30 Haziran 2009 Salı

KAFANDAKİ ÇAKIL TAŞLARI




Gıcık oluyorum zaman denen şu şeye.
Kuralları hep kendi koyuyor bu oyunda.
Ben almak istedikçe ileri, geri
O oynuyor benimle bir ileri, bir geri.
Akrep, yelkovan birbirlerini kovalarken,
Bende zamanı kovalıyorum,
Bu haksız oyununun içinde.
Tam "kazanıyorum, zarı düşeş attık" derken,
Amansız bir hamleyle kendimi zaman tünelinin içinde buluyor,
Ve kilometrelerce geriye gidiyorum.
Öğreniyorum!
Oyunu kurallarına göre oynamam lazımmış.
Bende yapıyorum birkaç hile o zaman.
Başlıyorum zamanla oynamaya ileri geri, ileri geri...
Artık ben harcıyorum zamanımı,
Kurtuluyorum akrep ve yelkovanın acımasız ellerinden!
Bitmek bilmiyor günler geceler.
Yoruluyorum arkamda koşuşturanlardan.
Takılıp düşüyorum küçük bir çakıl taşına.
O zaman anlıyorum,
Bu da oyunun bir kuralıymış.
Meğer oyunun en küçük parçası çakıl taşıymış, başından beri benimle bu oyunu oynayan.
Üstelik zaman denen o adamın rolünü üstlenerek!

Hiç yorum yok: