemezsem olmaz:)

Üsküdar' a Giderken dizisini de internetten izleyin. Gülmezseniz, adamların oyunculuğuna ve Selçuk Aydemir kafasına hayran kalmazsanız gelin buraya yazın :))

23 Temmuz 2012 Pazartesi

GÖKDELEN ÇOCUĞU

Yeni bir küfür keşfettiğimi düşünüyorum şu an; gökdelen çocuğu:))) Konuyu acayip bir yere bağlayacağım ama. Gökdelen çocuklarından bahsedicem size:) Öyle mahalle çocuğu değil gökdelen çocuğu bunlar. Yüksek binaların arasında büyüyen, bakkal amcası olmayıp market zinciri çocukları onlar...

Bir önceki yazımda mahalle kelimesini bolca kullanınca bu kelime kafama iyice yer ettiyse demekki( L&M seyretmenin etkileri görülmektedir su an)

Mahalle kültürüyle yetişen bir çocuk ile siteler arasında büyüyen çocukların dramı...

Geçenlerde yüksek binaların arasından geçerken oralarda büyüyen büyüyecek çocukları düşündüm ve mahallede yetişmiş biri olduğum için şükrettim. Ne gada da sıkıcı bi o gada kasvetli yerler öyle. Bu çocukların bakkal amcaları yok, mahallenin delisi yok, şeker veren dedeleri yok... Neyi var o çocukların? Belki sitelerinin önündeki bahçedeki parkları var.O da betonlar arasına sıkışmış kalmış!

Bizim zamanımızda (yaşlandım ya ben artık eskilerden bahsediyorum size) mahallemizde iki tane bakkalımız vardı.Ama en güzeli her mahallede bi tane deli bi tanede çocuklara şeker veren dedeler olmasıydı:) Okulun önündeki,  Hakkı Dede'nin o küçücük bakkalından, okul çıkışı leblebi tozu alır eve kadar onu bitirmeye çalışırdık hemde her türlü boğulma tehlikesini beceriyle atlataraktan. Annem apartmanın bahçesinde çocuklarla oynamama pek izin vermezdi terbiyemi bozarlar diye:) ama anneleriyle görüştüğümüz kişilerin evine gitmeme izin verirdi. Gökdelenler arasında yaşayan o çocukların bir komşu çocuğu arkadaşları bile yok çünkü kocaman apartmanlarda kimse kimseyi tanımıyor. Efendimiz (s.a.v) "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." demis  ama şimdilerde komşular sadece apartmana girip çıkarken birbirlerine selam veriyorlar.Hatta belki bunu bile yapmıyorlar!

Birbirini tanımayan aileler arasında, mahalle kültüründen yoksun kalarak yetişen bu çocuklar,evlerinde pc başında her türlü zararlı oyunları oynarak vakit geçiriyorlar. Teknoloji herşeyleri artık onların. Saatlerce tek bir ekrana bakarak bütün çocukluklarını geçiriyorlar. 

Upuzun, koskocaman, kimsenin kimseyi tanımadığı... o beton binalara karşıyım. Gelecekte çocuklara böyle bir miras bırakılmasına karşıyım. Birlikte büyüyen, birlikte apartmanların zillerine basıp kaçan, dondurma almak için annelerine var güçleriyle bağıran... o mahallede büyümeli tüm çocuklar. Ruhsuz, kimliksiz, soğuk bir kültür olmamalı onlara bıraktığımız...

22 Temmuz 2012 Pazar

BİZİM MAHALLE, ÖTEKİSİ MAHALLE

Bizim mahalle, öteki mahalle terimlerini tırnak içinde kullandığımızda bambaşka şeyler ifade ediyor artık.Eskisi gibi bizim mahallenin Ramazan Bakkalını, öbür mahallenin Terzi Ahmedini kastedemiyorum ne yazıkki! Şimdilerde farklı cenahlardaki insanları belirtmek için kullanıyoruz bu kelimeleri. 

Bi "bizim mahalle" bide "öbür mahalle"de azımsanmayacak kadar bulunmuş biri olarak bişeyler yazsam yeridir diye düşünüyorum. "Bizim mahalle" dediğiniz sözde sizin gibi düşünen sizi anlayabilen ince, kibar ve düşünceli adamların bulunduğu topluluktur."Öteki mahalle" ise sözde sizi anlamayan, kabasaba belki dinsiz! belki ahlaksız! ve belkide düşüncesiz! kişiler topluluğudur. Fakat işin içine girince tam tersi bir durumla karşılaşma ihtimaliniz de vardir. 

Zamanında bir haber ajansında benden çok farklı düşüncelere sahip kişilerle birlikte çalışmıştım.Ben onlar için öteki olarak konumlandırılmıştım onlarda benim için öyle. Fakat zaman geçtikçe "öteki mahalle"dekiler benim için çok özel kişiler oldular.Çünkü insancıl, anlayışlı, kibar ve saygılı idiler. Hergün koşarak yanlarına gidip, onlardan birşeyler öğrenmek isteyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Emeğe son derece saygılı olan, saygısızlığa tahammül edemeyen  bu kişilerin arasında çalışmak bana çok şey öğretmişti. Farklı düşüncelerin masaya yatırıldığı o kocaman masanın etrafında saatlerce yaptığımız toplantılar benim için kocaman bir aile tablosu olmuştu bir süre sonra. Ürkerek gittiğim o insanların arasından hüzünlenerek ayrılmıştım. Aslında birilerinin öteki diye bahsettiği şey sizin o kişileri nereye koyduğunuzla alakalıdır. Oradaki herkes benim için öteki değil benim düşüncelerimin gelişmesine vesile olan candan, gercek "insan"lardı.

Birde "bizim mahalle" diye bir gerçek vardırki hiç derinlemesine tanımak istenmeyecek cinsten insanlarla karşılaşmanız olasıdır.Kaba, anlayışsız, tuhaf, emege saygısız ve ucuz işçi arayan... Bunlarla karşılşınca şok olursunuz. Nasıl yani dersiniz "Bu mu beni anlayan, benimle aynı düşüncelere sahip olan adam. Biz bununla mı aynı mahallenin çocuklarıyız."Malesef! Çünkü sen onun için çantada kekliksin! Her türlü ona muhtaçsın, hep Yedek Kamil konumundasın! Beklentisiz olmak zorundasın ve sömürülmeyi göze almalısın.

Farklı mahallenin insanlarıyla çalışan kişilerle ilgili bir sürü örnek duymuşumdur. Kendisini dindar olarak konumlandıran bir kurumda çalışan dindar kadın çalışmasının karşılığını alamaz çünkü onlara muhtaçdır o. Yazı yazar yazısının karşılığını alamaz çünkü onlara muhtaçdır o.Fakat dindar kurumda çalışan ama dindar olmayan kişi işinin karşılığını hemen alır. Dindar olan ucuz işçi gibi çalışırken öbürküsü belkide çok daha iyi bir maaşa çalışır.Neden? E o öbür mahalledendir ve onları yanlış anlamaması lazımdır. Aynı mahallenin çocuğuyuz diye kendi mahallesinde bişeyler yapmak isteyen kişi beklediği saygıyı, adaleti ve kibarlığı genellikle cogu zaman göremez.Sebep şudur, "o bu mahalleden nasıl olsa hiçbir zaman çıkmaz biz nüfusu arttırmaya bakalım!"

Çoğu kişi bu durumu kabul eder ama kabul etmek istemeyen kişilerin durumu pek içaçıcı olmaz genellikle.Ya istediklerine ulaşamazlar ya da ulaşmak için canhıraş bir şekilde çalışırlar.Önlerinde engebeli bir yokuş vardır ve kendilerini öteki mahalleye kabul ettirmek zorundadırlar.Eğer şanslılarsa gerçekten demokrat ve özgürlükçü kişilerle karşılaşırlar ve sorun baştan yok olur. Diğer durumda ise hem öteki yaftasını yıkmak hemde işini en iyi yapan olmak için son surat ilerler.

Türkiye' de dindar kesimde ne yazıkki kadınlar için böyle bir tablo var çünkü azınlık konumundalar.Diğer tarafta kadınlar için böyle bir ayrımın yapıldığını düşünmüyorum.İş dünyasında ayrım yapılmaksızın her kadının ataerkil toplum yapısı içinde  istenmeyen bir tarafı vardır bunu da unutmayalim. Erkek egemen yapı dışardan sızmalara karşı hep ataktadır! Ne yazıkkı bu kadının erkekten zeki olduğu gerçeğini değiştirmiyor :))))

Neyse son sözlerim şöyleki; ben öteki mahallede çalışmayı tercih ederim önüme seçenekler konsa.Eskiden "Bütün birikimimi bizim mahalle için harcarım. Onlar gelişsin, büyüsün." Diye düşünürdüm ama sonra gördümki benim karakterime aykırı şeyler var orda.(Gördüğüm yerlerde en azından)Ben aynı mahallenin çocuklarıyız diye ucuz işçi olamam, sömürüye gelemem, saygısızlığa ve adaletsizliğe tahammül edemem. Sen beni koruyup kollamıyosan ben neden sana "amanda bizimkiler" diyeyim!

Bide bişey daha ekleyeceğim her sektörde geçerli değildir bu ama bizim sektörde benimle aynı mahallenin çocukları çok kötü işler yapıyosunuz üzgünüm. Biraz kalite biraz yaratıcılık lütfen! O işlerinizi görünce nefesim kesiliyor, gözlerim kararıyor, damarlarımdaki kan çekiliyor...

P.S: Kullandığım terimlerden ötürü ayrımcı olarak algılanmak istemem çünkü öyle değilim. Sadece durumu daha iyi özetlemek için günümüz terimlerini kullandım. Genelleme yapılmış gibi gelebilir hatta öyle de olabilir.Bunlar tamamen benim yaşadıklarım ve görüşlerimdir...


Bizim mahalle komplekslerinden kurtulduğu gün bana haber verin.Bir iki bisey söyleyip çıkıcam;)




3 Temmuz 2012 Salı

BRAİN STORMİNG :)))

Şu sıkıcı hayatıma ne zaman can gelecek cok merak ediyorum. O kadar monoton bir hal aldıkı herşey, yazı yazmak bile içimden gelmiyor. En son Buşramın yorumunu görünce "hadi artık yazayım." Dedim. Geçenlerde bir konu üzerine konuşurken çok güzel bir cümle geçti konusmada ve  bunun üzerine birşeyler karalayasım geldi Allah'a şükür ;)

"Alemde ne varsa insanda da numunesi vardır."(Yirmiikinci söz, üçüncü bürhan)

Bu cümle üzerine biraz düşünmeye başlayınca hakikaten bir sürü örnek geldi aklımıza. Mesela: ceviz, demir - çinko... Bunlar alemde bulunan ve insanda numunesi olan şeyler gerçektende. İnsan beyni ceviz şeklinde ve beyne çok iyi geliyor ceviz yemek. Yada demir - çinko tabiatta da insan vücudunda da bulunuyor ve her ikisi içinde  çok önemli. 

Biz bu örnekleri çoğaltırken aklıma bir başka şey daha gelmişti; ağaçlar! Alemde bulunan ağaçların numunesi insanlardı aslında. Bir tohum ekersin, o tohumun büyümesini beklersin. Tohum büyür, fidan olur. Yaprak açar, çiçekler çıkar. Sonra meyveler verir o ağaç. Verir ama daha hamdır olgunlaşması gerekir. Olgunlaşır ve meyveleriyle bütün aleme faydası dokunur. Sonrasında ise meyveleri gider, yaprakları düşer ve tabiri caizse ölür.

Belkide birçoğunuz bunu daha önce düşünmüştürsünüz. İnsan da bir tohumken büyür, çiçek açar,meyve verir, olgunlaşır ve ölür. ( Okula gider- mezun olur- is sahibi olur- olgunlasir- calisir...) Hayattaki herbir aşaması tıpkı ağaca benzer. Zamanla büyürüz olgunlaşırız. Bu olgunluk dönemiyle etrafımızdaki insanlar bizden faydalanabilir. Ve sonra ölürüz. Hatta biraz daha ileriye gidip şu noktaya dikkat çekelim; her ağaç meyve vermez, her ağaç aleme faydalı olmaz tıpkı insan gibi. Her ağacın meyvesi de yenmez. Zehirli meyveleri olan ağaçlar vardır biliriz. İnsanoğlu içinde geçerlidir tüm bunlar. Alemi dünyaya gelen her insan faydalı olamaz. Zararlıdır bazıları; davranışlarıyla etraftaki insanları zehirlerler ve bazı hayatları yok ederler.

Her daim yeşil kalan ağaçlarda vardır çam ağaçları gibi.Onlarda hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan insanlardir aslında. Onlara bakınca ölümü hatırlayamazsınız ölmeyecekmiş gibi yaşarlar çünkü...

Öyle işte...

P.S: Ağaç örneğini daha fazla açacaktım ama onu da siz okuyucularımın hayal gücüne bırakmak istedim. Herşeyi karşısındaki salakmış gibi tüm ayrıntılarıyla anlatanları sevmemde;) Puzzle ın bazı parçalarını size bırakıyorum :)


18 Haziran 2012 Pazartesi






Eksik bir şey mi var hayatımda
Gözlerim neden sık sık dalıyor
Eksik bir şey mi var hayatımda
Gökyüzü bazen ciğerime doluyor

Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam
Atsan atılmaz, satsan satamam
Eksik bir şey mi var, anlayamam
Bak çayım sigaram, her şeyim tamam

Kalksam duraktan dolmuş gibi
Arka koltukta unutulmuş gibi
Terliklerimle, gelsem sana
Sonunda aşkı bulmuş gibi

19 Mayıs 2012 Cumartesi

YAZIMSI

Eski yazılarımı okuyunca eskiden ne güzel şeyler yazıyormuşum dedim.Şimdiki yazılarıma bakıyorum hep bos beleş. Demekki insanın hayatındaki boşluklar yazılarına, iç dünyasına da yansıyormuş. Bazı boşluklar ınsanın hayatına, bugüne kadar görmediği güzellikler katar. Bir kitabın içindeki cümlelerin daha fazla içinize işlemesi, bir film sahnesinin tamamen sizi anlatması gibi. 


"Kendi yanlizliklarinin esiri ve mahkumu kalacaklar!" M.F.G

"Bir milletin gelecegi hakkinda kehanette bulunmak isteyenler o milletin genclerine verilen terbiyeye baksalar, hukumlerinde yuzde yuz isabet ederler.' M.F.G

"Kaba sozler ve davranislar ruhunda kabalik olanlarin disa akseden hiriltilarindan baska birsey degildir." M.F.G

"Derinlesme azminde olmayanlar hic farkina varmadan zamanla siglasirlar." M.F.G

"Dar dunyanin mahkumu olmayalim!" M.F.G

"Insan niyetine gore mukafat gorur!" M.F.G

“Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olur. Kimi zaman da sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olabilir. Netice itibarıyla neyin hayır ve neyin şer getireceğini sadece Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216)

"İnsanda büyüklüğün mikyası küçüklültür,yani tevazudur.Küçüklüğün mizanı büyüklüktür, yani tekebbürdür." M.F.G

"Hasetcinin huzuru, çabuk darılanın dostluğu, yalancının ise yigitliği olmaz." Hz. Ali

"İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşsadığınız gibi inanmaya başlarsınız." Hz. Ömer

"Kime yakın olduğumuz kadar kimden uzak durduğumuz da önemli değil midir?" B.A

"Tasavvuf kibrin kemoterapisidir." B.A

"Şeytan Hız tarikatının şeyhidir!" B.A

"Dünya ile olan mesafemiz ahiretteki yerimizi belirleyecektir."

"Kör yürümek güzeldir." İmam Gazali

"Rakı şişesinde zemzem gibi yaşamak zorundayız! "B.A

"Ahiretteki varlığımız buradaki yokluğumuz kadardır. Burada ne kadar yoksak orada o kadar varız! "B.A

"Depresyonun asıl sebebi dünya ile çiftleşme isteğidir!" B.A

"Yaşatma düşüncesinden mahrum 'akıllılar' tiksinti bir hayat yaşadırlar." 
M.F.G