28 Kasım 2008 Cuma

CHP'DEN " ÖRTÜLÜ" YEREL POLİTİKA!!!

Ey müslimi cemaat, duyduk duymadık demeyin, peynir ekmek yiyin( kriz var ondan değiştirdim burayı :>) CHP bedava rozet dağıtıyormuş!
Rozet sözde bedava olunca bazı çarşaflı ve başörtülü kadınlarda D.B'ın elinden rozet alabilmek için sıraya girmişler ve nihayetlerinde eşsiz rozetlerine kavuşmuşlar. Yazmim dedim ama kendimi tutamadım.Her seferinde CHP' den aynı güzel hareketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Çok dandik hareketler bunlar! Ya da yemezler!
Kim, neden böyle bir politika oluşturdu yerel şeçimler için bilinmez.Ama çok açık bir gerçek var ki; CHP oy kaybedicek, AKP oy kazanacak, CHP oy kazanacak, AKP oy kaybedecek... Hangisi/hangileri daha kazançlı olacak onu yerel seçimler gösterecek. Fakat, CHP bu politikayı uygularken birileri bazı şeyleri gözden kaçırıyor. CHP'nin bahsettiği başörtüsü; insanların inançlarından ötürü
değil, geleneklerinden ötürü kullandıkları başörtüsüdür.
" Biz insanların örtülerine takmıyoruz, bu bir gelenektir..." söylemleri ne kadar çıkarcı, ne kadar bayat. Başörtüsü takıntın yoksa, neden başörtüsü yasasının iptalini istedin? Başörtüsü takıntın yoksa, neden partindekiler " şeriatı getirmek istiyorlar." gibi lafları her yerde sarf ettiler? ...
Benzeri sorular böyle uzar gider.Hepsinin cevabı aynı: Çünkü CHP başörtüsü örten insanların neden başlarını örttüklerini anlayamayacak kadar kıt bir parti. Yerel seçimler yaklaşınca yusuf yusuf olup, " aman efenim ne yapsakta şu AKP'den birkaç oy koparsak" düşünceleri beyinlerini kemirmiş ve en yaratıcı çözümü bulmaşlar. İki üç tane cahil kişiye ( belkide özellikle tutulmuş) rozet takmakla, onları tv kanallarında konuşturmakla "başörtüsü yandaşı" olunmaz. Samimi olmak lazım, icraat lazım, en önemliside çıkan yasaların önüne taş koymamak lazım.
Pınar Kür " Artık ölsemde Chp'ye oy vermem" demiş. Bence CHP için büyük bir kayıp.Çünkü CHP zihniyeti tamda Pınar Kür'e hitap ediyor. Chp de olupta, içinde birazcık olsun demokratlık olan insanların " Artık ölsemde chp'ye oy vermem" demesini yeğliyorum.( Tabi chp politikası böyle devam ederse)
Deniz Baykal aynaya baktığında alnında hangi kelimeyi görüyor bilmiyorum ama benim ve benim gibilerin alnında enayi kelimesi yer almıyor.CHP mevcut politikasını değiştirmedikçe, gözle görülür, elle tutulur bir şekilde birşeyler yapmadıkça, istediği kadar yem dolu oltasını denize atsın kefaller hariç hiç bişey elde edemeyecek.

11 Ekim 2008 Cumartesi

MÜZİSYENLER KAHVESİ

Silahtarağa kampusünde ne işimiz var bizim? İkinci sınıfa geçeceğimiz günler yaklaştıkça bu soruyu sürekli sorar olmuştuk. Sınıf atlıyoruz diye sevinsemiydik, yoksa kampüslerimiz ayrılıyor diye üzülsemiydik anlamamıştık. Ortaya çıkan yeni kampüs olayı iletişim fakültesi ile iktisadi ve idari bilimler fakültesini birbirinden ayıracaktı. Yelda ve bende dâhil olmak üzere arkadaş gruplarımızda bir hüzün havası mevcuttu. Aynı okuldaydık, istediğimiz zaman görüşebilirdik evet. Fakat eskisi gibi derse girmeyip kantinde gırgır yaptığımız günler, dersteki komik hallerimiz… Hiçbiri eskisi gibi olmayacaktı. Bir şeyler eksik kalacaktı belliydi. Her gün “ belki bu senede geçmeyiz abi bu kampüse” cümlesi dilimizden düşmez olmuştu. Malum arkadaş gruplarımızda ayrılık rüzgârları esmeye başlamıştı bile. Herkes kendini ayrı kampüslerin öğrencisi olmaya alıştırsa iyi olacaktı anlaşılan. Okullar açılınca planlar harekete geçirilmeye hazırdı. Kuştepe – silahtar arası mekik dokuma çalışmaları başlıyordu. Bazılarımız Kuştepeden, bazılarımızda silahtardan seçmeli dersler alarak daha fazla birlikte olmak için koşuşturmaca içerisindeydik. Bu arada boş durmuyoruz tabi. Yelda, ben ve diğer arkadaşlar etrafı keşfe çıkmaya karar vermiştik. Çok güzel, küçük ve mütevazı mekânlar vardı. Herkesin gelmediği yerler daha fazla dikkatimizi çekiyor. Anlayacağınız popüler yerler bize göre değildi. Silahtarda, bizim okulun arkasında kalan çok güzel bir pastane var. Çay ve tatlı ihtiyacımızı orada gideriyorduk. Sıcak çaylar ve çaydan daha sıcak olan muhabbetlerimiz bitmek bilmiyordu. Okulun çevresindeki keşiflerimizden sonra Eminönü’ne geçmiştik. Her gün Eminönü’nden otobüse binip, silahtara doğru yol alıyorduk Yelda ile. Otobüsteki muhabbetler çok koyu olur bazen. Bazende sabahın erken saatlerinde kalkıyor olmamızdan dolayı, her ikimizde kulaklıklar kulağımızda müzik eşliğinde yolculuk yapmayı tercih ederdik. Yelda’yı dinlerken ya da müzik dinlerken etrafa göz atıyordum her zaman. Kadir Has Üniversitesi’nin önünden geçerken, tam üniversitenin hizasında inanılmaz güzel balık lokantaları ve kafeler var. Her geçişimizde ikimizden biri “ ya abi bir gün şuraya gelelim” demekten kendimizi alamıyoruz. Bu fikri birkaç kişiye daha söylemiştik. Fakat mutlaka birilerinin mazereti çıkıyordu ve keşif işi yarım kalıyordu.

Laleler eşliğinde devam eden otobüs yolculuklarımızda ilk günden beri gözüme çarpan bir yer vardı. Haliç kenarında Boston İskelesindeki “ Müzisyenler kahvesi”. İsminden dolayımı, yoksa mimarisinden dolayımı dikkatimi çekti bilmiyorum. Ama burayı kafama takmıştım bir kere. Ziyaret etmemek olmazdı artık! Bir iki seferden sonra Yelda’ya “ abi şu müzisyenler kahvesini çok merak ediyorum. Nasıl bir yer acaba? Kesin gelelim bir gün buraya” diye söylenmeye başlamıştım. Verdiği cevaptan sonra anlamıştım ki, sadece benim dikkatimi çekmemiş burası. Meğer bir diğer yol arkadaşımız Betül’de de merak uyandırmıştı bu mütevazı mekân. Anlaşılmıştı, bir organizasyon yapma zamanı gelmişte geçiyordu bile. Ama her seferinde birilerinin işi çıkmıştı yine. Ne zaman söylesek “tamam abi bir gün gideriz” cümlesinden ileriye gidemedik. Okul zamanı yetmiyormuş gibi, birde sıcak yaz günlerinde staj mevzusundan dolayı Yelda ile yine birlikteydik. Bıkmadan, usanmadan tam gaz maceralarımıza devam ediyorduk. Herkes halinden memnundu tabi. Malum stajyerken vize, final, proje gibi dertleriniz olmuyor. Bizde şu müzisyenler kahvesine gitme zamanı geldi diyerek, Cuma günü gitmek üzere karar kılmıştık. İsminden dolayı olsa gerek bende bir heyecan uyandırmıştı bu kahve. Müzisyenler Kahvesi ya, acaba müzisyen tipler mi geliyor ya buraya”diyordum ikide bir. Biraz araştırsam iyi olacaktı bu müzisyenler kahvesini. Google sağ olsun yine çok paylaşımcı davrandı ve bilgilerini benimle paylaştı. Aslında zamanında ( XIX. Yüzyılın ikinci yarısı) müzisyenler gelirmiş buraya. Hatta müzisyenler, edebiyatçılar, aydınlar toplantı yaparlarmış burada. Toplantı dediysem öyle günümüz toplantıları gelmesin akla hemen, meşk ederlermiş yani. Büyük Dede Efendi’den tutun Itri, Eyyübi Mehmed Bey ve Zekai Dede efendi’ye kadar birçok önemli sanatkâr buraya gelirmiş. Her ne kadar 1986 yılında Haliç kamulaştırma çalışmaları sırasında yok olmaya yüz tutmuş ve daha sonra yeniden restore edilmiş olsada hala o büyüyü hissedebiliyorsunuz orda. Mekânın geçmişine uygun bir şekilde mimarisin olması; ahşaptan yapılmış yüksek tavanları, kocaman avizeleri, ahşap döşemeleriyle geçmişiyle özdeşleşen bir yapısı var. Ayrıca Eyüp’ün o tarihi kokusuda üstüne sinmiş durumda.

Kahveye gittiğimizde Yelda’nın da benimde aklımızda bir soru vardı. Kim, ne zaman soracaktı o soruyu? Sonunda karar verdik ve Yelda sıcaktan bunalmış bir şekilde dondurmalarımızı yerken garsonun yanına yaklaşıp “ buraya müzisyenler geliyor mu şimdide?” diye sordu. Biz garsonun “ evet evet bir sürü ünlü müzisyen buraya geliyor.” Demesini bekliyorduk herhalde. Çünkü cevabı duyunca “ aaa” dedik ikimizde. Garson “ eskiden buraya müzisyenler gelirmiş, şimdilerde kimse gelmiyor” dedi. Popüler tipler olmasa bile, belki de gerçek sanatçılar hala buraya geliyordur diye düşünmüştüm bir an. Yaşlı amcalar soluklanmak, genç çiftler ise muhabbetlerine kaldıkları yerden burada devam etmek için geliyorlardı belli ki. Biz oradayken de etrafta birkaç yaşlı amca, teyze ve gençler vardı.

Aslında eskiden kahve kültürü çok önemliymiş. Kahvelerde öyle. Osmanlı zamanında ( II. Selim ve III. Murat zamanında) 600’ü geçen kahve varmış. İnsanlar buralarda oturup muhabbet, sohbet ederlermiş. Şimdiki gibi teknoloji kurbanı olmadıkları için, hoş sohbetler pek bir manidar olurmuş. Her ne kadar günümüzde de kahveler olsada, eskisi gibi değil hiç bir şey. Artık insanlar kahvelere gitmek bile istemiyor. O eski kahve kültürü bozulmuş durumda. Herkes evinde oturup müptelası olduğu dizinin saatini bekliyor. Hâlbuki içimizde hala bir özlem var bu kültüre. Ne de olsa Türk insanı muhabbeti sever. Nerde olursanız olun, hiç tanımadığınız bir kişiyle koyu bir muhabbete dalabilirisiniz. Ekmek Teknesi dizisinde ki Heredot Cevdet karakteri gibi birkaç kişi olsa kimse kahvelerden çıkmazdı herhalde. Her kesimden insan dizilerin geleceği saati bekleyeceğine, Heredotları beklerdi.

Bizim içim Müzisyenler Kahvesi mimarisiyle, mütevazılıyla vazgeçilmez olacaktı belliydi. Üstelik fiyatlarıda fena değildi. Öğrenci milletini aşmazdı yani. Ayrı kampüslerin öğrencileri olan bizlerde Dede Efendi, Itri… Gibi burada arada bir toplanıp meşk edebilirdik artık. Bir yeni mekân daha belirlemiştik, koyu muhabbetlerimizde bizi misafir etmesi için.
NOT:Şimdi aynı kampüsteyiz:))

12 Eylül 2008 Cuma

AKŞAM ESİNTİSİ...

Ya bu aralar içimden acayip yazmak geliyo.Fakat elim klavyeye gitmiyo.Ya başına oturuyorum kalkıyorum, ya da yazmaya başlıyorum ama silip çıkıyorum.Sanırım yine dengesizliğim üzerimde.Neyse ki o havadan çıktım ve klavye ile yeniden barış imzaladık.Biraz önce Büşümün blogunu ziyaret ettim.Yeni bir hava gelmiş bizimkinin bloguna.Blog camiası yapmış bide.Baktım ki ben en son 1 hafta önce yazmışım.Yeniden yazmak lazım düşüncesi kuvvetlendi içimde birden camia bölümüne bakınca.
Büşra siyasete değinmiş birazcık.Aydın Doğan ve Erdoğan arasında ki münakaşadan bahsetmiş.Bana sorarasan, tv'de gördüm birkaç kez ama yine saçmalıyolar deyip kanalı değiştirdim.Malum 1 aydır tv ve gazete hayatım felç durumda. Kısaca birkaç bişi demeden geçmeyelim bari.Betül'ünde dediği gibi bütün gemileri yakıyolar.Hayır eteklerindeki taşların hepsini dökselerde bizde eğlensek.Aydın Doğan'da acayip namuslu geçiniyo ya en komiğide o aslında.Verği kaçakçılığı yapıp dibine kadar her .oka karışıyosun sorada ekranlara çıkıp " insanların dini duygularını sömürüyolar, mübarek ramazan günü" falan diyosun!! Tabi ekran karşısında gülsek mi ağlasak mı şaşırıyoruz.Ayrıntılı konuşmak lazım ama sayfamı Aydın Doğan gibi biriyle kirletmek istemiorum şimdi:D
Müjdeli haber geliyooo!!! Bu dönem Büş, ben, Açelya ve Semep aynı kampüsteyiz:) Beni motive eden tek haber oldu diyebilirim.Acayip moralmanım yükseldi bu haber sayesinde.Umarım güzel bir yıl olur.Kalmazsak iyi! Büşra'nın süper sözü ile bu olayı noktalıyorum:
" Santralin elektrik akımı tavan yapacak bu sene" :))
Devamı pek yakında...

1 Eylül 2008 Pazartesi

ÖLÜM, DOĞUM VE İNSANOĞLU!!!

İnsanoğlu... "Herşey bizim için" derler büyüklerimiz.Duyduğumuz bu sözü ancak derin yaralar bırakan olaylarla karşılaştığımz zaman anlayabiliyoruz.Yaşam ve ölüm! İkiside yeni bir hayat.İnce bir çizgi.Ortada bir sınır var kimileri erken, kimileri vakitsiz, kimileri ani geçiyor o sınırı. Geride kalanlarda bazı şeyleri erken, ani... yaşıyorlar. Beklenmedik olaylar bir anda yenilikler getirirken, bazende eskileri götürüyor! Giden kim olursa olsun, daim olan acı.Ama bazıları daha fazla acıtır insanın yüreğini. Vakitsizdir, anidir, gitmemesi gerekendir, daha arkasında durması gereken kişiler vardır...
  • Yeni bir hayata başlanğıç zordur her zaman. Arkada kalanlar ve yeniden kavuşacaklarının arasında kararsız kalır insan. Yeni doğacak olan bir bebek mesela. Alışmıştır annesinin karnında yaşamaya.Isısına, suyun içinde dönüp durmaya, o hortumdan beslenmeye... Yeni hayatına veda etmesi gerektiği vakit yaklaştığı zaman sancılar verir annesine.Sarılır dört elle annesinin karnında bulduğu her zerreye.Korkar, bilmez ne var o yeni dünyada. Evet, yeni bir bebek gelir hayata ağlayarak.Ağlayan bebek ve gülen insanlar. Oğluna, kızına, torununa, kuzenine... kavuşan büyükler . Yuvasını terk ederken ağlayan bir bebekler.
  • Peki ya ölüm? Aynı aslında. Vakti geldiği zaman kimse engel olamaz yeni dünyaya geçiş yapmaya.Bazen anidir doğum gibi, bazende hasta yatağında yatan kişinin geçiş vaktini beklersiniz. Vakti gelen kişi ölüme yaklaştıkça korkar.O da bilmez nelerle karşılaşacağına, kafasında hesaplar yapar. Fakat bir yandan da ölmüş annesini, babasını, kardeşini... görür. Gülümseme gelir yüzüne. Geride bırakacakları ağlarken, o hem sevinir hem üzülür. Onu bekleyenler vardır orda. Bazende gitmek çok acı verir ruhuna. Eski elbisesinin çıkartmaktan korkan insan, yeni elbiseyi
giyerkende acı çeker.
  • Yarım kalan şeyler vardır doğumda da ölümde de. Bebeğin hayatını bölmüştür insanoğlu. Yeni bir hayat sunar ona. Yeni bir dünyaya geçiş yapması gereken ademoğluda/kızıda yarım kalan şeyler bırakır arkada.Görmesi gereken şeyler, öğrenmesi gereken şeyler, yapması gerekenler!
  • Herşey insanoğlu için!
  • Allah cc. insanoğluna unutma özelliğini vermeseydi neler olurdu diye akla gelir durur bazen. Acı dolu her an olurdu geriye kalan. Bitmek bilmeyen acılar üstüste gelirdi ve sonuç çok vahim olurdu. Akıp giden zaman ve unutmak en büyük ilaç insan için.
  • Biz durup düşünmeden gelecek, hatta yarın için planlar yaparken bir anda altüst olabiliyor herşey. Gitmesi gerekenler, geride kalanlara süpriz yapıyor.
  • Her an, her saniye, her salise yeni bir doğum ve yeni bir ölüm oluyor... O ince çizgi üzerinde birileri sürekli taraf değiştiriyor...

2 Ağustos 2008 Cumartesi

KRONİK BEN, KRONİK MEKAN VE KRONİK MEDYA

Tatil istiyorummmmmm!!!!!
Bağırsam sesimi duyarmısınız.
Çığlıklarımın arasında
Dokunabilir misiniz, bağırırken tireyen küçük dilime, elinizle?
Bilmezdim yazın staj yapmanın bu kadar zor,
Okumanında kifayetsiz olacağını
Bu derde düşmeden önce
Bir yer var bilmiyorum;
Orada tatil yapmak mümkün;
Epeyce yakınmışım, anlıyorum;
Ama bulamıyorum!!
Fatma Veli:)
  • Sıyırmış durumdayım, acayip tatile ihtiyacım var.Ama öyle milletin istediği cinsten falanda değil benimkisi.Heryerden, herşeyden uzak küçük bir ada olsun.Dupduru bir denizi, parıldayan bir güneşi olsun.Birde iki ağacı olsun arasına hamak yapıp sallanmak için:)
  • Ne var canım , hayal kurarken bile uçamayacakmıyız yani. Anladık biraz uçuk bir hayal oldu bu.Hemen daha düsturlu bir hayal kuruyorum.Adaya falan gerek yok.Şimdi caş halıvey falanda gelir oraya, arkasındanda lost tayfası hiç gerek yok o kadar kalabalığa.
  • Şöyle sessiz, sakin ve sadece kitap okuyup, yazı yazabileceğim bir yer olsun yeter. Bilmiyorum, dedim ya şiirdede.Epeyce yakın,anlıyorum ama bulamıyorum
  • Beynimin doluluk oranı tamamlandı.Bunu biliyorum.Yarısını boşaltmazsam, benden yeni eğitim ve öğretim yılında hiç bişey olmaz. Sessizliğe düşkünlüğüm nedendir bilinmez. Hatta bu ara sürekli bunu düşünüyorum. Millet gezip tozmak, kalabalığın içinde kendine bir yer bulup, ordan oraya savrulmak için can atıyor. Bense insanlardan uzaklaşmaya bayılıyorum.Yok abi, asosyal falan değilim.Tatil anlayışım bu!
  • Onlarca insanın arasında nasıl tatil yapılır ki? İnsan kafasını dinlemek istemez mi hiç? Ben kalabalık içinde de kafamı dinlerim falan hikaye bence. O saçma muhabbetlerden birazcık olsun uzaklaşmak lazım. Kendi içine dönüp düşünmeli insan. Kendini dinlemeli. Her zaman yanımızda iki çift göz,kulak ve bir ağız bulunması gerekmiyor. Neyse benim tatile olan ihtiyacım ve tatil anlayışım anlat anlat bitmez. Bu yüzden kronik bir haldeyim bu aralar.
  • Kronik mekan ve kronik medyaya gelince. Staj yaptığım yerin isminden dolayı başlığa ekledim bu kelimeleri.Medyakronik'te staj yapmış ve yapmaya devam edecek olan bir vatandaşım.Süper ötesi hocalar var. Hepsinden birşey öğrenmek gerçekten inanılmazdı.Hiç bu kadar sevceğimi düşünmemiştim.Hatta hayatıma farklı düşünceleri sokabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi.(kapalı bir cümle oldu ama idare et.Herşeyde apaçık olmak zorunda değil canım) Bundan sonra başka hedeflerimde var.Hayatta " bir amacım" varmış gibi davranmam lazım ama:) Anlıcan çok şey öğrendik bitmek bilmeyen toplantılardan, Ahmet, Mustafa, Güven, Gökhan ve Ertan hocalarımızdan. Çok dedikoducusun ya, aynı yelda! Tamam hocalardan bahsedicem sana:) İlk olarak Mustafa hocamdan başlıyayaım bari:)
  • Mustafa hocam; güleryüzlü, toplantıların vazgeçilmez uzatıcısı,çok meşgul, iki yazımıda hala okumamış olan ama bende çok büyük fikirler oluşmasını sağlayan, çevreci, Sezen Aksu sevmez... Birde değişik bir sigara içiyo.Sararak. Toplantı boyunca dikkatimi kendisinin ince ince sardığı siğaralardan almak için bana çaba sarfettiren büyük insan:) Hayır, bazende yamuk sarıyor. Bende takıntı yapıyo bu durum.Şeytan diyoki: "Git al şu siğarayı, yeniden sar."( kendisi toplantılara katılınca çok eğlenceli oluyo toplantılar. Ayrıca son gittiği tatil yazısını okuyunca, kıskançlık krizine girdim.Tam benlik bir tatilmiş:>)
  • Ahmet hocam; atom karınca, durmadan bana " Fatma alınmazsan sana bişey sorucam" diyerek bir sürü soru soran( hiçbir zaman alınmadım), herkesle ayrı ayrı ilgilenen, bütün stajyerlerin yazılarını hep kendisine yollamasından dolayı bunalıma giren ve en sonunda "arkadaşlar güven ve gökhan'da var" diyerek beni güldüren, bütün haberlerimi yayınlayan biricik insan:)
  • Güven hocam; az ve öz konuşan, elinde zinciriyle dolaşan, özel hastanelerle ilgili haberimin altına adımı değil, medyakronik'i yazan:S:D, entel insan:) Küpesi çok cix valla:=)
  • Gökhan Hocam; staja başlayalı bir hafta olmuştu sanırım.Bir anda yanıma biri geldi oturdu, toplantıdayken.Bende kim bu be diye düşünürken Ahmet Hocamın bir anda " bir diğer arkadaşımız Gökhan" demesiyle tanıştığımız hocamız. Süreki green tea içen, yaptığımız haberlere hep muhalefet olan( bizim öğrenmemiz için yapıyo biliyoruz, hemen atlama ordan), masasının başından kalkmayan, ötv haberimi hala yayınlamayan( umutla bekliyorum)güleç insan, son gün giderken bize çok iyi şeyler söyledi ve hepimiz " vayy be biz neymişiz" dedik.Henüz ısınma aşamasındasınız ona göre diyerekte ekledi:) Kendisine bir daha ki staj zamanımızda haberlerimizi hemencecik yayınlaması için tatlı alıcaz hergün. Olayı çözdük;)
  • Ertan Hocamız; pek nadir konuşan, yeldaya foto çekmesini öğreten( çok şey anlattıda bizimkinde iş yok:>) Yeldaya yaptığı foto yardımları sonucunda bizimkinin fotocu havalarına girmesine sebep olan(ahahaha, ohh canıma değilsin yelda), bence utangaç ve yardımsever insan:)
  • Mine; her türlü soruyu yöneltebileceğiniz, her zaman size yardımcı olabilecek,salak asistanlar gibi havalı olmayan.Çok şeker,çok tatlı biri...
Öyle yani.Hepsinin ortak özelliğide; sevecen, destekçi, bilgili, kültürlü, her düşünceye saygılı,alanlarında çok iyi vs vs... Yani bizde onların yanında çalıştık:)) Havamıda atarım hiç kusura bakmayın:X
Son gün Yelda'nın getirdiği tatlıyı yemek için herkes masanın etrafında sağa sola gitmeye başlamıştı.Hatta dur anlatayım biraz.Şimdi bu Yelda gitmiş ekler almış.Masanın ortasına koydu hanzo tatlıyı.Sanki millet masanın ortasına kadar uzanıp tatlı alıcak.Açılışıda kendisi yaptı hehe:)
Stajyercikler toplanmaya başlamıştı masanın başında.Herkes yerini almış gazetelere göz atıyordu.Kimbilir belkide arada masanın ortasında duran tatlıyada göz atıyorlardı:)) Ama kimse uzanıp alamıyordu.En komikte ne biliyomusun? Hemen söylüyorum, herkes yemek ister ama yiyemez, ahahaha:))Ahmet hocam hemen açılış yaptı ve dediki " abi utanıyomusuz, niye yemiyosunuz ya" sonra herkes tatlıya doğru uzanmaya çalıştı.Tatlı sıra sıra herkesi dolandı.Ama Güven hocamıza ulaşamıyordu bir türlü.Çok komikti o an.Çareyi ayağa kalkmakta buldu ama bu seferde Ahmet hocam tatlıyı Mine'ye fırlattı.Güven Hoca " abi verin ya şunu" gibi bişi dedi.Tam bilmiyorum cümeyi ama buna benziyordu.Daha sonra azim ve kararlılıkla tatlıya ulaştı Güven Hocamız. Yani,
  • Medyakronik; anlatılmaz, yaşanır:))
Not: Bu stajdan sıkılır mı insan hiç dediğini duyar gibiyim.Zaten stajdan değil, sıcaktan bunalmıştım.Sıcak havada çalışmak zor olan:) Arkadaşlarımı özledimmm:(
si yuu...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

BEYNİ ÖRTMEDEN BAŞI ÖRTMEK OLASI DEĞİLMİŞMİŞ!!

Hürriyet yazarlarından Tufan Türenç çok önemli bi yazı kaleme almış bugün. Bir insanın duyduğunu anlama kabiliyeti ancak bu kadar gelişmiş olabilir.Kendisi Hayrunnisa Gül'ün geçenlerde The Times'e verdiği demeçte "Beynimi değil, başımı örtüyorum" lafına takılmış kalmış. Kendisi bu cümle üzerinden bazı teoriler geliştirmiş ve demişki " Hayrünnisa Hanım gazetecinin örtünme ile ilgili sorusuna "Ben başımı örtüyorum, beynimi değil" yanıtını veriyor.Bayan Gül, bu sözleriyle beyni ile tesettürünün çeliştiğini mi vurguluyor?
Beyninin çağdaş olduğunu mu anlatmak istiyor. Ancak bu mümkün değil, çünkü beyin insanın inançlarını, duygularını, davranışlarını, düşüncelerini belirleyen organdır.Hareketlerin, davranışların, tüm duygu ve düşüncelerin komutunu beyin verir. Onun için dış görünümler insanın beyin yapısını doğrudan yansıtır.


Başı örtülü olan bir kadının beynide örtülü olurmuş. Başın kapalıysa, sen gericisindir. Ve beyninin her türlü yeniliğe açık olduğunu iddia edemezsin. Böyle bir hakkında yok! Çünkü sen modernizmin yukardan indirmeci modeline uygun değilsin. Sen Batıya uygun değilsin. Sen azınlıksın ve Türkiye'nin utanılacak yüzüsün! Yukarıda ki cümlelerden anlaşılıyor ki, Turanç başörütüsünü tamamen bir gericilik olarak algılıyor. Üstelik İslam inancınıda gerici olarak düşünüyor. Çünkü insanın inançlarını, duygularını... belirleyen organdır cümlesini kuruyor. Demekki, benim beynim İslamiyeti seçmiş ve İslamiyet gerici bir din olduğu için bende başımı örtüşüm.Kendisinin beyni hangi dini seçmiş acaba, İslamiyeti seçmiş olabilir mi? Gerici bir inanç sistemini seçtiyse,hala ilerici ve çağdaş ise toplumun büyük bir kesiminin kendisinden ciddi anlamda dersler alması lazım.
İkinci bir teoriside şu:"...Bayan Gül konuşmasının bir yerinde de kadınların zorla başörtüsü takmalarının olanaksız olduğunu iddia ediyor. Yani çevrenin, ailenin, cemaat ve tarikatların baskısını kabul etmiyor. Bu yanlış, çünkü araştırmalar, tesettüre girmiş milyonlarca kadının içinde bulunduğu koşullar nedeniyle örtünmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. "
Daha sonrada Hayrunnisa Gül üzerinden bir örnek vermiş.Çok üzgünüm ama kendisinin bu tezini çürütücem. Ben o milyonlarca kadından biri değilim. Hiç bir zorlama olmadan başımı örttüm. Üstelik bunu üniversiteye başladığım zaman yaptım. İçinde bulunduğum şartlar ise çok düşündürücü. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bazı kadınlar başörtülü oldukları için üniversitelere alınmıyorlar. Birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Peki bu durumda benim içinde bulunduğum şartlarda kapanmam normal mi? Değil. Ama ben kapandım. He, ailevi şartlardan bahsediyorsa kendisi, ailem bana " bize sorarsan örtünmeyebilirsin, sonuçta ne gibi sıkıntılar yaşandığını görüyosun" dediler.Bu durumda ben kendimce doğru olan yolu seçtim ve bu yolda yürümeye karar verdim.Baskı yok, şiddet yok... Şimdi ben içinde bulunduğum koşullarda ne gibi bir zorunluluk yaşamışımda, kapanmışım? Turanç mahalle baskısından bahsetmek istemiş apaçık. Ama burda mahalle baskısı gören taraf, başı örtülüler bence. Birçok kız örtünmeyi düşündüğü halde örtünemiyor. Neden? Çünkü örtüsüne baskı var.İçinde bulunduğu şartlardan dolayı başını açan kızlarla ilgilide bir araştırma yapsın bakalım sonuç ne çıkacak. Kaç milyon kadın açıldı ya da örtünemedi. Bu araştırılmaz ama normal olan bu olduğu için. Bu kadınlar doğru yolu bulanlar olsa gerek!
Geçelim Turanç'ın üçüncü teorisine. Gerçi elim klavyeye varmıyor ama...
"...geçtiğimiz ay gazetelerde çıkan bir fotoğrafı anlatmak istiyorum. Bodrum’da bir toplantıda çekilmiş.Toplantının konusu "Küresel İklim Değişiklikleri ve sonuçları".Toplantıya bu konulara duyarlılık gösteren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eşi Hayrünnisa Gül ile birlikte katılmış. Abdullah Gül’ün hemen yanında oturan Hayrünnisa Gül’ün başında beyaz bir türban, kırmızı deri bir ceket ve upuzun siyah bir etek var.Yani tesettürü kusursuz. İki koltuk ötede de Doğal Hayatı Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Akın Öngör’ün eşi Gülin Öngör oturuyor. Gülin Hanım kısa saçlı, siyah askılı bir elbise giymiş, büyük olasılıkla havalandırma güçlü çalıştığı için üzerine bir şal almış.Gülin Hanım’ın kıyafeti modern.Fotoğrafta Hayrünnisa Hanım başını hafif sağa döndürmüş Gülin Hanım’ı süzüyor. Daha doğrusu Gülin Hanım’ın giysilerini büyük bir dikkatle inceliyor. Hayrünnisa Hanım’ın bakışlarında bir kıskançlık yok ama bir özenti var. Bu özlem dolu duyguyu anlamak hiç de zor değil."
Evet üçüncü teoriside bu kendisinin. Yani Hayrunnisa Gül'de zorla kapanmış ve kadınsı özelliklerini gösteremediği için çok üzülüyormuş.Gülin Hanım nasıl bu kadar kadınsıda ben değilim diye gece gündüz vahh vahh diye inleyip duruyormuş.Turanç Bey bence siz İslamiyet'in i'sinden anlamıyorsunuz. Durum böyle olunca bu kadınların neden örtündüğünü anlamanızıda beklemiyorum.Hayrunnisa'nın tesettürü kusursuz, Gülin Hanım'ın kıyafeti ise modernmiş.Size modern olarak tepeden indirilen şeyi herkes kabul etmek zorunda değil. Ya da bütün kadınlar size kadınsı gelen şekilde dolanmak zorunda değil. Özenti, kıskançlık gibi ifadelerinizide bu bilgisizliğinize bağlıyorum.
Bu fotoğraf size çok şey anlatmış belli. Ama aslında hiç birşey ifade etmeyen bir fotoğraf. Eğer yolda yürürken dikkat ederseniz, bütün kadınların ( açık- kapalı) birbirlerinin kıyafetlerine dikkatle baktıklarını görebilirsiniz. Çünkü kadın izlenen konumundadır ve her zaman güzel görünmek ister.Üstelik bu konu bayatlamadımı artık, sizin bayagı içinize oturmuş Hayrunnisa Hanım'ın özenti dolu bakışları. Belliki içiniz cız etmiş kadınsı tarafını gösteremeyen bu kadın için. Benden size bir araştırma tavsiyesi, birbirlerinin kıyafetlerine dikkat eden kadınlara bakın bakalım. Kaç tane başı kapalı Hayrunnisa Gül var. Kaç başı kapalı kadın, başı açık kadınlara kıskançlıkla değil ama özentiyle bakıyor. Birgünde bu araştırma üzerinden yazı yazarsınız.

21 Haziran 2008 Cumartesi

1 EYLEMDEN İZLENİMLER...

Selam güncecan Levami:) Ya buğün inanamıcaksın ama ben eyleme katıldım.Genç sivillerin önderlik ettiği bu eylem darbeye karşı yapıldı. Aslında kafama koymuştum gitmeyi ama, başka bir işim vardı. Son anda Rukiye ile fikir değiştirip tutuk Taksim'in yolunu. Saat 16.30 gibi tünele doğru yürümeye başladık. Baktım millet almış pankartları, düküleri eline. Bizde hemen aldık pankartımızı ve düdüğümüzü daldık milletin içine. Saat 17.00ı gösterdiğinde acayip bi kalabalık oldu. Aslında çok kalabalık olmasını beklemiyordum ama müthişti gerçekten. Herkes ordaydı. Dtplisi, sosyalisti, sağcısı, solcusu... Ve ve ve !! bil bakalım kimi gördüm elimde pankart ''dur de, dur de, darbelere dur de!'' diye bağırırken. Ferhat Kentel hocamıııı:)) Bir döndüm sağıma hocam da bağırıyo. Hemen yanına yaklaştım ve selam verdim. Gülümsedi her zamanki gibi o sevecen haliyle:)) Ayrılır mıyım bi daha hocamın yanından. Ama Rukiye gaza geldi tutabilene aşk olsun:)
Polis sadece Galatasaray'ın önüne kadar izin verdi. Sonrasında dağıldık. Çok güzeldi.
Umarım darbeci zihniyetler artık bu milletin istediği zaman nasıl tek yürek, omuz omuza gelebileceğini görmüşlerdir. Birilerini siyah- beyaz, ak- kara diye ayırmak, ülkenin huzurunu altüst etmek için darbe heveslisi olan bu zihniyetler artık pis ellerini bu milletin üzerinden çeksinler. Herkes kendi kendine bazı şeylerde hak sahibi görmeye başladı kendini. Yargıçlar darbe yapmaya hazırlanır oldular( ki dolaylı yoldanda yaptılar).
Kimse otulduğu koltukta daimi değildir. Gün gelir devran döner ey darbeci zihniyet. Bu vatan şehitlerin kanı ile kazanıldı! Unutmaya kalkışmayın, çünkü unutturmayacağız!!!!

17 Haziran 2008 Salı

CHP, MAÇIN İPTALİ İÇİN YARGIYA GİDİYOR!



Dün elektronik postama bu başlıkla bir mesaj geldi. Tam da sonucun keyfini yaşarken... Anlaşılan yine hata yapmıştık. Kim bilir, belki maç devam ederken oyunun kurallarını değiştirmişler, ama bizim çocukların haberleri olmamıştı.

Arda ve Nihat'ın gollerini amuda kalkarak atmaları gerekiyordu belki? Hemen yaptığımız hatalar dizildi gözümün önüne. Evet, evet dün gece fazla sevinmiştik maçı aldığımızı sanarak. Keşke sevincimizi bu kadar göstermeseydik, içimize atsaydık. Sevincimizle, sevinemeyenler üzerine bu kadar baskı kurmasaydık. Bu futbol mucizesine sevinemeyenlerin olduğunu da düşünebilseydik. En azından köydeki çobanların sevinmesini önleyebilirdik. Sevinenler arasında 'göbeğini kaşıyan' üç-beş kendini bilmezi televizyon ekranlarından saklayabilirdik. Daha ağırbaşlı olabilirdik. Hatta maçı almamız da gerekmiyordu. Niye bizim futbolcularımız öyle, 'bu maçı alcez' diye tutturmuşlardı ki? Fehmi Koru'yu neden yine haklı çıkarmışlardı? Allah korusun, ya Başbakan da maçta olsaydı? İyi ki de Anayasa Mahkemesi önceki hafta iptal kararını vermişti de Başbakan Ankara'dan çıkamamıştı. Başbakan'ın tribünlerde olması kesin 'ağırlaştırıcı' bir sebep olurdu. Derken, Orhan Pamuk'un Milli Takım'ı desteklediği açıklaması geldi aklıma. Eyvah! Bu durumda Yüksek Mahkeme maçı kazanmamızı uluslararası bir komplonun parçası olarak görebilirdi. Maç sonunda Kazım Kazım'ın atv röportajını İngilizce yapmış olması, bu kuşkuyu doğrulayacak bir delildi. Neyse ki Aurelio ile konuşmamışlardı...

Bütün bu düşüncelerle cedelleşirken gelen mesajı okumaya başladım;
"CHP, Anayasa Mahkemesi'ne giderek maçın iptalini talep etmeye karar verdi. CHP, maçın normal şartlarda kaybedilmesi gerektiğini, ancak muhtemelen doğa üstü güçlerin devreye sokularak maçın kazanıldığı intibasının edinildiğini iddia ediyor. CHP'nin başvurusunda Ertuğrul Sağlam'ın eşinden sonra Emre Aşık ve Servet Çetin'in annelerinin de başörtülü olması ve dahası bundan çekinmeden bir reklam filminde oynamaları etkili oldu. Bazı futbolcuların sahaya girerken dudaklarının oynamasından dua etmiş olabileceklerini de dikkate alan CHP yetkilileri, parmakları ve gözleri ile gökyüzünü işaret eden bazı futbolcuların da varlığını iddianameye koymak için bazı gazetelerden resimler toplamaya başladı. CHP, bu galibiyetin aslında yok hükmünde sayılmasını çünkü sanal olduğunu, tıpkı % 47 oyu kimin verdiğinin belli olmaması gibi, bu maçın da nasıl kazanıldığının tek gerçeklik olan pozitivist bilim çerçevesinde açıklanamadığını iddialarına ekleyecek. CHP'nin düşünceokumabilimci yetkilileri, bütün bunların AKP'nin ülkenin şeriat devletine dönüştürülmesi konusundaki düşünceleri ve çabalarının gerçekleşmesinin bir aşaması olarak kullanılabileceğine, bunun da açıkça Anayasa'mızın 2. maddesinde sayılan laiklik ilkesine aykırı olduğuna dikkat çektiler. CHP, konunun doğrudan laiklik ile ilişkilendirilemeyeceği konusundaki iddiaları ise Anayasa Mahkemesi kararlarını örnek göstererek reddetti. Ülkede başıboş bir sevinç fırtınasının ve özgüven artışının laikliğin altının oyulması planlarına zemin hazırlayacağı konusunda endişeleri olan CHP, devlet kontrolü dışındaki gelişmelerin de kontrol altına alınması gerekliliğini, bu bağlamda uluslararası spor organizasyonlarına katılımın da yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. CHP'nin UEFA için de kapatma davası açılıp açılamayacağı konusunu incelediği, hem iptal davası hem de UEFA için kapatma davası açılması konusunda Parti Genel Sekreteri Önder Sav'a tam yetki ve sadece "no" yazılı bir cep telefonu verildiği de açıklamada yer aldı".

Galiba yine 'Viyana'dan döneceğiz. Gel de panik olma! Nasıl önlenebilir ki bu girişim? Eğer iptal davası açılırsa bu iş biter. Tek yol CHP'nin başvurusunu durdurmak. Önder Sav'ın telefonunu 'yes' tuşu da olan bir başka telefonla değiştirmek çare olabilir mi?
İHSAN DAĞI
Sabah ılık çayımı yudumlarken aldım elime gazetemi ve açtım köşe yazılarını. Gözüme müthiş bir başlık çarptı. İhsan Dağı'nın bu yazısının başlığı idi o başlık. Bu harika yazıyı siz takipçilerimle de paylaşmak istedim.
İhsan Dağı'nın bu harika yazısına bende buradan bir yorum yapayım. Başlığı okuduğumda müthiş bir yazı olduğunu anlamıştım valla ne yalan söyliyeyim. İroni harikası bir yazı olmuş. Türkiye öyle bir hale geldiki eminim böyle bir şey olsa kimse şaşırmaz. Şaşıramayız! Çünkü, milletçe şaşırma yönümüzü kaybetmiş bulunuyoruz. Daha doğrusu kaybettirdiler. Chp' dir ne yapsa yeridir demekten kendimi alamıyorum. Gün geçmiyor ki bir acayiplik yaşanmasın. Ne de olsa burası Türkiye! Teşekkürler İhsan Dağı ...

12 Haziran 2008 Perşembe

BİR ALİEN VE BEN MUHABBET EDERKEN...

Günlerden bir gün... Hava biraz bulutlu, yine yağmur yağıyor. Ama benim gibi tipler yağmurlu havaları sever. Hele de parkta falan yürümeye bayılır. Ben ne bilim benden başka uzaylılarda böyle ortamları seviyorlarmış. Taktım çantamı koluma, çıktım parkın yoluna. Ben bir subay beklerken, uzaylıda girdi koluma:)) Tamam ciddiyet modu için 1e basın.Dıtttt. Nerde kalmıştık?


Yürüdüm yürüdüm, geldim parka. Hemen boş bulduğum bi banka oturdum. Etraf yemyeşil. Ağaçlar, çimenler, banklar... Bir dördüncü yeşil daha varmış o da Alien. Banka oturdum ama o kadar yeşil arasında ben nasıl ayırt edim elin Alienını. Meğer yanımda bacak bacak üstüne atmış, Murattı siğara içen, gömleğinin arasından kıvırcık kılları fırtlamış olan şahıs Alienmiş. Tırsmadım canımmm, alışkınım ben. Ne alaka sende mi uzayda yaşıyosun dediğini duyar gibiyim. Yok uzayda yaşamıyorum da bende uzaylıyım ondan.( %47 olaraktan yani) Ama varya çok açık sözlüyüm ya, tutamadım kendimi. Döndüm Alien'a. '' Alien kardeş, Alien kardeş olmuş mu bu yeşilin üzerine beyaz çorap'' dedim. Alien dönüp bana ne desin '' Kardeşim sizin burda Selamün Aleyküm denmez mi ilk önce?''. Ben şimdi şoka girmiştim. Ulan nasıl anlatcaz şimdi olayı elin uzaylısına. Başladım durumu anlatmaya. Baktım olacak gibi değil direk konuya girdim. '' Kardeşşşş biz öyle ulu orta her yerde böyle ifadeler kullanamıyoruz:'' dedim.

Alien:
''Nasıl ifadeler?'' dedi. Haklı adam ne bilsin!

Ben:

''Yaw Selamün Aleyküm falan yasak yasak bizim burda'' dedim. Her yer kamusal alan oldu her yer. Dini şeyler içeren ifadeleride kullanamıyoruz artık.'' dedim. Allien şok tabi! Alien bana ben bir uzaylıymışım gibi bakıyordu.Neyse baktım etrafta yarğıç falan yok ( her yerdeler ansını satim hamam böceği gibi çoğalıyolar bu ara) yavaşça sokuldum Alienın yanına, ulan acayip ter kokuyodu. Anladık uzun yoldan geliyoda bi deodorant sıkar insan be yawrum.Neyse Aliendir ter kokar dedim ve ürkek ve kısık bi tonla '' Selamün Aleyküm '' diye fısıldadım.

Alien:
'' Ve aleykümesselammmm kardeş'' dedi.

Lan adama bak biz müslüman ülkede bu kadar rahat konuşamıyoruz elin Alieni ne bak. Ohhh. Kafama takıldı birşeyler. Acaba bunların orda hanği din vardır?

Ben:

''Elyınnn, sizin orda neye inanırlar?''

Elyın:

'' La uşagum neye olacak Allaha'a inanurlar.''

Anammm, elyın melez çıktı.Ya da hatlar karıştı. Neyse dur onuda sonra sorarız artık.

Ben:

'' Herkes Allah'a inanıyo, ama icraata gelince bizim burlarada kimse müslüman takılmıyo.''

Elyın:

'' Elhamdulillah Müslümanız biz gezegencek.''

Ben:

''Ne işin var ha burda, bizim buralarda Müslümanlara pek hoş bakılmaz. Gerici, yobaz, çağdışı... derler bize.''

Elyın:

'' Bende bu yüzden burdayım.Duydum ki sizin ülkede meclisten öte, halktan öte bi yer varmış.Çok şaşurdum.( yine hatlar karıştı elyında, laz oldu) Dedimki ''yok inanamam gidip kendi gözlerümlen görecegum.'' Anamlar çok kızdı. ''Ne olur ne olmaz, orası pek tekin bir yer değilmiş'' dediler. Ben daha fazla dayanamayıp kaçtum.

Ben:

Hanğisinden bahsediyosun cnım kardeşim? Bizde o dediğinden çok.

Lan benim böyle dememe kalmadı bu Elyın açtı çantasını, çıkardı içinden bir başörtüsü, taktı kafasına.Elyın ya bilmiyo öyle cinsiyet falan neyse bende pek buna takılmadım çünkü birazdan sille tokat dayak yeme ihtimalimiz vardı.Hemem tuttum bunu.

Ben:

Napıyosun, kardeşim! Kafayı mı yedin şimdi öldürtceksin bizi.Takıyosun şu BEZ PARÇASINI kafana.

Elyın şokta.Elyın:

Ne bez parçasımı annem bana bunun türban olduğunu söyledi neden öyle diyosun.

Ben:

Lan yawrum salakmısın, sana dini terimler içeren sözler etme diyoruz burda sabahtan beri. Kıt misun? Dini terim içeren sözler kullanamıyosak onu nasıl takalım heee zekasuz. Ne işi var la o şeyin sende, Allah'ın gezegeninde nerden buldun onu?

Elyın:

Hee, Türkiye 'de satışlar durduruldu diye Türkiye'den bizim gezegene acil yardım paketlerinin içinde göndermişler.

Ben:

Vayyy şerefsizler varr, bunuda mı yapıcaktınız lan.

Elyın:

Noldu abla? Abla ne zaman görcem ben şu annemin babamla konuştuğu o yeri ya?

Ben:

Sus lan bak yine sinirim bozuldu. Oğlum sen nereyi görmek istiyosun?

Elyın:

Ya şimdi adını tam hatılayamadım. Ama analı manalı bi kelimeydi yaaa. Hee içinde ana varsa o şeydir. ANAYASA MAHKEMESİ.

Elyın:

Hee evet abla orası, gözünü sevim abla götür beni oraya abla.

Ben:

Ulan oğlum salakmısın lan sen, onlar düğün yapıyolar kaçgündür. Buğün 39. günü yarın son gün çok sinirlilerdir. Hayatta girmem ben oraya.

Elyın:

Abla benim özel güçlerim var ya. Işın silahını aldım evden.Annem görse terliği kafaya yerim ama neyse.Bak şimdi ışın silahında azcık akıttın mı ağzımıza görünmez oluyoruz. Ayrıca acil durumlarda ışınlanabiliyoruzda.

Ben:

Anaaa ne güzelmiş lan, hee tamam o zaman ama bak bi yamuk olursa elyın melyın dinlemem sümsüğü yersin.

Elyın:

Bizde yamuk olmaz abi.

Ben:

Bizde oluyo ne etcen. Allah Allah!!

Aldım elyını yanıma koyulduk anayasa mahkemesinin yoluna.Elyınla ışınlı tabancadan sıktık kendimize.Lan hakikaten görünmez olmuştuk.Hemen girdik içeriye. Bangır bangır İsmail YK çalıyordu içeride.Ama sözlerde bir yamukluk vardı.

Bas gaza mahkeme bas gaza,
Kim tutar seni bas gaza
Yolar senin hiç durma,
Hadi uçur Türkiye'yi...

Ulan varya nasıl uyuz oldum. Neyse elyın şokta yine. Anlamıyo ki bunlar niye oynuyo.Başladım olayı anlatmaya.

'' Bak canım elyınım, bunlar bu ülkenin anayasa mahkemesindeki yargıçlardan 7si.Geçenlerde çok önemli bir kararı iptal ettiler. Başları örtülü olduğu için bu ülkede bazı kadınların eğitim ve çalışma hakları elllerinden alınıyor.Bu yüzden de iktidar bir düzenleme yapmıştı.En azından okuma haklarını geri alsınlar diye. Fakat bu durumdan rahatsız olanlar vardı.Muhalefette bunların başında geliyor. Hemen anayasa mahkemesine başvurdu. Olayın iptalini istemek için.Anayasa mahkemeside geçen gün bu kararı iptal etti. Üstelik sadece şekil açısından inceleyebilecekken, sadece bununla kalmadılar ve içeriğede müdahale ettiler.Anlıcan haklarını aşmışlardı. Çünkü anayasa mahkemesinin böyle bir hakkı yoktu.

Elyın:

Bu insanlar kendilerine ne diyorlar?

Ben:

Atatrükçü, laik, cumhuriyetçi insanlar bunlar. Ama Atatürk'ün ''Eğemenlik kayıtsız şartsız milletindir.'' sözünü bilmiyorlar ve anayasada yazanlardan da haberleri yok.411 e karşı 7 kişi bunlar işte...

Elyın:

Tamam tamam abla ben anladım herşeyi.

Ben:

Hadi lan , bi anda zekan mı açıldı.

Elyın:

Biz sizden zekiyiz ama çaktırmıyoruz. Ben buraya gelmeden önce buranın bütün kurallarını biliyordum.Bu kurallardan biride bu ülkede zeki insanlar pek sevilmezmiş. Ben de bu yüzden salak gibi davrandım.

Ben:

Ulan elyın varya ne adamsın ya. Ters köşe yaptın beni olum. Aferim zaten bende anlamıştım senin zeki olduğunu. Ama bizim burlarda bi kural daha vardır onu öğretmemişler sana. Zeki biri görünce salak muamelesi yapmak lazım ona.

Elyın:

Neyse elyın artık gitsek iyi olur dedi. Bende '' de hayde gidek artık o zaman'' dedim. Ulan benim böyle dememe kalmadı bu elyından bi '' fiwww'' diye bi ses geldi.

Anammm bide ne görimmm.Işın tabancasından ışınlar fırlıyo etrafa. Herkes yer de 7de 7!! Iskalamadan hemde.

Ben:

Ne yaptınnn, uşuğummm. Eldurdun adamlaruuu.

Elyın:

Ula uşuğum bu ışın tabancasını bütün özelleklerini bilmeyrum die demedim mi ben sana. Ne etsekki şimdi?

Ben:

Kaç ula kaç, ışunla ula ışunla...

Yolun sonuna gelmiştik.Elyının uzay gemisi gelmişti ve ülkesine dönecekti artık.Alışmıştım da uşuğa ya.

Ben:

Uşuğum alışmıştım ben sana ya. Gerçi gider ayak yaptın yapacağını ama.Ula doğru söyle bileymiydun o ışın tabancasını bütün özelliklerini?

Elyın:

Zekasuz musun uşuğum ya. Ben sana demedim mi. Ben bu ülkenin kurallarını bileyrum. Bildiğini belli etmiceksin die. Anamay misun? Bilebilirum da, bilmeyebilirum da?, furabilirum da, furmayabilirum da?

Ben:

Ula uşuğum tamam işte bende senin gibi zeki birine salak muamalesi yapacaktum unuttun mu?

Elyın:

Hadi uşuğum çok öpeyrum seni.Ben çelenk gönderirim size bizim oralardan.

Ben:

Tamamdır uşuğum. Polat Alemdar abimize selam söyle. Adam ordan bire işleri hallediyo.Hayde Allah'a emanet ol !!

Elyın:

Aleykümselam kardeş, iletirim Polat Abiye selamlarını.Polat abi el attı bizim oralarada, ne derin devlet kaldı ne mafya!

BİR GÜN SONRA

Alienler çelenk gönderirler ve üzerinde şu mısralar vardır.

Gelişen bu olaylardan dolayı büyük bir üzüntü içerisindeyiz, fakat bizim buralara Polat Alemdar el attı. Gelirkende yanında sizin oralarda işlerin nasıl işlediğine dair bir kitap getirmiş. Arada kafası karışıyo uşuğun. Bu yüzden de geçen gün bizim Alienlardan biri tarafından gerçekleştirilen talihsiz olay karşısında vefat eden yargısız infazcılar olan mahkemenin darbeci yarğıçlarından özür dileyerek, CHP lideri Deniz Baykal'ın örnek konuşmasını copy paste yaparak size gönderiyoruz.

'' Böyle olmasını hiç istemezdik. Keşke durum mahkemeye kadar intikal etmeseydi. Fakat velevki ile başlayan cümleler ülkeyi bu duruma getirdi. Sonuçtan memnunuz''

Sevgilerle Alien Families...

27 Şubat 2008 Çarşamba

HOLEYYYY, HOLEYYYY, HOLEYYYY...

Levamiiii Ayy ayyy bildiğin gibi değil yaaa:)) Artıkın sınıflarımıza başörtümüzle girebiliyoruz.Sana ilk günden bahsedicem.Benim için hala kabul edilebilir bu durum değil bu ya!İnanamıyorum.Hatta hala okula giderken şapkamı çantamın içine atıyorum.Belki biri ''yasak devam edicek'' der diye.
Günlerden salı Fatma okulda ilk defa.ADV351 dersi var sabah 10.00 da.Sevgili Yelda sayesinde derse geç kaldı.Derse girmeden önce lavaboya gidelim dedim Yelda'ya.Ama bizimki geç kaldık olmaz dedi.Hoppp diye sınıfa girdik sınıf acayip kalabalık ama.Herkes şok oldu yaaa:)Ben şok olanların başındaydım ama hala inanamıyordum nasıl orada olduğuma.Neyse hoca dersi ing anlattı.Sınıfta ingiliz bi çocuk varmış ondan hoca mecbur kaldı.Çocuk ingiliz ama bizde onun sayesinde Fransız kaldık konuya yane:)
Neyse sora 351 den çıktık ve 202 ye girdik.Atilla Hoca resmen gözlerini bana dikti derste.Ne zaman adama baksam gözleri bendeydi.Belkide çok rahatsız olmuştur ama çokda tınnn:) Bizim bölümde tek kapalı ben olduğum için çok dikkat çekiyorum.Ve birçok kişi tip tip bana bakıyor.Umrumda değil tabiki sonuçta ben başörtümle girdim.Giricez dedik ve girdik.Hahayttttt;)
Okulda sataşmalar oluyor aslında.Ama bunlardan bahsetmek istemiyorum.Yer vermek istemiyorum blogumda o yobazlara.Ferhat hocam'dan bahsedeyim biraz.Canım hocam o kadar güleryüzlü ki varlığı bile huzur veriyor bize.Bizleri başörtülerimizle görünce işte böyle demiştir heralde.
Buğün itibari ile soc222 almış durudayım ve Büşüm ile aynı dersi almış oluyorum.Bakalım ne yapıcaz.Ama bu dönem derslerim çok zor yaaa:(Allah yardımcımız olsun.
Son olarak benden başörtüsüne karşı olanlara ve aklı sıra laf atıp bizi tahrik etmeye çalışan şeylere bir davet var:
Hodri Meydan!
Biz başörtümüzle giricez dedik ve girdik.Sizde dediğinizi yapın ve donla girinde görelim!!!
Guddbayss:=)

25 Şubat 2008 Pazartesi

İKİ KULAK BİR SAÇMIŞŞŞŞ!!

S.A Levami:))
Günlerden pazartesi ve ben çok mutluyum.Başörtüsü artık serbest:)))Yarın ilk defa okula gidicem ve başörtümle giricem.Nasıl bir duyguymuş anlıcaz.Buğün Semep girmiş.Beni aradı ve çok mutluydu gerçektenn.Allah'ım sana şükürler olsun!!!
Bazı rektörler buna izin vermedi ama.Ve arkadaşlarımızdan bazıları hala giremiyorlar.Çünkü bu sözde rektörler ek 17. maddenin olması gerektiğini savunuyorlar.Bu durumdan dolayı çok üzğünüm.Çünkü bizler türbanımızla girerken onlar açıp girecekler.Sırf o başlarındaki sözde rektörler yüzünden.Bu rektörlerin acilen görevden alınmaları lazım.
Bende bi kaç gündür haberlere kilitlenmiş durumdayım.Her kanalı izliyorum ne var ne yok diye.Kanallardan birinde adamın biri şöyle dedi'' kanunda yüz belli olacak şekilde diyor ama iki kulak bir saç görünmedikçe kimlik belli olmaz''.Şimdi bu ne demek ki? Anlayan varsa anlatsınçünkü benim kapasitem bu cümleye yetmiyor.İki kulak ile kimlik nasıl ortaya çıkıyo acaba.Onların kulaklarında kaş,göz... falan var heralde.Ben artık bu cümleden sonra bişey diyemicem.Bu mutlu günümü daha fazla berbad etmiyeyim.Yarın okul var ve çok heyecanlıyım yaww;))
Bu arada med472 dersine girdim geçen cuma.Dinç üner gerçekten dehşet bir hoca ve ders süpermiş cidden.Dersi bırakmaktan vazgeçtim.Şimdi adddrop yapıp soc222 alıcam inşallahhhh!
Günce şimdilik bu kadar.Yarın sana eminim söyleyecek çok sözüm olacakk:)) Mutluyum,mutluyuz,mutlu...
Son sözlerim bunlar değil ama son sözlerim şunlar:
ŞEHİTLER ÖLMEZ BU VATANDA ASLA BÖLÜNMEZZZZZZ!!!!!!!!!!!!

19 Şubat 2008 Salı

KARLAR DÜŞER,DÜŞER DÜŞER AĞLARIM...2 :)




Diyorlar ki:mevsimlerin en güzeli yazdır,Bence kışın yanakları daha beyazdır;Gülüşleri daha oynak, daha dalgalı.Sarar beyaz kollarıyla her çıplak dalı.Ne yazık ki:Dokunmadan ellerinin serinliğine,Dalınamaz gözlerinin derinliğine.”


Erzurumlu şair Kemalettin Kâmi






Ne güzel söylemiş Kani! ''...sarar beyaz kollarıyla her çıplak dalı.Ne yazık ki:Dokunmadan ellerinin serinliğine,dalınamaz gözlerinin derinliğine''.Gerçektende çok doğru.Kara dokunmadan onu hissetmek mümkünmüdür.O bembeyaz örtünün el değmemiş yerlerine uzanası geliyor insanın.İlk dokunan siz olmak istiyorsunuz.Ehem ehem efenin benim karla ilgili çok anım var buğünde bunlardan bahsetmek istiyorum izninizle.Ayrıca buğün Büş kardeşimizin blogundan da alıntı yapıp yazımızı şenlendireceğim:)






Akşamleyin Büşracığımın bloguna bakarken bir de baktım bizim Büş kardan adam yapmış.Ay pardon kardan kadın:) Ne? Diyosun duyuyorum.Hiç kardan kadın olur mu? Oluyo ama.Göstercem nasıl oluyo birazdan.Düşündüm sonra ben kaç kere kardan adam yapmıştım.Bi kaç kere yaptım evet ama en güzeli aklıma geldi o an.Onu seninle paylaşacağım canım Levami:)






Günlerden birgün aylardan şubat.Ben o zamanlar dersane insanlarındanım:) Ve o şubat ayında biz kamptayız.O bildiğin orman kampı muhabbeti değil canım.Eve kapanıp ders çalışma kampı:(Manyak gibi test çözüp, sınav oluyosun bol bol.Hava da kar yağışlı.Ama kaldığımız yer de site.Ve sitenin kocaman bir bahçesi var.Çam ağaçları,çardak,banklar...Sora kızlarla bir plan yaptık ve ablamıza baskı yapmaya başladık.Tutturduk kar oynamaya gidelim diye.Ablamızda daha fazla dayanamayıp kabul etti.6,7 kız indik bahçeye.Hemde saat 21:00 falan:) Başladık kardan adam yapmak için kar toplamaya.Bu işi en iyi yapan ben ve Nilüferdik yalnız.Mervenurda arada bir millete kar atmaktan vazgeçince yardım ediyodu bize.Nilüfer ile benim azimli çalışmalarımızdan sonra kardan adam tamamlandı.Ama manyak bişi oldu .Süper yaptık.Sıra gelmişti süslemey.İşte burun,kaş,göz...Ben bunu bir süslemişim millet bitti.Çam ağaçlarının yapraklarından kaş yaptım buna,burun desen benim diyen estetikçi gelse yapamaz zaten:) adam 10 numara oldu anlıcanız.Sora resim çekildik biz bununla.Ahh ahh süperdi.Neyse artık vakit bayagı geç olmuştu ve tekrar test kitaplarımız ile buluşma vaktimiz gelmişti.Biz eve çıktı ve üstümüzü çıkardıktan sonra pencereden kardan adamımıza baktık.Bide ne görelim site sakinleri bahçeye inmişler ve bizim yaptığımız kardan adam ile fotograf çekiliyorlar.Ohaaaaaaa:)) koptuk biz:=)Sıraya girmişler bide ya.O çekiliyo sonra öbürü geliyo falan.Biz yaparken camdan izliyolardı zaten demekki bitmesini bekliyorlarmış hehehe:)Bu da böyle güzel bir anım işte!






Geçelim bizim Büş'ün kardan kızına:)Yukardaki kardan kadını Büşüm yapmış.Ve demişki''
Bu arada sana yazdığım rap şarkımda da bahsettiğim gibi kardan adam yaptım güncecim.. Daha doğrusu kardan kadın. Hem de başörtülü kardan kadın yaptım pihihih :D''(www.ilbruno.blogspot.com'dan alıntıdır).Büşüm çok laik bi kardan kadın olmuş bu ama.Hemde çenealtından bağlamış yahu.Ahahahah,kardan kadın dediğin böyle olur işte.Aferim bak yüzüde tamamen belli oluyor.Ama vücuduna göre kolları biraz ince kalmış be canım.Bülent Ersoy fiziği görüyorum ben bu kardan kadında.Puhahaha:) Canımcum ayrıca senin rap yaptığın o yazıyı okuyunca aklıma bişey geldi.Bende rap yazmıştım geçen sene bizimle ilgili.Ama önce sana okutmam lazım bi.Sonra blogumda yayınlayabilirim belki;)ehem ehem:=)
Bugünde okula gitmedim.Hatta bu hafta gitmeyi düşünmüyorum.Cuma gidicem sadece.O da med472 nasıl bi ders onu kontrol etmem lazım:)Hade si yüüüü:P





FaTmA...





18 Şubat 2008 Pazartesi

FEYSBUK AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR.KULLANIN KULLANMAZSANIZ ZATEN KENDİNİZDEN KILLANIN:)))

  • Selam olsun!Başlık süper oldu farkındayım:) ahahaha.Napalım ya sosyal bir ortam olan feysbuktan bahsedesim geldi buğün.Ben bu araçla nasıl tanıştım,neden üye oldum falan filan.
  • Bir zamanlar bir kız varmış.Mahmutşevket paşa civarında bir evde arkadaşları ile oturmaktaymış.Arkadaşlarından biri olan Hande feysbuk diye bişeyden bahsetmiş.Bu kız fransız kalmış olaya.Ve bön bön arkadaşlarına bakmış.Sora soruyu patlatmış.O ne?Arkadaşlarıda onu kiç küçümsemeden,çok enteresan bir cevap vermişler.''Kızımmm herkes orda valla,herkesi bulabiliyosun''.Fatma kız daha da çok heyecanlanmış tabe.''Neee nasıl yane'' demiş.Açelya kız ''ben üyeyim'' demiş,arkasından Hande kızda ''bende üyeyim'' demiş.Fatma kız takmış bu feysbuk olayına.Karar vermiş eve gidince bi bakıcakmış şu feysbuka:)Tabe orda pc yokmuş.Ama Fatma kız M.şevket paşa'da çok eğleniyormuş.Bir süre sonra aklında uçup gitmiş feysbuk.Sora Fatma kız birğün okula gitmiş.Derslerden ADV231 imiş.Hoca bir anda feysbuk demiş.Fatma kızın gözleri parlamış ve ''amanınnn yine mi bu FEYZİçıktı karşıma'' demiş.Fatma kızın hocası demişki '' arkadaşlar yeni bir mecra olabilir feysbuk,gerçekten çok ilginç bir ortam bende sırf bakmak için üye oldum'' demiş.
Yelda kız fatma kıza sormuş:
'__ Fatma feybsuk ne?
Fatma kız:
__''Ya bole millet üye falan oluyomuş,herkesi bulabiliyomuşsun ama yonja gibi değilmiş daha düzeyli bişeymiş'' demiş.
  • Fatma kızın arkadaşı Yelda ertesi gün feysbuka üye olmuş bi şekilde okula gelmiş.Ve başlamış Fatma kıza Mahalle Baskısı yapmaya.
Yelda kız:
__Fatmaaaa nolur sende üye olll,kızımm süper bişiii.
Fatma kız:
__Yelda yürü git ya kızım ben üye olmam ole şeylere,o ne ya ole ezik gibi.
Yelda kız:
__Salak öyle birşey değil.Çok eglenceli.
  • Neyse konu kapanmış.Bir süre sonra Fatma kız Büşra arkadaşını görmüş ve konuyu ona açmış.
Fatma kız:
__Büşra nan duydun mu feysbuk diye bişi varmış.Bu ne abi? Herkes ısrar ediyo illa üye ol diye.(Fatma kız bunları söylerken Büşra kızında kendisini onaylamasını bekliyormuş tabi)
Büşra kız:
__Kızımmm evet süper bişi ya hemen üye ol.
  • Fatma kız şaşkın.Nasıl yani Büş'te üye çıktı!
Fatma kız:
__Yuh abi sende mi üyesin.Yok artık!
Büşra kız:
__Kızım ya yonja gibi değil,lütfen ya sende üye ol.
  • O günden sonra Büşra kız ve Yelda kız Fatma'ya olmadık Mahalle Baskıları uygulamışlar.Tutturmuşlar üye ol diye.Ama Fatma kız dirençliymiş.Hemen teslim olmamış.Bigün Uğur Abisi eve gelmiş.Fatma kızda abisinin yanına gitmiş bide ne görsün.Uğur abiside feysbuka üye oluyo.
Fatma şaşkın:
__Nasıl yani, sende mi üye oluyosun? demiş
Uğur:
__''Ya bizim çocuklar ısrar etti ol ol diye,uğraşamam ben bole şeylerle de üye olim işte dursun'' demiş.
  • Eeee madem öyle Fatma kızda üye olmanın zamanı geldi diye düşünmüş.Ve almış pc yi eline düşmüş feysbuk yoluna.Girmiş siteye ve olmuş üye.Resim falan eklemiş cart curt.Ortam manyak tabe:))Hatta arkadaşlarıyla feysbuka farklı bir boyut katmış ve feysbukun adını değiştirmiş.Feyzibuk yapmış:) Türk usulü olsun diye.Ama melezmiş bizim Feyzi.Niye mi? İngilizceymiş ana dili:)Annesi ingiliz babası Türkmüş.Annesi ile babası sık sık kavga ederlermiş feysbuk ortamında.Babası Türk usulü zamazingo demiş anası what does mean your birthday? demiş :=)Babası kurmuş rakı sofrasını, almış önüne Türk lokumlarını,ohhh.Eee İngiliz Hatun boş kaldı ya Nuri Alço sanal ortam falan dinler mi? Dinlemezzz.Düşmüş hatunun peşine ama bizim Feyzi Emrah'ın filmleriyle büyüdüğü için kurtarmış annesini o gazozun gazabından.Türk erkeği severde döverde tabe.O muhteşem karizmasıyla ingiliz Hatunu öyle bir etkilemiş ki kadının gıkı çıkmıyormuş.Razı gelmiş kaderine ve dizini kırıp oturmuş evinde.Anlıcanız bizim feyzi Türk ama anasına ayıp olmasın diye ingilizce konuşuyo:)

Fatma kız bahsedildiği gibi ebesini bulamamış.Hatta ilkokul arkadaşlarınıda.Çünkü aramamış:) Ama ortaokul ve liseden arkadaşlarını bulmuş.Bazılarını görünce çok şaşırmış.

Fatma kız feysbuk sayesinde çok çeşitli bilgilere ulaşmış.Kah gülmüş kah üzülmüş.Ama feysbuku hiç bir zaman amaç olarak kullanmamış.

Feysbuku araç olarak kullanmış bu yüzden de kendinden hiç kıllanmamış:)

O ermiş muradına biz çıkalım kerevetine! (bu laf böylemiydi ya,kerevet ne ki? :> )

THE END


  • Mekan:Feyzibuk
  • Yazan ve oynayan:) Fatma Şişli
  • Oyuncular:Uğur,Yelda,Açelya,Büşra,Hande,Yonca Hoca,Feyzi,İngiliz Hatun( Feyzi'nin anası),Bıyıklı ve göbekli Feyzi'nin bubası
  • Konuk oyuncu:Nuri Alço ve gazozu
  • Müzikler:Tarkan,Vay anam vay ( Beyaz show'a çıkmaz ama beni kıramadı)