13 Şubat 2010 Cumartesi

SEVĞİLİ ATATÜRKÇÜĞÜM

  • Başlığa bakıpta mektup yazacağım kanısına varmayın.Blogumdaki ender yazılar arasına gireceğine dair iddiaya girerim ama :) S.A bir kitap:D Geçen dönem Kürşat Bumin'den ders almıştım ve dersin asistanı Esra Elmas'ın öğrenciyken yazdığı tezi kitap haline getirdiğini söylemişti Kürşat Hoca. "Okumayanlar varsa kesin alsın çok güzel bir kitap" diyede ilave etmişti. Ben isimden dolayı direk etkilenmiştim zaten:)Kitabı okuyunca hayran oldum diyebilirim çünkü Esra Hoca belkide hayatınız boyunca hiç düşünmediğiniz/düşünemeyeceğiniz yerlere temas etmiş. Kitap bu kadar güzel olunca bende dedimki blogumda biraz bahsedeyimde takipçilerimde faydalansın. Eminim bu yazıyı okuyunca kitabı alırsınız çünkü kitap okumayı seven herkes bu kitabı kütüphanesinde bulundurmalı.

  • Neyse gelelim kitabın konusuna hemen: İlkoku çocuklarında Atatürk algısı! Hiç geriye dönüp ilkokuldayken Atatürk'ü nasıl algılardık biz diye düşündünüz mü? Ya da o zamana dair pratikleri hatırlarken/anarken " Ya biz bunu niye yapardık, şu niye şöyleydi, ne saçma şeylerdi" dediniz mi? Yazacaklarımdan sonra diyeceksiniz:) En azından "Hakikaten abi yaaa" tepkisini vereceksiniz:D Ama önce kafanızda şimşekler çaktıracak bir kaç soru sorayım :)

  • Atatürk'ün başak saçları, şimşek bakışları, gök mavisi gözleri size Yunan mitoloji tanrılarını çağrıştırdı mı hiç?

Küçükken kovaladığı kargaların Osmanlıyıi kara çarşafı simgelediğini düşündünüz mü?

Başarılı olduğu Matematik tam da Batı modernizmine denk düşmüyor mu?Ya

Trablusgarp'ta onu kurşunlardan koruyan o saat... Atatrk' seçilmiş, matematiksel olarak kusursuz ve ölümsüz olabilir mi?

  • Dırırırımmm "Harbii laaannnn" dediğinizi duyar gibiyim hiç saklamayın!Öncelikle bu okul ne menem bişeymiş onu anlatayım sizlere:) "Okul, sistemin kendini "öğretmeye" ve "üretmeye" ailden sonra resmi olarak başladığı çok önemli bir ideolojik aygıt".Düşünsenize 7 yaşına kadar evdesiniz ve evde ideolojik olarak öğrendiğiniz şeyler kısıtlıdır. Sonra 7 yaşına geliyosunuz ve acayip bir ideolojik ortam içinde buluyorsunuz kendinizi. Hem de öğrenmeye en açık olduğunuz o yaşlarda! Okul kavramına baktığımızda bu kavramında kasıtlı bir şekilde üretildiğini görüyoruz. Önceden çocuğun eğitimi çocukla yetişkinin birlikte olması sayesinde yüzyıllar boyunca çıraklıkla sağlanmış.Çocuk bilmesi gereken şeyleri yetişkinlere yardım ederek öğrenirmiş.17. yüzyılın sonlarından başlayarak özellikle modern çağla birlikte eğitim aracı olarak okul çıraklığın yerine geçmiş. Merkezi devlet daha Fransız devrimini beklemeden okulun kendisinin devamı için en uygun aygıt olduğunu hemen anlamış.Anlayacağınız okul ve çocuk seçilmiş iki önemli öğe oluyor ideolojileri yaymak için. Türkiye'de de bu müthiş bir şekilde uygulanıyor. Çocuk, toplumsal ve kültürel olarak yapılanan; değişen, dönüşen ve dolayısıyla değiştiren ve dönüştüren önemli bir aktör konumunda. Resmen kullanılmışız aman Allah'ım :) Okul bir disiplin yeri olarak kullanılıyor ve süresi gittikçe uzatılıyordu. İlkokuldan sonra ortaokulda zorunlu hale getirilmişti. Herhalde "biz bu çocukları ilkokuldan sonra boş bırakırsak bunlar unuturlar bizim ideolojiyi en iyisi bir 3 sene daha ekleyelim" diye düşündüler. Ailelerde bu "disipline etme" durumunu kabul ettiler tabiki!

  • Çocuk boş bir levha gibidir. Üstüne o yaşlarda ne yazarsanız yazarsınız. Aile, okul ve devlet çocuğun boş zihnini bunlarla doldurur ve kendileri için bir proje haline dönüştürürler."Eğitim ve öğretim modern çağın, meşruiyetini Tanrı'dan alan aklın yerine insan merkezli aklı koyma çabasında, devlet bünyesinde kurumsallaştırılan en önemli aygıtlardan biridir." diyor kitapta. Yalan mı şimdi öyle değil mi? Eğitim devletin ideolojik aygıtıdır unutmayalım! Dolayısıyla bu lafta sonuna kadar doğrudur. Yani lakilik tarihinin sahneside okuldur!! Bize moderni, Batıyı, dini değilde aklı öğreten olduğu gibi bu lafıda öğreten o olmuştur.Çocuklar dolayısıyla gençler her zaman ülkenin geleceği olarak görülmüştür. Neden? Çünkü küçük yaştan kendi sisitemleri ile yetiştirdikleri ve birçok şeyi empoze ettikleri "araçlar" dır onlar. Onlara teslim etmeyeceklerde kime teslim edecekler! Yukarıdan inmeci birçok anlayış ve Batıdan alınan modern kavramlar çocuklara itina ile benimsetiliyordu. Bütün bu kavramlar ve yukarıdan inmeci anlayışlar dini gericilik olarak konumlarken dinin yerine insan aklını koyuyordu. Çocuklara din ve dine dair olan şeyler öğretilmiyordu. Var olan din kültürü dersleride devlet kontrolü elinde olmuştu her zaman. "Eğitim alanında dini ve semavi olan pek çok unsur yerine pozitivist bir akıl ve bilim anlayışını koyan bu uygulamalar Cumhuriyetin akılcı değerler çerçevesinde yetieşecek nesiller yaratmak amacını ifade eder... Muassır medeniyetler seviyesine ancak bu şekilde ulaşılabilir."

  • Gelelim başka bir noktaya: " Cumhuriyetin dini eğitim veren okul ve medreseleri kaldırıp çağdaş okullar kurma sürecinde okulları içerik ve fiziksel dizayn etme şekli, Kemalizmin eğitim alanındaki etkisinin başka bir ispatıdır."Mekan ve ideoloji arasındaki ilikşi çok önemlidir ve devletin önemli bir aygıtı olan okulda buna göre kurgulanmıştır. Her okulun bahçesinde mutlaka Atatürk büstü ve Türk bayrağı olur. 1-8 arasındaki tüm sınıflar her gün derslere başlamadan önce öğrenci andını okur! Bu uygulama önceden 5. sınıfa kadarken 28 şubat'tan sonra 8. sınıfa çıkartılıyor. Tehdit yaklaşıyor ya ondan !! Atatürk portresi, Türk bayrağı, İstiklal marşı, gençliğe hitabe ve öğrenci andı. Bunları hepsi sınıfların içinde vardır ve belli bir düzene göre dizayn edilmiştir. Tabiki bunun da bir amacı vardır!Mesela Atatürk'ün portresi yazı tahtası üzerinde bulunmalıdır.Çünkü bütün sınıf onu oradan rahatça görebilir. Hee unutmadan bir de Atatürk köşesi vardır. O köşe çok önemlidir. Düzenli, tertipli ve şık olmaldır. Ata'nın ilke ve inkılları yazılır. Ve her öğrenci için oraya katkıda bulunmak bir şereftir!

  • Okulda düzen böyleyken sokakta da belli bir düzen olduğunu hiç fark ettiniz mi? Kent, kasaba ya da köy bütün bunların en merkezi yerinde bir Atatürk heykeli bulunur örneğin. Kent merkezlerinde bulunan bu heykeller çoğu zamanda günlük hayatımızda çok önemli bir pratiğe eşlik ederler: Biriyle buluşacağınız zaman genellike " Heykelin orda bulşalım işte " deriz. Resmi törenler, konserler, şenlikler... hepsi o heykel etrafında yapılır. 10 Kasım 'ı hiç söylemiyorum o gün gündelik hayat saat 09:05 'te sekteye uğruyor biliyosunuz ki!

  • Gelelim en ince noktalardan birine: "Çocuğun dilinde Atatürk"

Atatürk sizce nasıl biri? sorusuna çocukların verdiği yanıtlar şöyle: Borçlu olunan biri, kurtarıcı, lider, güneş ışık, zeki akıllı. Burda bence en ilginç olan "güneş ışık".Kutsal bir varlık olarak alğılandığını buradan anlayabiliyoruz. Anket yapılırken çocuklar Atatürk portresine bakı "değil mi Atam" diyorlamış sık sık. Düşünün artık bu vahim durumu! Başka vahim durumlarda var.Hatta bu vahim durum benimde yaşadığım birşey. Çocuklar ödevlerini yaptıkları zaman Atatürk'ün onlara güldüklerini, yapmadıkları zamanda kızdıklarını söylüyorlar. Bu banada olurdu. Arkadaşıma " Bak Atatürk sanki kızmış bakıyor" derdim zaman zaman.

  • Atatürk’ün fiziksel özellikleri ise onu tam bir tanrısallık içinde sunuyor. Başak saçları, şimşek bakışları, gök mavisi gözleri… İlköğretim öğrencileri Atatürk’ten bahsederken ışık, aziz gibi kelimeleri kullanıyor. Bütün bunlarda tanrısallık, kutsallık kavramını açıklıyor aslında.

  • Atatürk’ün hayatıyla ilgili bazı hikayeler ilkokuldan beri aklımızdadır. Bunlardan biride Mustafa Kemal’in tarlada kız kardeşiyle kargaları kovalaması hikâyesidir. Peki, bu hikâyedeki bazı öğelerin neleri temsil edebileceğini hiç düşündünüz mü? Kitap bu sorunun cevabını şu şekilde açıklıyor: “ Karga metaforik olarak çok şey söylüyor. Karganın siyah bir hayvan oluşu, yaygın bir anlayışla uğursuzluğu sembolize ediyor olması, Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluş hikayesi ve idealleri ile zorlama olmayan bir bağlantı içeriyor. Atatürk önderliğinde geçmişin karanlığından, geri kalmışlığından kurtulan ve yüzünü Batı’ya dönen bir cumhuriyet için karga uğursuz başarısız geçmişi, Osmanlı’yı ve özellikle onun çağın gerektirdiği modern değerlere kapısını kapatan dini devlet yapısını simgeliyor. Atatürk çocukken o çiftliği ( yani çiftliğin sınırlarını) kargalardan koruyor, onlara karşı taşlarla “savaşıyor” ve Atatürk gün geliyor ülkesini yine “o kargalardan” koruyor ve ülkesi için yine savaşıyor. “ Karganın karalığı” , karga hikâyesini es geçmeyen bu çocuklar için bir çırpıda “kara çarşaflı” bir geçmişi değiştiriyor.”

  • Anket sonuçlarına geçiyorum tekrardan; Atatürk yaşasaydı hayatımız değişirdi diyenler %93. Evet diyenler ise çeşitli değişimlerden bahsediyor. En dikkat çekenler ise; sokakta çarşaflı ve kapalılar olmazdı, AB’ye girmiş olurduk, modern bir ülke olurduk, Ermeniler bize saldırmazdı ve Tayyip Erdoğan başbakan olamazdı!

  • Çok ilginç ve ancak bize özgü olabilecek bir şey söylim mi? Söylüyorum:)Ardahan’da Damal şenlikleri yapılıyor ve bu şenliklerde Atatürk’ün gölgesinin bir dağa yansıdığı söyleniyor. Kürt kökenli bir yerde Atatürk’ün portresinin bir dağa yansıması da ayrıca düşündürücü bence. Damal’da düzenlenen şenliklere üst düzey tipler katılıyor ve sözde Atatürk’ün gölgesi dağa yansıyınca da göndere bayrak çekiliyor ve konuşmalar yapılıyor. Televizyoncu Cenk Koray ise Kuran'da Atatürk’ün müjdelendiğini söylüyor.

  • Yazı bayağı uzadı farkındayım: )Beklide sonuna kadar okumayacaksınız onunda farkındayım:) Bu konuyla ilgili birçok şey yazılabilir ama çok uzadı mevzu. Din olarak laiklik ve Kemalist düşüncenin pratikleri falan filan… Artık onlardan da başka yazıda bahsederiz. Ya da yok gidin kitabı alın siz okuyun:D

    Dip not: Kitapta daha bir sürü ilginç mevzu var. Çokta ucuz bir kitap. Bence herkes bu kitaptan istifade etmeli.

3 Şubat 2010 Çarşamba

HATIRLA SEVGİLİ! BU KALP SENİ UNUTUR MU?




Unutmaz unutmaz.Unutmazda neyi unutmaz? Solun hatırlanacak sevgilisini mi, unutamayan kalbini mi... Dün akşam Tomris Giritlioğlu'nun yeni dizisi Hatırla Sevgili'nin devamı şeklinde olan Bu kalp seni unutur mu? dizisini izledim ve izlerken "yine mi" demekten kendimi alamadım. Bu hatırlanacak sevgililer, unutulmayan kalpler hep solda mı var?

Hatırla Sevgili'yi izleyenler bilir Türkiye siyasetini anlatan bir dizi olarak bu ülkede sadece sol varmış başkada bişey yokmuş gibi çekilmiş bir diziydi. Bu yeni dizinin danışmanları arasında Ferhat Kentel haricinde Mümtaz'er Türköne'yi de görünce "Tamam bu sefer sağ cenahıda anlatırlar doğru bir şekilde" demiştim. Ama dün akşam gördüm ki durum hala Hatırla Sevgili' deki gibi. Tek bir fark var: Ülkücülerin sayısını arttırıp araya bir tanede Erbakancı aile sıkıştırmışlar. Bu mudur yani? Hani nerde Türkiye siyasetini anlatan dizi? Dünkü bölümde bir anda başörtüsü eylemlerine gelindi. Nasıl oldu, olaylar nasıl gelişti anlamadan seyirci kendini Beyazıt meydanında buldu. 28 Şubat gösterilecek mi, yoksa bir anda 1997'ye geçildi ve başörtüsü eylemlerine mi gelindi? ( Ben izlerken birşeyleri kaçırmışımdır inşaallah). Umarım Diyarbakır Cezaevi'ne yer verdikleri kadar 28 şubat'a da yer verirler.

Gelelim dizideki eylem sahnesine.Akıllara zarar bir sahneydi. Dizinin yönetmeni bu sahneler çekilirken koltuğunu stajyere mi emanet etmişti acaba? İstanbul Üniversitesi'nin önünde taş çatlasa 30 kişilik kızlı erkekli bi grup. Kızların örtüleri örtü değil sanki "çuval". Özensiz, basit, değersiz... bir görüntüsü var. Sanki örtünmemişlerde başlarına çuval geçirmişler. Başörtülü kızlar böyle tipler dercesine "dandik ve hadi ordan" bir söylem vardı. Özellikle dikkat ettim hiç gerçek hayattaki gibi bir başörtülü görebilecek miyim diye. Sadece bir tane gördüm. Belliki o da oyuncu değil orda çekimlere katılan biriydi. Üstelik daha da komik olan bazılarının saçlar önden gözüküyor:) Hani şu asortik teyzeler var ya bağlarlar sonra öndeki saçları gösterirler aynen öyle. Başörtüsü o değil, başörtüsü sorunu o hiiç değil! Bu sorun ve yara o kıytırık sahneyle anlatılmaz/ anlatılamaz/anlatılmamalı. Eylem sahnesi çekmişler sözde ama o kadar duygusuz, heyecansız, acısız bir sahneki anlatamam. Solcuların yaptıkları eylem sahneleriyle karşılaştırdım ister istemez bir anda. Ama benim karşılaştırmama gerek kalmadan dizide şöyle bir sahne girdi araya: Aynı anda Beyazıt Meydanı'na solcular geldi ve oruç tutmadığı için öldürürlen arkadaşları adına eylem yaptılar. Nasıl bir eylem mi? 30 kişilik değil neredeyse 500 kişilik, coşkulu, amacını anlatan, sloganları çok etkili olan gerçek bir sahne ! Üstelik bu sol gruplar birde sağ sol çatışması yok faşistlerin oyunu bunlar diye bir pankart açmışlardı. Gördün mü bak ne kadar anlayışlı ve ne kadar insancıllar "onlar".

Dizideki ülkücü karakterlere gelince.Kürşat ve karısı Elif( Elif'in ailesi Erbakancı) eyleme gittiler. Ama sap gibi kenarda durdular. Ülkücülerin 9 ışığı söndü mü, Elif annesinin başörtülü olduğunu unuttu mu? Sadece "Bence herkes istediği gibi yaşamalı Kürşat" demekle mesaj verilmez ey senaritsler. Mümtaz'er Türköne dizide ülküclerin sayısını arttırdıkları için ses çıkarmıyor heralde artık böyle ince noktalara. Keşke Muhsin Yazıcıoğlu hayatta olsaydı da diziye o danışmanlık yapsaydı. Belki o zaman sağ herşeyiyle daha iyi anlatılırdı. Sağ ülkücülerden ibaret değildir!



Hatırla Sevgili' de de bu dizide de hatta Türkiye' de de aynı algı var: Sağ üküsüz ve sönüktür. Sol kadar ünlü ve coşkulu değildir. Böyle olmasıda doğal aslında. Sonuçta diziyi yapan kişilere bakarsak sol görüşlü insanlar onlar. O zaman bu diziler Türk siyasetini ve Türkiye'de çeşitli grupların yaşadıklarını anlatıyor demesinler çünkü durum öyle değil. Sadece sol anlatılıyor bu dizilerde. Sol propaganda yapılıyor. Diyarbakır Cezaevi'nde solculara işkence yapılırken, onlar eylem yaparken ben nasıl duygulanıp, onların yanında olabiliyorsam onlarda başörtüsü eylemi yapılırken duygulanıp, "haksızlığa karşıyız" diyebilmeli. Adalet, özgürlük ve eşitlik kavramlarını burda da hatırlayabilmeli. Malesef dizi bu çerçevede yapılandırılmamış.



Umarım ilerleyen bölümlerde solcular hak, adalet, eşitlik ve özgürlük kavramlarına verdikleri önemi yeniden hatırlarlar ve hakları, özgürlükleri ellerinden alınan bu insanlarında yaşadıklarını en az solcular kadar iyi bir şekilde dile getirirler. İlerleyen bölümlerde bakalım daha neler olacak...


Dip Not: Sola düşman biri değilimdir. Her siyasi görüşü anlamaya çalışan hatta insanları sağ ya da sol diye ayıranlara sinir olan biriyim. Fakat böyle bir dizi olacaksa ve sağ/sol anlatılacaksa herşey eşit miktarda anlatılsın lütfen. Olmuyorsa da o zaman bırakın sağcılarda kendi dizisini yapsın. Ama Türkiye'de hembunu yapabilecek hem de olan biteni tarafsız anlatabilecek bir yönetmen yok!