15 Mart 2009 Pazar

MA...

İçimden sesler korosu… En iyi, en dürüst, bazen en acımasız, bazense en mutluluk verici dost. Yağmurlu bir İstanbul günü “ Dur durak bilmeden ilerleyen zamanda su misali yaşamak ister miydin? Diye sordu bana. Çok duymuştum şu meşhur su misali benzetmesini. Fakat hiç düşünmemiştim su misali nasıl yaşanır. Düşmüştü bir kere bu soru aklıma. Zaman kaybetmeden su gibi akıp giden ömürleri düşünmeye başladım ama hiç birinde suyu göremedim. Hiç bir şey göremeden pencerenin kenarında yağan yağmuru izlerken muhteşem korom “ İnsan suya benzer. Dikkatli bak.” Dedi. Haydaaaa! Ben henüz su misali nasıl yaşanır onu düşünürken, enteresan sorularla bir kez daha köşeye sıkıştırılmıştım. Yağan yağmuru izlemektense, yağmur tanelerini dinleyerek bu sorulara cevap verebilirdim. Pencereyi açıp gözlerimi kapadığımda o ses beni çoktan kendine hapsetmişti bile.


Su yaşatıcıydı! Toprağa düşen su tohumu büyütür ve o tohumdan bir ağaç meydana gelir. Her ağaçtan türlü türlü meyveler elde edilir. İnsanda yaşatıcıdır. Ana rahmine düşen tohum orada büyür ve her bir tohumdan farklı farklı çocuklar dünyaya gelir. Uzun bir yolculuktan sonra dünyaya düşen yağmur taneleri ya da ana rahmine düşen küçük bir tohum kimi zaman sessizce yakalar bizi, kimi zamanda geleceğini haber verir. Yağmur altında ıslanmaktan hoşlananlar için bu sessizlik sevindiricidir. Sessizlikten korkanlar içinse gereksiz bir misafirdir. Ana rahmine sessizce düşen tohumda bazen geleceğini haber verir. Bazen de hissettirmezler uzun bir yolculuğa çıkılacağını. Suda, insanda üretkendir. İkisi de ürünler verir dünyaya yepyeni ve taptaze.


Su bazen yararlı, bazen yıkıcıydı! Suyun iki yüzü vardır. İnsanınsa iki yanı. Her ikisininde bir tarafı; saf, saydam ve dingindi. Diğer tarafı ise; hırçın, bulanık ve korku dolu idi. Saydam olan suya bakarken içimizi görürüz. Rahatlarız ve içimizdeki “bizi” keşfederiz. Tertemiz olan su sessizce siler bazı kötülükleri ve pislikleri. Dünya üzerindeki kötülükleri fark ettirmeden alır götürür. Biz insanlarda zaman zaman karşımızdakinin hatalarını görmezden gelir ve siler geçeriz. Toprağa düşüp tohuma can veren su bazen de zararlı olur tıpkı insan gibi. Suyun azizliğini unutan insanoğluna karşın bunu hatırlatmak için sessiz haline inat büyük bir gürültüyle sesini bize duyurur ve kıyameti kopartır bazen su. Her yeri altüst eder ve öldürücü olabilir. İnsanlarda dünyada kendi dengelerini bozan birileri olunca ne kadar aziz olduklarını göstermek için gürültüyle bir savaş çıkartıp, kimilerini yeryüzünden silerek gövde gösterisi yapmaz mı?


Su gibi sürükleyici, güzel, yararlı ve vazgeçilmez olabiliriz. Fakat onun gibi değişken ve tükenmez olabilir miyiz? Sorusuyla içimden sesler korosu yağan yağmurla arama bir kez daha girmişti. İnsan güzel ve vazgeçilmez olabilir. Değişken ve tükenmezde olabilir. Bazılarımız akıp giden zamana akıp giden su gibi ayak uydururuz. Hiçbir zaman bir kere geçtiğimiz yerden bir kere daha geçmeyiz. Su gibi tükenmezde olabiliriz, evet. Ölüp giden bir varlık nasıl tükenmez olabilir? Kimi Ademoğlu ya da kızı ölse de tükenmeyecek tohumlar ekmiştir zaten dünyaya. Eserleriyle ve insanlığa katkılarıyla hiçbir zaman tükenmez bir olguya dönüşmüştür.


Ey insanoğlu; su gibi üretici, su gibi yıkıcı, su gibi yararlı, su gibi zararlı, su gibi sürükleyici, su gibi vazgeçilmez ve su gibi tükenmezsin! Bitmek bilmeyen benzetmelerim bir biri ardını kovalarken bende sorularıma cevap bulmuştum. Aslında her insan su gibi yaşardı. İçimden sesler korosu ise çoktan uykuya dalmıştı. Tıpkı su misali…

3 yorum:

SANTRI dedi ki...

başlığı sevdim :) filozof olmuşsun tatlım? ama çok eğlendim okurken! benim neyim acaba dedim. nasıl bi suyum? :))

LeVaMi dedi ki...

Sen hakaretlere ve ignelemelere asla tahammül edemeyen asi bir susun:)))

SANTRI dedi ki...

ohhh yeaahhhh :D