20 Mart 2009 Cuma

GÜNEŞİ GÖREN KARDELENLER KİM?

  • Güneşi gördük, ayı gördük, yıldızı gördük... Gökyüzünün bize sunduğu bütün güzellikleri gördük.Mahsun Kırmızıgül'ün yeni filmi Güneşi Gördüm'ü de gördük:) Bir sinemasever olarak bu filmede gittim. Kırmızıgül'ün ilk filmi Beyaz Melek'i izlerken salya sümük olan biri olarak filme giderken acaba yine ağlayacak mıyım? diye düşünüyordum. Fakat filme gitmeden ağlamaya odaklanmıştım bile çünkü Yelda "Abi gittim, ağla ağla bir hal oldum" dedi. Bende duygusal bir insan olarak ağlayacağımı düşünerek selpaklarımı hazırlamıştım. Şimdi sayın sinema eleştirmeni bana bağlanıyoruz ve yorumlarımı alıyoruz:))
Öncelikle toplumsal ve siyasal gidişatı çok dikkatli izleyip, tahlil edip bizlerin önüne sunan Mahsun Kırmızıgül'e teşekkürler. Film sosyal içerik olarak dolu doluydu gerçekten. Filme gidenlerinde gördüğü gibi film birçok konuyu ele almıştı. Göç, terör, kadın sorunu, travesti...Mahsun, Beyaz Melek'te de olduğu gibi bu filmdede izleyicilerin bol bol duygularına hitap etmiş. Yepyeni birşey sunmadı biz izleyicilere ama ele aldığı konular toplumsal ve hepimizi yaralayıcı konular olduğu için her seferinde etkilendik ve çok beğendik. Bazı sinema eleştirmenleri Kırmızıgül'ü tebrik ederken, kimileride "Şarkıcıdan yönetmen olmaz" dedi. Fakat unuttukları birşey var: Bir kişi birçok işi bir arada yapabilir. Bu bir gerçek! Ben reklamcılık okuyorum ama büyük reklamcılarla konuştuğumuzda ya da piyasadaki önemli insanlara baktığımızda hepsinin alakasız mesleklerden geldiğini görüyoruz. Adam usta reklamcı ama işletme mezunu, psikoloji mezunu, ekonomi mezunu... Demekki önemli olan yetenek. Her ne kadar bu işin okulunu okuyan biri olarak bu durum sinirimi bozsada gerçekleri kabullenmek gerektiğini düşüyorum. Bu yüzden de Mahsun Kırmızıgül'e; şarkıcı, senarist ve yönetmen diyorum:)
  • Filme geri dönelim. Müzikler, çekimler ve oyuncular süperdi. Özellikle engelli çocuk rolündeki minik oyuncuyu ve travesti rolündeki Cemal Toktaş yani Qado'yu( umarım yanlış yazmamışımdır) kutluyorum. Rolünün hakkını vermiş her ikiside.Filmin ismi olan Güneşi Gördüm teması kardelen çiçeği ile çok güzel işlenmiş. Bazı yayın organları "Bu kadar güzel filmde travestilik olmasa daha iyi olurmuş. Birde Güneşi Gödüm'ü onunla birleştirmiş. Üstelik Kürt ailelerinde böyle birşeye yer yoktur" demişler. Nereden biliyorlar? Araştırmamı yapmışlar. Travestilik bir toplumsal sorun değil mi? Filmde işlenmemesi için hiç bir sebep görmüyorum. Gayette güzel olmuş. Gayette güzel işlenmiş. Filmin sempatik oyuncusu Qado kardelen çiçeği gibi bütün cesaretini toplayarak abilerinin karşısına çıkıyor ve güneşi görüp ölüyor. Bu sahneden sonra "Acaba gerçek hayatta kardelen kadar cesaretli insanlar var mıdır" diye düşündüm.Birşeye bu kadar tutkuyla bağlı olup, ölümü pahasına onu son bir kere görebilmek için ölümü bile göze almak... Çok uç birşey belki filmde işlenen. İllaki ölmek değil ama insan ölüm kadar etkili olmasa bile kendisine zarar verecek bazı şeyleri göze alabilir. Kesinlikle vardır bu tarz hayatlar ya da insanlar. Neyse filmde farklı farklı konuların hep birlikte ele alınmasını karışıklık olarak görenlerde var. Bence karışıklık olmamış çünkü bir ailenin içinde geçiyor hepsi. Eğer farklı farklı aileler ele alınıp, hepsinde ayrı konular işlenseydi karışıklık olurdu. Sadece terör, göç veya kadın meselesi ele alınsaydı çok yavan bir film olurdu.
Taze yönetmen Mahsun yeni filmlerini bizlerle buluşturacağı gibi bende yeni yazılarımı sizlerle buluşturacağım:)) Şimdilik hoşçakal,vızzzzzzzzzzzzzzz... ;)

15 Mart 2009 Pazar

MA...

İçimden sesler korosu… En iyi, en dürüst, bazen en acımasız, bazense en mutluluk verici dost. Yağmurlu bir İstanbul günü “ Dur durak bilmeden ilerleyen zamanda su misali yaşamak ister miydin? Diye sordu bana. Çok duymuştum şu meşhur su misali benzetmesini. Fakat hiç düşünmemiştim su misali nasıl yaşanır. Düşmüştü bir kere bu soru aklıma. Zaman kaybetmeden su gibi akıp giden ömürleri düşünmeye başladım ama hiç birinde suyu göremedim. Hiç bir şey göremeden pencerenin kenarında yağan yağmuru izlerken muhteşem korom “ İnsan suya benzer. Dikkatli bak.” Dedi. Haydaaaa! Ben henüz su misali nasıl yaşanır onu düşünürken, enteresan sorularla bir kez daha köşeye sıkıştırılmıştım. Yağan yağmuru izlemektense, yağmur tanelerini dinleyerek bu sorulara cevap verebilirdim. Pencereyi açıp gözlerimi kapadığımda o ses beni çoktan kendine hapsetmişti bile.


Su yaşatıcıydı! Toprağa düşen su tohumu büyütür ve o tohumdan bir ağaç meydana gelir. Her ağaçtan türlü türlü meyveler elde edilir. İnsanda yaşatıcıdır. Ana rahmine düşen tohum orada büyür ve her bir tohumdan farklı farklı çocuklar dünyaya gelir. Uzun bir yolculuktan sonra dünyaya düşen yağmur taneleri ya da ana rahmine düşen küçük bir tohum kimi zaman sessizce yakalar bizi, kimi zamanda geleceğini haber verir. Yağmur altında ıslanmaktan hoşlananlar için bu sessizlik sevindiricidir. Sessizlikten korkanlar içinse gereksiz bir misafirdir. Ana rahmine sessizce düşen tohumda bazen geleceğini haber verir. Bazen de hissettirmezler uzun bir yolculuğa çıkılacağını. Suda, insanda üretkendir. İkisi de ürünler verir dünyaya yepyeni ve taptaze.


Su bazen yararlı, bazen yıkıcıydı! Suyun iki yüzü vardır. İnsanınsa iki yanı. Her ikisininde bir tarafı; saf, saydam ve dingindi. Diğer tarafı ise; hırçın, bulanık ve korku dolu idi. Saydam olan suya bakarken içimizi görürüz. Rahatlarız ve içimizdeki “bizi” keşfederiz. Tertemiz olan su sessizce siler bazı kötülükleri ve pislikleri. Dünya üzerindeki kötülükleri fark ettirmeden alır götürür. Biz insanlarda zaman zaman karşımızdakinin hatalarını görmezden gelir ve siler geçeriz. Toprağa düşüp tohuma can veren su bazen de zararlı olur tıpkı insan gibi. Suyun azizliğini unutan insanoğluna karşın bunu hatırlatmak için sessiz haline inat büyük bir gürültüyle sesini bize duyurur ve kıyameti kopartır bazen su. Her yeri altüst eder ve öldürücü olabilir. İnsanlarda dünyada kendi dengelerini bozan birileri olunca ne kadar aziz olduklarını göstermek için gürültüyle bir savaş çıkartıp, kimilerini yeryüzünden silerek gövde gösterisi yapmaz mı?


Su gibi sürükleyici, güzel, yararlı ve vazgeçilmez olabiliriz. Fakat onun gibi değişken ve tükenmez olabilir miyiz? Sorusuyla içimden sesler korosu yağan yağmurla arama bir kez daha girmişti. İnsan güzel ve vazgeçilmez olabilir. Değişken ve tükenmezde olabilir. Bazılarımız akıp giden zamana akıp giden su gibi ayak uydururuz. Hiçbir zaman bir kere geçtiğimiz yerden bir kere daha geçmeyiz. Su gibi tükenmezde olabiliriz, evet. Ölüp giden bir varlık nasıl tükenmez olabilir? Kimi Ademoğlu ya da kızı ölse de tükenmeyecek tohumlar ekmiştir zaten dünyaya. Eserleriyle ve insanlığa katkılarıyla hiçbir zaman tükenmez bir olguya dönüşmüştür.


Ey insanoğlu; su gibi üretici, su gibi yıkıcı, su gibi yararlı, su gibi zararlı, su gibi sürükleyici, su gibi vazgeçilmez ve su gibi tükenmezsin! Bitmek bilmeyen benzetmelerim bir biri ardını kovalarken bende sorularıma cevap bulmuştum. Aslında her insan su gibi yaşardı. İçimden sesler korosu ise çoktan uykuya dalmıştı. Tıpkı su misali…

12 Mart 2009 Perşembe

HONG KONG DİYARINDA BİR GARİP FATMA:(

  • Allahımmm neydi günahımm, dırırım dırırım.Günahım neydi Allahımmmm!!!!!!!!!!
  • Taksim dolaylarında Mudo'daki waflle olayından sonra şimdide Great Hong Kong Restaurantta bir facia yaşandı. Yelda'nın Kore tutkusu bize hem kazık attı hemde zehirleniyorduk.
Karnı acıkmış dört kişi olarak Hong Kong yemeklerini yemek için restoranta girdik. Boş bir masaya oturduk ve garsonun gelmesini bekledik. Fakat gelen giden yoktu. Yelda kadınların yanına gidip " self servis mi?" dedi. Ama anlayan yoktu:) Bu sefer bizimki self servisi hecelemeye başladı:)) Anladık ki öyleymiş. Karşımda adını ve tadını bilmediğim bir sürü yemeksi şey vardı. Ben, Berivan ve Yaprak hiç birini almaya cesaret edemezken Yelda tabağı doldurmuştu bile. Bende bu kız yiyebiliyorsa bizde yiyebiliriz düşüncesiyle tabağıma bişeyler koydum. Benim ardımdan Berivan ve Yaprak' da tabaklarını doldurmaya başladılar. Çubuklarımızıda alıp masaya geri döndük. Ve, ve, veee işte o an!! Elime çubukları aldım ve o irenç şeylere doğru uzandım. Allahımmm neydi onlar ya:( Yediğim şeylerin hepsinde de acayip bir koku vardı. Hatta sadece yemeklerde değil, mekanda bile ağır bir koku vardı. Biz yemekleri korku ile tadarken Yelda büyük bir iştah ile hepsini yutuyordu. Hatta bizim yiyemediklerimizide yedi. Yiyemediklerimiz kısmını açıklayayım. O yiyemediklerimiz tabağın hepsine tekabül ediyor. Çünkü Ben, Berivan ve Yaprak hiç birşey yiyemedik. Çubuk ve Hong Kong maceramızı sona erdirmek için kasaya geldik ve hesabı görünce şoka uğradık. Manyak Yelda'nın yüzünden 15 ytl kazık yedik. Sadece oturmak için 15 ytl vermiş olduk. Böwwwwwwwww hatırlamak bile istemiyorum. O tadı ağzımdan silmek için üstüne bir sürü şey yedim ama hala hissedebiliyorum:((
  • Yelda'nın deyimiyle farklı bir deneyim yaşamıştık. Sorun 15 ytl ödemiş olmamız değildi. Sorun karnımız doymadığı halde 15 ytl ödememizdi Yelda Hanım:)) Bir daha asla böyle deneyimler yaşamak istemiyoruz haberin ola :))