10 Eylül 2010 Cuma

BİR YEMİN TÖRENİ GEÇTİ ÜZERİMDEN !

  • Kalıba sokulmuş gibi hissettiniz mi hiç kendinizi? İstenilen şekli alıp uygun duruma geldiğinizde serbest bırakılmaya hazırsınızdır.Yok eğer istenilen şekil verilmemişse çöpe atılıp tekrar kalıba sokulursunuz istenilen şekle girene kadar.Ben kendimi ilk defa kalıba sokulmuş gibi hissettim.Birileri bana uygun şekle girmem için yapmam gerekeni söyledi!

  • 7 Eylül Salı...Abimin yemin törenine gitmek için ailecek yola koyulmuştuk.Başörtüm konusunda bana dayatacakları kalıbı bildiğim için törene katılmayacağımı, sadece abimi görmek için gittiğimi aileme bildirmiştim. Annem ve yengem ise abim önceden arayıp " Bonelerinizi ve iğnelerinizi çıkartıp fiyonk yapacakmışsınız!" dediği için hazır durumdaydı.Törenin yapılacağı yere ulaştığımızda arabanın içinde hummalı bir çalışma başlamıştı."Bonesiz ve iğnesiz nasıl başörtümüzü tutturacağız?" sorusu tekrar tekrar soruluyordu.Onlar uygun kalıba girmeye çalışırken ben sorularının cevabını sabit bir yere bakarak cevaplıyordum.Tören alanına gitmek için öncelikle güvenlikten geçmek gerekiyordu.Bunun için kadınlar ve erkekler ayrı ayrı sıraya girmişlerdi. Sırada başörtüsüyle istenilen şekle girmemiş kadınlarda vardı.Bende onlardan cesaret alarak sıraya girdim. Herhalde sorun çıkmayacaktı! Bir umutla sıraya girdiğimde sinir bozucu o sesi duydum:" Lütfen başörtülerinizi iğnesiz fiyonk şeklinde bağlayın".Sıradan çıkmıştım.Dayımın ve babamın yanına gidip törene katılmayacağımı söyledim. Benden farklı düşüncelere sahip olan babam " Girmeyecektin niye geldin?Gir şu sıraya..." diye bağırdı.Çaresiz bir şekilde ve "belki..." diyerek sıraya girmeye gidiyordum ki ön saflardan iki erkek "Bunlarda artistlik yapıyolar işte" dedi. İlk başta dediklerini idrak edememiştim ama sonradan bana söylediklerini anlamıştım.Öfkeli, hırçın ve asla! diyerek sıraya girdim. Tam bana sıra gelmiştiki görevli olan asker " Bayan lütfen başörtünüzü fiyonk yapın" dedi. Emir veriri gibi bana bunu söyleyen askere "yeter artık" diyen gözlerle baktım.Aslında öfkemi ve kızğınlığımı anladığını gözlerinden okuyabiliyordum. Bakışlarımı üzerinden çekip bonemi ve iğnemi çıkarmadan sadece başörtümün uçlarını bağladım.Ne olursa olsun daha fazlasını yapmayacaktım. Duygularım birbirine girmişti.İlk defa böyle hissediyordum.Vücudum karıncalanmış, ellerim titriyor ve gözlerim dolmuştu.28 Şubat sürecinde başörtülü kadınların yaşadıklarını şimdi anlıyordum herhalde.O anda aklıma ilk gelen ikna odaları olmuştu.Sanki bende o odadan çıkmış ve istenilen kalıba girmiştim! O güvenlikten geçmek bana yıllar gibi gelmişti.Geçer geçmez başörtümü eskisi gibi bağladım.Dışarı atsalar bile törene böyle girecektim. Birçok başörtülü kadında başörtülerini eski haline döndürmüştü güvenlikten geçtikten sonra.
  • Aslında genç kadınların başörtülerinin şekli onları daha çok ilgilendiriyordu. Yaşını almış kadınlarla fazla ilgilenmediler! Çünkü tehlikeli olan bizlerdik!Ama bizlerde köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek zorunda kalmıştık.Tören alanına girdiğimizde öfkem geçmediği için yerimde duramıyordum. Sürekli söyleniyordum.Rütbeli askerler önümüzden geçiyor, herkes alkışlıyor bense kendimi zor tutuyordum. Gururları kırılan başörtülü kadınlar da hala onları alkışlamaya devam ediyordu! Milli duygular bir güzel okşanıyor, üzerine evlat sevgisi ekleniyor ve annelere "hadi şimdi evladınız için başörtünüzü şöyle bağlayın" deniliyordu.

  • Uzun konuşmalardan sonra askerlerden biri gençliğe hitabeyi okumak için kürsüye gelmişti.Hitabenin şu kısmı okunurken:"...memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir..." salonda alkış koptu. İktidar Akp idi ve Atatürk mesajı vermişti! Bu iktidar gaflet ve dalalet içindeydi. Halk uyanık olmalıydı. Tam da referandum zamanı heyecanlı hayırcılar bu sözler üzerine alkış üzerine alkış patlatıyordu. Üstelik bunu yaparken nasıl gördündüklerinin farkında bile değillerdi.Ağızlarından salya akan köpekler gibi saldırgan görünüyorlardı. Sadece belli fikirlerin özgürce var olabildiği o salonda bizler mecburi olarak oradaydık.Bizim ve bizimle aynı fikre sahip olan erlerin bir önemi yoktu. Onlar HAYIR deyip alkışlayabilirlerdi ama bizler EVET deyip alkışlayamazdık.Çünkü evlatlarımız ellerindeydi! Karşıt görüşlü kişiler orada onlara birşey yapabilir korkusuyla kimse sesini çıkartamıyordu.
  • Konuşmalar sırasında "Evlatlarınızı davul zurnayla askere gönderiyorsunuz.Onlar bu vatanın kahramanları.Gerekirse ölürler öldürürler.Atatürk,onun yoluna canımız feda.." şeklinde cümleler de kurulmuştu.Analar, babalar, eşler... askere davul zurnayla göndermek zorundaydılar.Onlar bu vatanın kahramanları evet.Peki ya ölürler, öldürürler? Ölmüyorlar öldürülüyorlar! Üstelik göz göre göre. Marşlarında "Vatan sana canım feda" diyorlar.Canlarını feda etikleri ise vatanları değil, vatan hainleri oluyor!
  • Başörtülü kadınlar o salondaydılar ama eksik ve yaralıydılar! Allah Allah nidalarıyla savaşa giden ordu Allah'ın emri olduğu için başını örten kadınları "peygamber ocağı'na" almıyordu! Peygamber ocağına peygamber ümmetinden bazıları giremiyordu. İçerisinde mescit olan ve askerlerin izin aldıkları sürece namazlarını kılabildiği bir askeriyede yıllardır bizi mahkum eden körelmiş zihniyet emir komuta zincirinde uygulanmaya devam ediyordu! Anlayacağınız yaman çelişkiler peşi sıra birbirini kovalıyordu. Genelkurmay birkezde yıllardır devam eden bu "yemin töreni" olayları için başörtülü annelere basın açıklaması yapsın.Çünkü onlarda şu sorunun cevabını arıyor:" Bizi içeriye bonemizle ve iğnemizle almayan ordu çocuklarımızı neden askere alıyor?" !!!

16 yorum:

mutluysamnehos dedi ki...

harika bi yazı olmuş.. maalesef bazı durumlarda ayıya dayı demek zorundayız. işte böyle b.kta bi düzen bizimki. başörtüleri yüzünden törene almadıkları "biz"lerin çocuklarını askere alıyolar. bizden korkmaları kendi düşüncelerinde normal ama aslında anormal, çünkü biz ısırmıyoruz.. normal olan şey ise kendilerince korkmak için sebepleri çok. ne yaparsa yapsınlar, bir şekilde okumuş, yükselmiş, bi yerlere gelmiş insalarız. biz devlet en iyisini bilir devletimiz için varız" yerine devlet bizim için, ordu bizim için var diyebiliyoruz. vatan için ölmek yerine vatan haini için ölmek sözüne de %100 katılıyorum. güç kavgası insanları bazen ne kadar hayvanlaştırıyo değil mi??

Kemal Korucu dedi ki...

Bu yorumu ister yayınla ister yayınlama ama küfrüm edebimi aşacak bu gece.
yıllar önce başörtüsünün neden yasak olduğunu anlamaya çalışırken şöyle demiştim. Bu adamlar hayatları boyunca her naneyi yedi artık tatmin olmuyorlar birşeyden ve başörtülü kızın göz yaşlarından onun üniversite kapılarında başını açmasından yada geri dönmesinden orgazm oluyorlar bunun başka mantıklı hiç bir açıklaması olamaz demiştim tarih beni ne hazindir ki haklı çıkardı geçen bi tane andropozlu çıktı erkekliğimi hissediyorum dedi bu insanların zihni bu kadar mı gayri meşru olur bi adamın düşüncesi bu kadar mı pornografik olur buna o... çocukluğu diyemiyorum onun süzgeçten geçirilmişliği zulüm desen zalim zulümden ne anlar ALLAHcc ın emri desen ALLAHcc sızın emirle ne ilgisi olur sinirlendim çok sinirlendim yaklaşıyor yaklaşıyor bi gün o adamlarla çok fena hesaplaşacaz hemde çok fena

uğur dedi ki...

benzetmelerin çok aşağılıyıcı..
ve benim yemin törenimde ben başörtülü kadınların bu gibi zorluklarla karşılaştıklarına rastlamadım ki annemde başörtülüdür.
siyasetle hiç alakam yoktur sayfama bakarsan , ama sana açıkkoyu sayfasını tavsiye edebilirim bakman için , ama tek taraflı bakmaman şartıyla..
sevgiyle kal diyemiyorum çünkü seni tanımıyorum. ve bu biraz televizyonlardaki başörtülü salağın atatürkü tanımıyorum o zaman onu sevmek zorunda değilim' ine geliyor... garip

LeVaMi dedi ki...

Uğur;Hangi benzetmeleri aşağılayıcı buldun anlamadım.Onların bize yaptıkları aşağılayıcı değil de benim yazdığım gerçekler mi aşağılayıcı? Sen rastlamamış olabilirsin.Senin üstlerin sana başörtülüler başörtülerini bu şekilde bağlayacak dememiş olabilir.Ya da demişlerdir ama sen bunu zorluk saymıyosundur.Zorluk sadece kapıdan içeri istediklerini yapmazsan almamaları değildir.Zorluk sana istedikleri şekli dayatmalarıdırda!Benim annemde gidip abime "kafamda başörtüm tutmadı, niye böyle yapıyorlar" gibisinden laflar etmedi. Muhtemelen ben söylemesem haberi de olmayacktı.Dolayısıyla o da sorunla karşılaşmadık diyebilirdi!Ayrıca kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama bir arada yaşıyorsak saygı duymak zorundayız.

LeVaMi dedi ki...

Kemal; biraz küfürlü olmuş ama yorum senin yorumun :)

LeVaMi dedi ki...

mutluysamnehos; aslında birde bizimle aynı fikirde olan ama orda üstüne karşı gelemeyen askerleri düşündüm.Mesela beni içeri o şekilde sokmayan askerin yerinde abimde olabilirdi.Ve buna mecburlar! Çünkü emir yukardan geliyor.Ne kadar acı birşey mecbur olmak.

Adsız dedi ki...

İşiniz gerçekten çok zor.ne diyebilirim ki? ağbinizin yemin törenine gidiyorsunuz ve askeri bir bölgede, alana girerken bir ASKER size kıyafetinizi bir şekilde düzeltmeniz gerektiğini, aksi halde alana giremeyeceğinizi belirtiyor.ben de benzer bir uygulamayla karşılaştım.hava 80 dereceydi ve asker beni şortumla içeri alamayacağını söyledi.Ne rezalet.Gidip pantolon giymek zorunda kaldım.içeri girincede paçalarımı kıvırdım ama ne çare.Ne kadar mantıksız.Ne kadar özgürlüğümüzü kısıtlayıcı hareketler değil mi?hatta sizinde söylediğiniz gibi askerler namaz kılmak için izin almak zorunda.tamam bir asker çişe gitmek için, uyumak için, oturmak için, su içmek için, yıkanmak için, yemek yemek için ve bir çok şey için üstünden izin almak zorunda lakin namaz, bu kabul edilemez. neden? argüman çok basit. Allahın emirlerinin üstünde hiç bir şey yoktur.bunun üzerine yorum yapmamıza gerek yok çünkü dogmatik düşünceler hakkında tartışmayı sağlıklı bir insanın 13 yaşında kademeli olarak bırakması gerekir.Umarım yaşınız 13 tür.Yok diğil se; lütfen herşeyi dine bağlamayı bırakın.Din kişiseldir.Üzerinde tartışılamaz.Türk insanının toplum içersinde dine gösterdiği hoş görüyü (ki %99 aynı dine mensup olmanın bunda etkisi büyüktür)göremeyen zihniyet ya olgunlaşmamış ya da artniyetli bir zihniyettir.Lütfen bırakın bu tür ajitasyonları.Bu ötekileştirme politikalarının ucunun orduya kadar dayandırılması türk halkına hakarettir.Çünkü türk ordusu gücünü türk milletinden alır ve şu cümleyi gerçekten düşünün, sizden başörtünüzü düzeltmenizi isteyen asker ve o emri aldığı komutanı günü gelince gözünü kırpmadan allah allah nidasıyla ölüme koşacaktır.Bu böyleydi, böylede olacaktır. Neydi? iğnenizi mi yeniden takmıştınız? işiniz gerçekten çok zor.

LeVaMi dedi ki...

Adsız,

1)ben değilde siz 13 yaşında olabilirsiniz çünkü şort ve başörtüsü benzetmesi ancak 13 yaşındaki birinin vereceği bir örnek olabilir.

2)Askerin namaz kılmak için izin almasını ben "niye izin alıyorlar" diye ifade etmedim. Tabiki izin almak zorundalar.Nerede olduklarını haber vermek zorundalar çünkü.Namaz kılabiliyorlar ne güzel ama biz başörtümüzle istediğimiz gibi giremiyoruzu ifade ediyordu o cümleler.Sanırım çok heyecanlandığınız için okuduğunuzu anlayamıyorsunuz.13 yaşında olma ihtimalinizden ötürü o cümleleri copy paste yapmak yerine açıklama gereği hissettim.

3)Türk insanı dine saygılıda neden başörtüsüne saygılı değil.Bizde inancımızdan ötürü başörtülüyüz.Biz isteyen takar istemeyen takmaz diyoruzda birileri "takmayacaksınız" diyor.Okullara giremiyoruz vs...Siz de tv izliyorsanız, zamanında yaşananları hatırlıyorsanız ne kadar saygılı olunduklarını anlarsınız.Tabi olgunlaşmış ve artniyetsiz bir zihniyete sahipseniz!

4)Benim ordum;
Kafes, balyoz,ayışığı, eldiven gibi darbe planları yapmayan içerisinde cuntacıları barındırmayanların ordusuydu.Karargahı'nda gizli görüşmelerin, Lahikalarında, irticayla mücadele eylem planlarının yapılmadığı orduydu.

Benimordum;

Halkıyla bütünleşmiş,halktan aldığı ruhu saf ve tertemiz olarak koruyabilen ve yalnızca ama yalnızca halkı için halkın huzuru için ve vatan için nefes alan orduydu.Benim ordum,tıpkı Kurtuluş savaşında olduğu gibi Türkiye'nin tüm renklerini içerisinde barındıran orduydu.

Benim ordum; HALKININ HAKİMİ OLMAYA DEĞİL, HALKININ KÖLESİ OLMAYA ÇALIŞAN ORDUYDU!

LeVaMi dedi ki...

Kemal, yorumunu malesef yayınlayamıyorum çünkü içerisinde küfür barındırdığı için ikili çatışma yaratabilir.

Kemal Korucu dedi ki...

tamamı gitti mi ya sana bana iki de bir hata vermişti gitmedi sanıyordum

LeVaMi dedi ki...

Kemal; yazdıkların gelmişti fakat ben yorumunu yayınlamadım.Hatta 4 kere aynı yazıyı yollamışsın.

Adsız dedi ki...

Sanırım ülkemizdeki bazı kurumların işleyişinden şikayetçisiniz.Bunu da somut bir örnekle örneklendiriyorsunuz.Yanlışım varsa düzeltin; başörtünüzü inancınız gereği kullanmaktasınız (tabi ki başka nedenleri de olabilir fiziksel koşullar, gelenek görenek vs.)ve başörtünüzle askeri bir bölgeye, üniversiteye kısacası herhangi bir kamusal alana mevcut yasalar uyarınca giremiyorsunuz.Bahsettiğim bu kamusal alanlara fiziksel olarak alınmamak.Ve anladığım kadarıyla bu uygulamalar yapılırken onur kırıcı muameleye maruz kalıyorsunuz.Size bir soru sormak isterim aslında bir kaç soru ama bu soruma vereceğiniz yanıt benim için gerçekten önemli.Yapılan bu uygulama sizce kişisel hak ve hürriyetlerinizi kısıtlayıcı bir uygulama mıdır yoksa din ve vicdan hürriyetinizi kısıtlayıcı bir uygulama mıdır? bir üçüncü şık varsa onuda bilmek isterim.

LeVaMi dedi ki...

adsız; kaç yaşındasın sorusunu cidden kendine bi yönelt sen.İnancımdan dolayı başımı örtmem ve bundan dolayı zorbalıklara maruz kalmam inanç özgürlüğümü kısıtlar.Diğer insanlardan farklı muamele görmemde kişisel hak ve hürriyetlerimi kısıtlayıcı bir uygulamadır!

Bundan sonra hiç bir yorumun yayınlanmayacak çünkü hakaret içeren şeyler yollamaya başladın! İnsan olduğun zaman gel!

LeVaMi dedi ki...

kemal; sildim bulamam bir daha.

Adsız dedi ki...

Blog yazılarına yabancı olduğum için yazılarımı adsız olarak göndermek zorunda kaldığım için özür dilerim.İsmim volkan."Sanırım ülkemizdeki bazı kurumların..." ile başlayan mesaj dışında size her hangi bir mesaj yollamadım.yorumumda da hakaret içeren her hangi bir cümlem olduğunu gerçekten düşünmüyorum.yorumumu yayınlayıp yayınlamamakta tabi ki özgürsünüz.Bu kurallarını sizin koymuş olduğunuz bir mecradır ve ben bu yorumları yaparak baştan sizin kurallarınızı kabul etmiş oluyorum.
Türk siyasi tarihi boyunca din bir çok kez siyasete alet edilmiştir.Çünkü çok basit yöntemlerle kesin başarıya ulaşacak bir stratejidir.Son dönem stratejilerde de başörtüsü konusu bu yöntemin ne yazıktı bayrağı haline gelmiştir.Çok basit olarak bir insanın kafasına giydiği her hangi bir giysinin, diğer bir insanın özgürlük sınırlarına, bazı extreme durumlar haricinde, tecavüz edemeyeceğinden dolayı yasaklanması gibi bir uygulama mantıksal, etik veya yasal olarak doğru bir uygulama değildir.Çözümde aynı şekilde basittir.Toplumun bir arada yaşamasını sağlayan, toplumsal uzlaşma ile meydana getirilmiş olan yasaların gerek değişen koşullara gerek evrensel değerlere gerekse sosyal sözleşmelere dayandırılarak, yaşamsal ihtiyaçlara cevap vermediği öne sürülerek, yeniden bir toplumsal uzlaşmayla değiştirilmesini talep etmektir. Buna karşın ihtiyacı karşılamayan bu yasaların değiştirilmesi talebinde dayanak olarak kati suretle tartışılamayacak olan ve yapısı gereği toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç duymayan, kesin ve değiştirilemez yargılar taşıyan bir sistemi referans alırsanız, mevcut sistem buna karşı kendisini koruyucu mekanizmalarını, kendisiyle çelişme pahasına, devreye sokar.Çünkü toplumların varlığını devam ettirebilmesi için gerekli olan"değişim"dir.Toplumu bir arada tutan bütün dinamikler değişebilir olmak zorundadır.Buna imkan vermeyen sistemler bir arada yaşayabilme yetisininin kaybolmasına neden olur.Değişen koşullara gerekli müdahalelerde bulunamamak birlikteliğin sonunu getirecektir.Başörtüsü meselesinde de siyasi olarak insanların inançlarından beslenen çevreler, ihtiyaca cevap vermeyen yasaların değiştirilmesi için insani nedenleri bir tarafa iteleyerek dini nedenleri ön plana çıkarmıştır.Sistemin tepkisini halka ajitasyonlarla sunarak biz ve onlar yapısını oluşturmuştur.Ama iş burada kalmamıştır.Sistemin oluşturduğu tepki haricinde yine siyasi rant malzemesi olarak, ki bazı çevreler tarafından Atatürkçülüğün de bir din şeklinde algılandığını rahatça söyleyebilirim,karşıt kutup oluşturulmuş ve biz ve onlar yapısı kuvvetlendirilmiştir.Basitçe kutuplaşma oluşturulmuştur.Buda hazır oy anlamına gelir.Siyasi gelişmelerle bazı olayları kronolojik olarak sıralarsak zaten cevaplar açıkça görülebiliyor.Özetle türban konusu siyasi bir manevradır.Bahsedildiği gibi dramatize edilmesi bana yanlış geliyor. Evet başörtüsü kullanan insanlarımız bir kalıbın içine sokulmuştur ama bu sistemin yada devletin hazırladığı bir kalıptan çok, bu kutuplaşmaya sebebiyet veren çevrelerin oluşturduğu bir kalıptır.

LeVaMi dedi ki...

volkan; spam olarak gönderdiğin şeylerden bahsediyorum ben!hakaret içermediği sürece bu blogda yorumlar yayınlanır!