13 Ocak 2016 Çarşamba

4N HAYATLAR

Neden, Nasıl, Niye, Niçin? Sor sor dur. Pişmanlığın dibine vurduktan sonra hiç biri fayda etmiyor. Yaptıklarını geri alamıyor insan. Keşke öyle davranmasaydım, keşke şuna kulak asmasaydım, keşke insanların ne dediği ile bu kadar ilgilenmeseydim diye kendini didiklerken bulursun. Bitmez sorular, iç çekmeler, düşünüp durmalar. Düzelir diye bekleme düzelmez. Şöyle yapmasaydım böyle olmazdı, oraya gitmeseydim bunu yaşamazdım... gibisinden söylenmeye başlarsın. Biter diye bekleme bitmez!

Lanet okursun yaşadıklarına. Sonra napıyorum ben dersin. Kader diye bir şey var. E peki senin salaklığın? Senin iraden? Başına gelenlerin hepsini kadere mi yükleyeceksin? Hayır! Cüzzi irade var bilirsin. Yüzde kaç benim payım bu iradede? Bilsen ki payın az ve bunların başına gelmesi lazımdı. Rahatlarsın. Oh be Rabbim öyle istemis der rahatlarsın. Ondan gelene razı olursun. Ama işte salaklık yaptın ya bi kere, kandın ya gereksiz insanların sahte laflarına, doğruları söyleyenleri görmezden gelip sana faydası olmayacak olan kişilerin o an için kulağına hoş gelen sözlerine kandın ya bütün bunlar kemirir içini. Kanmasaydın, dinlemeseydin, kafasız mıydın?! 

Payınıza çıkardığınız dersler kalır geriye. 

Birde eski fotoğraflar...



27 Aralık 2015 Pazar

MİNİK TERZİ

Bir dolaylı yoldan online alışveriş faciası daha! Hatırlarsanız daha önce bir kez online alışveriş yapmış ve bin pişman olmuştum. O günden beri kesinlikle internet üzerinden birşey satın almadım. Son zamanlarda İnstagram'dan takip ettiğim bir sayfa vardı. Ürünleri çok güzel ve tarz gözüküyordu fakat daha önce yaşadığım olumsuz girişimden ötürü cesaret edemiyordum. Sonunda Minik Terzi Beşiktaş'ta bir dükkan açtı ve koşa koşa gittim. Ürünleri yakından görebilme şansım vardı. Mağaza ufacık ama tıklım tıklımdı.Hatta kapıda sırada bekleyenler dahi vardı. Ben de kendilerinden bir adet mont ve elbise alarak ayrıldım. Cumartesi günü aldığım ürünü üç gün sonra giymek için gardrobundan çıkardığımda ilik yerlerinde ve koltuk altında sökükler olduğunu gördüm. Akşam okula giderken vaktim olmadığı ve birşey yapılamayacağı için ertesi sabah Salı günü kendilerine İnstagram'dan mesaj attım. Telefon numaraları olmadığı için arayamadım malesef. Arayıp hemen farkettiğimi belirtmek istemiştim belki değiştirmezler diye. Mesajıma cevap gelmeyince mağazaları en yakın Cumartesi - Pazar açık olduğu için haftasonunu bekledim.

Haftasonu dükkanlarına gittiğimde mağazanın sahibesi (Özden Kılıç) oradaydı. Kabandaki sökükleri gösterdim ve kendisi bana 3 günü geçtiği için değişim yapamıyoruz dedi. Sitelerinde iade ve değişim kısmında yazıyomuş bu bilgi. Siteye bakmadan alışveriş yapamazsınız yani! Dünya üzerindeki bütün markalar en az bir hafta içinde değişim alırken kendileri üç gün süre veriyor. 

Hata benden kaynaklanmamasına rağmen ürünü giyinmiş olabilirsiniz ve üç gün şartımız var diyerek değişim yapmadılar. 164 tl verip üç yerinden sökük bir mont almış oldum yani. İnsanca derdimi anlatmaya çalışınca da İnstagram'dan engellediler.Zaten ürünlerin altında hiçbir olumsuz yorum olmamasından kıllanmalıydım.

İnsanlar milleti tırtıklayarak kolay para kazanmanın yolunu bulmuşlar. Sökük mont dikiyosun, sağını solunu kontrol etmeden onu mağazanda askıya asıyosun üzerine bide satıyosun. Sonra çıkıp hatayı müşteride buluyosun, üç gün içinde geri dönüş yapmadınız diye!

Merak ediyorum gerçekten bu şekilde kazanıp, mağaza açtığınız paraların helal olduğunu düşünüyo musunuz? Ben verdiğim parayı helal etmiyorum. Bunun dindar insanlar tarafından yapılıyor olması ayrıca irenç bi mevzu üstelik. Tabiki bir satış kuralın olacak buna kimse birşey diyemez. Fakat bariz bir şekilde sökülmüş olan ürünü satmak hakka girmekten başka birşey değildir. 

Şimdi ürünün fotoğraflarını burdan paylaşıcam. Müşteri memnuniyetini sağlamak adını bu ürünü çok rahat değiştirebilirlerdi. İlk ve son alışverişim kendilerinden!

Sökük kumaşın içine parmağım giriyor!Gri gözüken yer bildiğiniz delik!

 Parçalanmış kumaş!
Sökük sökük ilik yerleri




 İkinci ilik kısmı yine aynı yerden sökük ve parmağım içine giriyor!



Koltuk altı sökülmüş, kumaş parçalanmış!

Bütün bunları benim yapmam mümkün mü acaba! Falçata alıp monta girişmiş olmam lazım heralde! Alışveriş yapmadan önce yaşamış olduğum olumsuz tecrübeleri ve kendilerinin sergilemiş oldukları tavırları bilmenizi istedim. Yinede alırsanız (ki bence böyle kişilere para kazandırmamak lazım) ürünü iyice inceleyin. Sonra benim gibi paranızı çöpe atarsınız :(

Güncelleme: Kendilerini yoğun bir şekilde gerekli yerlere şikayet etmiş olmamdan dolayı geri dönüş yapıp paramı iade etmişlerdir. Ama beni kaybettiler malesef:)

10 Aralık 2015 Perşembe

BIKKIN/TI

Nasıl diyor siz? What the fuck is going on! Başka türlüsünü bulamadım bu ruh halinin. Güzeli özlüyorum, mutluyu, neşeyi ve umudu. Yeni yıl türküsü yaklaşırken, Noel Papa'nın damdan düşeceğine inanan çocukların masumluğundan diliyorum. Nasıl diyor siz? How is it going? Bombok be! Pardon, başka türlüsüne gücüm yetmiyor. 

Diyorumki;

Uykuyu özledim, uyumayı!
Her güne heyecanla başlamayı özledim, başlangıçları!
Gözlerini özledim, hapsettiğin cümleleri de!

Geçmiyor. Arkasına bakmadan yürüyen insanlara çelme takasım geliyor. Bir kere dön bak arkadaş. Yoksa öğret bana da nasıl oluyor bu umursamazlık? Hiç mi pişmanlığın yok? Ama, keşke, fakat, tüh... Bunlardan da mı kullanmıyorsun? Yürümeyi benden önce mi öğrenmişti acaba. Arada kaçırdığım birşeyler vardı o zaman. Öğretsen ya. Heidi olsam ben de. Dağ bayır dolansam. 

Sanırım ben geri geri yürümeyi öğrendim. İleri yürüyüp ne yapacaksın? Bilmediğin şeyler falan. Geri geri yürüyorum, geri geri. 

4 Temmuz 2015 Cumartesi

JUST A LITTLE QUESTION :)

  Hayatımı ne olarak, kim olarak tamamlamak istiyorum? sorusu benden başka kimlerin aklına geldi acaba:)  Şimdi insan olarak tamamlamak istiyorum gibisinden gereksiz itici cevaplara girmeyelim hiç. Daha somut şeylerden bahsediyorum burda. Mesela kimi için anne olabilmektir anlamlı olan. Kiminin daha büyük tutukuları vardır. Hayatta sadece anne olmak, eş olmak yeterli değildir onun için ve kendisini tamamlayacak olan o şeyi arar durur. Modern dünya tabiriyle ''Hayattaki hedefiniz nedir?'' diyerek basitleştiriyorlar bu soruyu. Sonra da millet kpss'yi kazanıp memur olmak, bilmem nerde müdür olmak falan diyor. Bilemiyoruz gerçi, belki sahiden adam ya da kadın yeterli TM puanını alıp, hayatında sahip olmak istediği ünvana kavuşacaktır. Ama işte bu bana çok saçma geliyor. Yani işin içinde ruhu  da tamamlayacak birşey yoksa ''böyle bitmemeli'' dememiz gerekmiyor mu?:)


  Neden bu tarz sancılar çekiyorum ben de bilmiyorum:) Aslında güzel oluyor bazen kafa jimnastiği yapıyoruz ama sorunun cevabını bulmak zor. Neyse sonra düşün düşün buluyosun yanıtı:) Diploma, iş hatta her genç kızın hayali olması zorunluluğu getirilen eş vs den ziyade başka şeyler de girebiliyor insanın hayatına.

  Pek sevgili dostumla bir gün oturmuş birşeyler yer içerken şöyle bir cümle kurdum; '' Ben hayatımı yazar olarak, yazarak tamamlamak istiyorum.'' Sonra dedimki vay be buldum :) Evet bir Edison, Einstain edasıyla hemde:) İnsanlık yararına olmasa da kendi yararıma çok önemli bir keşfe imza atmıştım sonuçta :)

  Sevgili dostumun da ''bende'' demesiyle entellik seviyemiz ikiye katlanmış ve '' Siz bu kafayla evde kalırsınız? '' diyecekler aklıma düşmüştü :)

Hayırlısı be :DDDD

28 Haziran 2015 Pazar

WHO WINS?

Oruçlu oruçlu kafamı toparlayabilirsem Amerika'da lgbt evliliklerinin serbest bırakılması üzerine bir yazı yazıcam inşaallah. Konuya bodoslama dalıyorum kusura bakmayınız:)

Etrafta bir sürü lgbt olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Evlenip, eşinin gay olduğunu anlayınca dokuz ay sonra boşanan kadınlar var. Yada ' Bizim yurtta başörtülü bir lezbiyen kız vardı', diyenler de var. Meselem insanların tercihleri değil. Yolda travesti bile görsem tip tip bakmamaya çalışırım. Bir yerden alışveriş yaparken gay görsem, ne ters ters bakarım ne de rahatsız edecek davranışta bulunurum. Ama 'same gender marriage' yasal kılınamaz. Dünya belli bir düzen üzere kuruludur ve birileri fıtrarı bozmaya çalışıyor. Piramitten sineği çıkartsak bile dünyanın düzeni bozulacakken, hepsinin bir yaradılış gayesi ve amacı varken nasıl olurda insanın fıtratına bu şekilde müdahale edilebilir! 

Bunun adı demokrasi değil, bunun adı eşitlik değil. Bu birileri tarafından toplum mühendisliği yapılmak üzere kurgulanmış bir oyun. Evet klişe olacak ama oyun! Biz buna hazırlandık. Bu aşamaya gelene kadar bir normalleştirme sürecinden geçirildik. Whatsapptaki emojilerden tutun, Hdp'nin eşcinsel adayına kadar hepsi belirlenmiş şeylerdi. Twitterda atılan tweetlerin içeriği bile o kadar ilginç ki. İnsanları kışkırtmak için adını 'onur yürüyüşü' koydukları bir saçmalığı Fatih Çarşambadan başlatıyorlar ! Sapkınlığa, onur derken bu ilişkileri de 'love wins' olarak özetliyorlar. Yine twitterda belki de fake olan başörtülü lezbiyen bir kız hesabından ne tweetler atıyor. Cesaretlendirip, sokağa çıkartmak istedikleri bir kesim var çünkü. 

Love is love - hüküm is hüküm !

Gelelim asıl mevzuya, lovewins hastagi ile sosyal medya yanıp kavrulurken bir başörtülü bir de başı açık ama dindar olan bir arkadaşın bu mevzuyu desteklediğine şahit oldum. Zaten elle tutulur hiçbir tarafı olmayan bu mevzunun bilinçli kişiler tarafından da sevinçle karşılanması çıldırttı beni. 

Yahu arkadaşlar hadi onlar Müslüman değil, hadi Müslüman olanlar da dinini bilmiyor. Peki ya siz? Kuran'da ki Lut kavmini bilmiyor musunuz? Hz. Allah'ın bu kavmi sevmediğini, sapkın dediğini ve helak ettiğini bilmiyor musunuz? Onun sevmediğini severek, sapkınlık dediğine 'Love' diyerek neye hizmet ediyorsunuz?! 

Kafanızda nasıl bir yeri var bu konunun bilmiyorum ama Kuran'daki yeri bellidir;

7:80 -Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyor sunuz?
7:81 -Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
11:77 -Ne zaman ki, elçilerimiz Lut'a geldiler, bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve "Bu gün çetin bir gündür." dedi.
11:78 -Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara: "Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" dedi.
11:79 -Onlar: "Sen de bilirsin ki, bizim senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet iyi biliyorsun." dediler.
15:67 -Şehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler.
15:68 -Lût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin."
15:69 -"Allah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin."
15:70 -Lût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik?"
15:71 -Lût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin).
27:54 -Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"
27:55 -"Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"


 Akılsızları anladım da akıllı bildiklerime diyorum; 'Yoksa siz hiç akletmez misiniz?!' 

16 Haziran 2015 Salı

BACK TO SCHOOL

Dört yıl aradan sonra yüksek lisans ile okul hayatıma geri dönmenin mutluluğunu yaşıyorum:)) Yüksek yüksek diye diye başımın etini yediler. Aradan çıkartayım dedim.



Tebdili mekanda ferahlık vardır düşüncesi ile lisans eğitimimi aldığım okulu değil başka bir okulu tercih ettim yüksek lisans için. Tercih ettiğim okul, eski okuluma göre daha muhafazakar . Genel ortamı da şu şekilde özetleyebilirim; eski okulum vatandaşlarla yeni okulum halka dolu :) Az çok bilgi sahibi olduğum yeni okuluma hemen ısınmış ve ortamı benimsemiştim. Merdivenlerinden çıkarken, sınıfta otururken, kantine inerken garip bir güven hissi vardı içimde. Sınıf arkadaşlarım bu okuldan mezun ve hiç biri memnun değil. Benim neden kendi okulumda değilde burda yüksek lisans yaptığıma hala bir anlam veremiyorlar:) Literatürde özel ama kafa yapısı olarak devlet gibi olan okul, mevcut sistemi ile arkadaşları delirtmiş. Bana da ''Attan inip eşşeğe bindin, çekeceksin o zaman'', diyorlar:) Razıyım, çekerim :) Her seferinde memnuniyetsizliklerini dile getiren arkadaşlar,  ''Öyle söylemeyin ya iyi okul bence'' demelerimi garipsiyolardı. Haklılar, çünkü mezun olduğum okulda yaşadıklarımı bilmiyorlar.

Hatırı sayılır bi okulda lisans eğitimimi tamamladım. Verdiği eğitim, öğrencilerine sunduğu imkanlar, hocaları... daha birçok konuda gerçekten çok kaliteli bir okuldu. Fakat bir türlü kendimi rahat hissedemiyordum okulda. Hazırlık dönemi lise gibiydi ne olduysa bölüme geçince oldu. Başörtülü birinin pek okuyacağı bi bölümü tercih etmemiştim sanırım:) Başörtüsü yasağından dolayı okula şapka ile giriyorduk ve bu bizde inanılmaz bir özgüven eksikliği yaratıyordu. Kimliğinizle değil başka biri olarak okula giriyorsunuz. Üstelik o saçma şapka ile koskoca anfide sunum yapıyorsunuz! Birileri Temmuz'un ortasında moda olsun diye şapka taktığınızı düşünüyor. Şapkayla birlikte ve okuduğum bölümün aykırılığı nedeniyle bir türlü aidiyet hissedemiyordum. Rahat değildim. Zaman geçtikçe bu duygu azalmadı. Hep sınıfın dışında ya da okulun dışında bir yerlerdeydim. Şimdiki başörtülü nesilden biraz daha farklıydık biz. Onlar muhtemelen bu hissi yaşamıyor olabilirler. İlk defa başörtümle okula girdiğim o günü hiç unutamıyorum. O zaman özgüven konusunda biraz ilerleme kaydetmiştim sanırım. 

Her türlü serbestliğin olduğu bu okulda dindar biri olarak okumak hakikaten çok zordu. Türkiye'de değilde yurt dışında bi okulmuş hissi yaratıyordu insanda. Son derece elit, bir o kadar burjuva:))Özellikle kendi bölümüm için söylüyorum, benim gibi düşünen bir tane bile hocam yoktu. Beni anlayabilecek, ya da gidip konuşabileceğim bi hocam da. Okulun imkanlarında da yararlanamıyorduk. Bir sürü kulüp vardı mesela ama bize çok uzaktı. Çünkü içinde bulunduğumuz yerin çokta uzağına gidemiyorduk. Şartlar dindar bir kız için pek uygun değildi yani.

Gelelim asıl konuya, yüksek lisans yaptığım okula karşı acayip bi aidiyetlik hissi gelişti bende:) Okulun içinde mescit olması şok etmişti beni. Resmen namazlarımızı rahatça kılabiliyorduk. Sonra dersin birinde, erkek arkadaşlardan biri ezan okununca çıkıp abdestini alıp geri gelmişt. İkinci bir şok daha yaşamıştım:) Üstelik yüksek lisansımı da o aykırı bölümde yapıyordum bu okulda. Beni anlayan, benim dilimden konuşan hocalarım ve arkadaşlarım vardı. 

Ben yüksek lisans yaptığım okulda Ben idim. Oysa lisansımı yaptığım okulda sadece Öteki. İşte tamda bu durumdan dolayı, yeni okuluma daha çok ait hissetmiştim kendimi. Daha özgüvenli, daha mutluydum. Oysa mezun olduğum okulda arkadaşlarımla mutlu olsam bile, okul çok kaliteli olsa bile yetmemişti bana/bize. 

Şimdi bu okulda, bütün teknik aksaklıklara ve devlet dairesi zihniyetine rağmen evet ben mutluyum. Belki eski okulumdaki imkanlar yok, kampüs ortamı yok, yok babam yok:) Ama dindar kimliğimle, başörtümle kendim olarak okuyabildiğim yeni okulum yepyeni duygular yaşattı bana. 


23 Mart 2015 Pazartesi

GÜLÜMSEYİN NEFİS-İ SURET ÇEKİYORUZ


 Sıcaktan bunalan parmaklarım klavye üzerinde gezinirken "Ayakların geri geri gitmedi mi hiç senin?" Diyordu sanki bana. Ne de güzel seçiyordum kelimelerimi. Tıpkı bir seri katilin ince eleyip sık dokuyarak hazırladığı plan gibi planlıyordum cümlelerimi. Tek planlayamadığım şey kendi hayatım olsa gerek. Ne gerek var plana projeye. "Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?" Sorusunu kabir suali bellemişiz kendimize. En iyi ve en doğru cevabı vermeliyiz.Orada bize yardım edecek kimse olmayacak. Yanlış cevap verirsek bittik. Doğru cevabı verirsek ne olacağı malum zaten. Paçayı yırttık, köşeyi döndük, hadi yine iyiyiz, ballıyız... Planladığımız yere ulaştığımızda planlamadığımız insanlar da kümelenmiştir etrafımızda. Zaten aynı yerde sayıyorsanız az ve özsünüzdür aslında. 

Başkaları ömrümüz boyunca hayatımızı planlamaya çalışmaz mı? Okul, iş, evlilik, çocuk, kaç çocuk.... Kısır bir döngü içinde çok eşli bir yaşam sürüyoruz. En iyisini bildiğini düşünen, çok bilen, en çok bilen hepsi bir araya gelmiş yaşam koçluğu yaparlar sana. Belki sadece, sade bir insan olarak yaşamak düşmüştür onun nasibine. Sıradandır o. Düzdür, basittir... Herkes gibi olmamanın maddiyat üzerinden tanımlandığı bu dünyada "Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?" Sorusuna; Çok daha dindar, çok daha dürüst, çok daha mümin cevabını vermiştir. Dolayısıyla 
'fazla uçmuş'tur o aslında.

İnsanın kendini geliştirmesi ve kariyer yapması sadece üzerinde oturduğu koltukla yada önündeki masayla ilgilidir! Yıllar sonra bir arkadaşımızı gördüğümüzde merak ettiğimiz şey "Acaba kariyerine ne kattı, çalışıyor mu, hangi poziysonda?" Sorularıdır. Hiçbirimiz eski kötü huylarından birinin değişip değişmediğini yada daha iyi bir insan olup olmadığını önemsemeyiz. İnsanlık kariyer gerektiriyor çünkü! 

"Kariyerimi daha iyi bir kul olmak üzere planlıyorum." Diyebilecek kaç genç var aramızda? Hepimiz mastercı hepimiz şirket insanıyız. 

Uzun lafın kısası gün gelecek dünya robotlarla yönetilecek denirken robotlaşacak insanlardan bahsediliyormuş meğer. 

Nefs-i suret çağının Nefis-i suret yapan nesli olmaya davet ediyorum hepimizi... 

P.S: Bu yazı heykizkardesim.com'da yayımlanmıştır.